Yara iyileşmesi; hemostaz ve inflamasyon, proliferasyon ve yeniden yapılanma olmak üzere birbirinden farklı üç fazdan oluşur. Dokuda bir yaralanma meydana geldiğinde damarlar açılır, trombositler yara bölgesinde hücresel bir plak oluşturarak hemostaz sürecini başlatır.
İnflamasyon fazında artan vasküler geçirgenlik ve kompleman sisteminin aktivasyonu sonucu, başta nötrofiller olmak üzere çeşitli immün hücreler yara bölgesine göç eder. Bu hücreler bir yandan proteolitik enzimler ve sitokinler salgılarken, diğer yandan serbest radikaller üreterek yabancı organizmalara karşı yarayı koruyucu bir görev üstlenir.
Kronik yaralar ciddi sağlık sorunlarına yol açar ve dünya genelinde sıklıkla diabetes mellitus gibi hastalıklarla ilişkilidir. Diyabet hastaları, bozulmuş, kalıcı ve iyileşmeyen yaralar olarak tanımlanan kronik ülserler gibi önemli problemlerle karşı karşıya kalmaktadır.
Sağlıklı bireylerde yara iyileşmesi ideal bir hızda gerçekleşirken, diyabetik hastalarda bu süreç çoğu zaman gecikir, hatta tamamen tehlikeye girebilir. Homeostazın bozulması, inflamatuvar sürecin uzaması, yüksek kan şekeri nedeniyle hücre proliferasyonunun baskılanması ve kolajen oluşumunun azalması, diyabette yara iyileşmesini bozan temel nedenler arasında yer alır.
Yara iyileşme süreci, kolajen sentezini artırması ve serbest oksijen radikallerini ortadan kaldırması nedeniyle antioksidan aktiviteyle yakından ilişkilidir. Antioksidanların, reaktif oksijen türleri yolunu baskılayarak iyileşmesi zor yaraların onarımında önemli rol oynadığı bilinmektedir. Diyabetik hayvan modellerinde oksidatif stres artarken, serumdaki antioksidan enzim düzeylerinin azaldığı gösterilmiştir.
Diyabetlilerde normal yara iyileşmesi gerçekleşmediğinden, oksidatif stres hastalığın komplikasyonlarıyla birlikte farklılıklar gösterir. Artmış DNA, protein ve lipit peroksidasyon ürünleri, diyabetli bireylerde oksidatif stresin yüksek olduğunun önemli göstergeleridir. Bu artışın, glukozun otooksidasyonu, ileri glikasyon ürünleri ve anormal mitokondriyal fonksiyonlardan kaynaklandığı bilinmektedir.
Yapılan çalışmalar, yara iyileşmesinde reaktif oksijen türlerinin önemli bir role sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu denge son derece hassastır. Yara bölgesinde açığa çıkan bu moleküller, bir yandan yabancı patojenlere karşı etkili bir savunma için gereklidir. Diğer yandan, düşük düzeylerde bulunmaları anjiyogenezin ve hücresel sinyalizasyonun başlatılabilmesi açısından büyük önem taşır. Antioksidan tedavilerin çeşitli hastalıkların tedavisinde yararlı olduğunu gösteren klinik uygulamalar da bu dengeyi desteklemektedir.
Günümüzde yara tedavisinde farklı antioksidanlardan yararlanılmaktadır. Detoksifikasyon, normal yara iyileşmesinde büyük bir öneme sahiptir. Ancak antioksidan kullanımının da bilinçli ve kontrollü bir şekilde yapılması gerekmektedir.
Diyabet hastalarında büyük ve küçük damarların etkilenmesi, dokuların beslenmesini ve oksijenlenmesini bozar. Vücutta enerji üretimi ancak yeterli besin ve oksijen varlığında mümkündür. Damarların görevini yerine getirememesi ve dokulara yeterli kan taşınamaması iskemi olarak tanımlanır. İskemik dokularda enerji gereksinimi karşılanamaz ve bu durum, yara iyileşmesi dahil birçok biyolojik sürecin normal şekilde ilerlemesini engeller.
Diyabet, savunma sistemini bozan başlıca hastalıklar arasında yer alır. Yara iyileşmesinin kritik aşamalarından biri bağışıklık sistemine ve bu süreçte görev alan hücrelere bağlıdır. Bu hücrelerin işlevlerinin bozulması, yalnızca yara iyileşmesini aksatmakla kalmaz, aynı zamanda enfeksiyonlara karşı direnci de azaltarak diyabetik yaraların kolayca enfekte olmasına yol açar.
Sonuç olarak diyabet, yalnızca tek bir organı ya da dokuyu etkileyen bir hastalık değildir. Yol açtığı çok yönlü zararlar nedeniyle basit bir yara bile beklenen şekilde iyileşmeyebilir. Üstelik yara iyileşmesini bozan nedenler tek bir faktöre bağlı olmadığı için bu süreci düzeltmek de kolay değildir. Diyabet hastalarında yaraların daha kolay açılması da tabloyu ağırlaştırmaktadır. Buna rağmen bilinçli bakım, düzenli kontrol ve korunmaya odaklı bir yaklaşım sayesinde yara oluşumu büyük ölçüde engellenebilir. Bu nedenle diyabet hastaları için en gerçekçi ve etkili çözüm, yarayı tedavi etmekten önce yaranın oluşmasını önlemeye odaklanmaktır.