QIMR Berghofer Medical Research Institute araştırmacılarının da yer aldığı uluslararası bir ekip, anne sütünde ve özellikle kolostrumda yüksek düzeyde bulunan osteopontin adlı proteinin erken yaşam bağışıklığı üzerindeki etkisini araştırdı. Cell dergisinde yayımlanan çalışmada, süt kaynaklı osteopontinin bulunmadığı yenidoğan farelerin ağır viral ve bakteriyel alt solunum yolu enfeksiyonlarına daha yatkın olduğu görüldü. Araştırmacılar bu etkinin bağırsak bakterileri ile akciğer bağışıklığı arasında uzanan biyolojik bir bağlantıyla ilişkili olduğunu ortaya koydu. [1]
Osteopontin nedir?
Osteopontin, insan vücudunda farklı dokularda bulunan ve bağışıklık sistemi, hücreler arası iletişim ve doku gelişimi gibi birçok süreçte görev alan bir proteindir.
Bu protein anne sütünde de bulunur. Özellikle doğumdan sonraki ilk günlerde salgılanan kolostrumda yüksek düzeyde bulunması, araştırmacıların osteopontinin erken yaşam dönemindeki görevlerine odaklanmasına neden oluyor.
Daha önceki araştırmalar süt osteopontininin bağırsak gelişimi, bağışıklık sistemi ve nörogelişimle ilişkili olabileceğini düşündürmüştü. Yeni çalışma ise bağırsak mikrobiyotası ile akciğer bağışıklığının gelişimi arasında daha ayrıntılı bir deneysel mekanizma ortaya koyuyor. [1][2]
Osteopontin olmayınca enfeksiyon daha ağır seyretti
Araştırmacılar, süt yoluyla osteopontin alamayan yenidoğan farelerde viral ve bakteriyel ağır alt solunum yolu enfeksiyonlarının daha ciddi seyrettiğini belirledi.
Bu tablonun arkasındaki önemli değişikliklerden biri dendritik hücrelerde görüldü.
Dendritik hücreler, bağışıklık sisteminin adeta “erken uyarı ve yönlendirme ekibi” gibi çalışan hücreleridir. Mikroplardan gelen işaretleri algılar ve bağışıklık sisteminin diğer hücrelerinin nasıl yanıt vereceğinin belirlenmesine yardımcı olur.
Çalışmada süt osteopontininin bulunmaması, gelişmekte olan karaciğer ve akciğerde dendritik hücrelerin oluşum sürecinin, yani hematopoezin bozulmasıyla ilişkiliydi. [1]
Bağırsaktaki bakteriler akciğer bağışıklığını etkileyebilir
Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, etkinin yalnızca bağırsakta kalmadığını göstermesi oldu.
Farelere ağız yoluyla osteopontin verildiğinde bağırsaklarda Lactobacillaceae ailesine ait bakterilerin miktarı arttı. Aynı zamanda kanda 3-fenillaktik asit, kısaca PLA adı verilen bir mikrobiyal metabolitin düzeyi yükseldi. [1]
Metabolit, bakterilerin veya insan hücrelerinin gerçekleştirdiği kimyasal işlemler sonucunda ortaya çıkan küçük moleküllere verilen genel isimdir.
Araştırmacılar PLA’nın yalnızca birlikte değişen bir gösterge olup olmadığını incelemekle yetinmedi. Bu molekülün bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini de deneysel olarak sınadı.
Bağırsaktan akciğere uzanan biyolojik zincir
Deneyler sonucunda araştırmacılar osteopontin ile akciğer bağışıklığı arasında birkaç basamaktan oluşan bir mekanizma tanımladı.
Osteopontin bağırsak mikrobiyotasını etkiliyor, Lactobacillaceae bakterilerindeki artış PLA düzeyinin yükselmesiyle birlikte görülüyor ve PLA da PPARγ adı verilen hücresel bir düzenleyici yol üzerinden etkisini gösterebiliyor. [1]
Araştırmacılar ayrıca PLA verilmesinin veya PPARγ yolunun rosiglitazon adlı bir ilaçla uyarılmasının, hava yolu epitelinden kaynaklanan CCL25 adlı sinyal molekülü aracılığıyla lenfoid-miyeloid öncül hücrelerin akciğere çekilmesini desteklediğini gösterdi.
Bu süreç, akciğerde dendritik hücrelerin gelişebileceği daha uygun bir biyolojik ortamın oluşmasına katkıda bulundu. [1]
Başka bir ifadeyle araştırma, anne sütündeki bir proteinin doğrudan yalnızca akciğere etki etmesinden daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor: Sütteki osteopontin önce bağırsak mikrobiyotasını etkiliyor, bakterilerin oluşturduğu metabolitler dolaşıma geçiyor ve bu biyolojik sinyaller gelişmekte olan akciğer bağışıklığını şekillendirebiliyor.
Rosiglitazonla elde edilen sonuçlar da bu biyolojik yolun deneysel olarak doğrulanmasına yardımcı oldu. Ancak bu bulgu, ilacın bebeklerde kullanılması gerektiği anlamına gelmiyor; çalışma bu amaçla yapılmış bir insan tedavi araştırması değil. [1]
Amaç mikrobu tamamen yok etmek değil
Araştırmada öne çıkan kavramlardan biri de “hastalık toleransı” oldu.
Bağışıklık sisteminin görevi yalnızca virüs veya bakterileri ortadan kaldırmak değildir. Vücudun enfeksiyon sırasında oluşabilecek doku hasarını sınırlandırabilmesi de önemlidir.
Hastalık toleransı, vücudun mikropla karşılaşmasına rağmen enfeksiyonun oluşturduğu zararı mümkün olduğunca sınırlayabilme yeteneğini ifade eder.
Araştırmacılar süt osteopontininin desteklediği bağırsak-bağışıklık ilişkisinin bu toleransın gelişmesine katkıda bulunabileceğini düşünüyor. [1]
Bulgular anne sütü için ne anlama geliyor?
Çalışma, anne sütünün yalnızca protein, yağ ve karbonhidrat sağlayan bir besin olmadığını bir kez daha gösteriyor. Anne sütünde bebeğin bağırsak mikrobiyotasını ve gelişmekte olan bağışıklık sistemini etkileyebilecek çok sayıda biyolojik olarak aktif madde bulunuyor.
Osteopontin bunlardan yalnızca biri.
Daha önce yayımlanan bilimsel değerlendirmelerde de insan sütünün osteopontin açısından zengin olduğu ve bu proteinin bağırsak gelişimi ile bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde rol oynayabileceği bildirilmişti. [2]
Yeni araştırmanın farkı ise bağırsak bakterileri, bakterilerin oluşturduğu metabolitler ve akciğerdeki bağışıklık hücrelerinin gelişimi arasındaki bağlantıyı deneysel olarak daha ayrıntılı biçimde ortaya koyması.
Sonuçlar insan bebeklere doğrudan uygulanamaz
Araştırmanın en önemli sınırlılığı, haberin yorumlanmasında gözden kaçırılmamalı.
Mekanizmayı ve solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu etkiyi gösteren temel deneyler yenidoğan farelerde gerçekleştirildi. Bu nedenle sonuçlardan “osteopontin takviyesi bebeklerde solunum yolu enfeksiyonlarını önler” şeklinde bir klinik sonuç çıkarmak doğru değil.
Aynı şekilde PLA veya PPARγ yolunu etkileyen ilaçlarla elde edilen sonuçlar da şu aşamada insan bebekler için bir tedavi önerisi anlamına gelmiyor.
Araştırma ayrıca anne sütündeki tek bir bileşenin izole edilerek anne sütünün bütün etkilerini açıklayabileceği anlamına da gelmiyor. Anne sütü; antikorlar, proteinler, yağlar, oligosakkaritler ve çok sayıda başka biyolojik bileşenin birlikte bulunduğu son derece karmaşık bir yapı.
Bununla birlikte Cell’de yayımlanan çalışma, erken yaşamda bağırsak mikrobiyotası ile akciğer bağışıklığının birbirinden bağımsız sistemler olmadığını gösteren önemli deneysel kanıtlar sunuyor. Bundan sonraki kritik soru, farelerde ortaya çıkarılan osteopontin–mikrobiyota–PLA–PPARγ–CCL25 zincirinin insan bebeklerde ne ölçüde geçerli olduğu ve bunun solunum yolu enfeksiyonlarının önlenmesinde klinik bir karşılığının bulunup bulunmadığı olacak.
Kaynaklar
[1] Howard DR, Rashid RB, Ahmed T, Namubiru P, Rana MS, Wilkins T, Morrow J, Creek DJ, Franco RA, Allenby MC, Turner DL, Werder RB, Manna S, Satzke C, Lim Y, Sun J, Dennis PG, Yadav A, Kueh AJ, Chung CK, Forbes-Blom E, Noti M, O’Regan J, Coelho LP, Brown CC, Morrison M, Phipps S. Milk osteopontin alters the infant microbiome to drive DC hematopoiesis and disease tolerance. Cell. 2026. DOI: 10.1016/j.cell.2026.07.022.
[2] Sørensen ES, Christensen B. Milk Osteopontin and Human Health. Nutrients. 2023;15(11):2423. DOI: 10.3390/nu15112423.
Anne Sütündeki Bir Protein Erken Yaşam Bağışıklığını Etkileyebilir
Cell dergisinde yayımlanan yeni çalışma, anne sütündeki osteopontin adlı proteinin bağırsak mikrobiyotasını değiştirerek akciğer bağışıklığının gelişimini destekleyebileceğini gösterdi. Ancak temel mekanizma insan bebeklerde değil, yenidoğan farelerde ortaya kondu.
Yorumlar





