I. Dünya Savaşı’nın askerî ve toplumsal sonuçlarından biri, savaşan devletlerin elinde yüz binlerce askerin esir kalmasıydı. Osmanlı ordusuna mensup askerlerden bir bölümü de Rus kuvvetlerine esir düşerek Rusya’nın farklı bölgelerindeki kamplara sevk edildi. Sibirya, bu esirlerin tutulduğu başlıca bölgelerden biri oldu.

10 Bin Altınını 1.800 Türk Askeri İçin Harcayan Meryem Atmaca-1

1917 Rus Devrimi ile Çarlık rejiminin sona ermesi, esirlerin durumunu doğrudan etkiledi. Ancak Rusya’da başlayan siyasi istikrarsızlık ve iç savaş nedeniyle Osmanlı esirlerinin tamamının kısa sürede ülkelerine dönmesi mümkün olmadı.

Bu tarihsel süreç içerisinde kaynaklarda adı öne çıkan isimlerden biri Meryem Atmaca’dır.

Resmî Kayıtlara Geçen 10 Bin Altın ve 1.800 Esir

Meryem Atmaca’nın Türk savaş esirlerinin yurda dönüşündeki rolüne ilişkin en önemli veriler, Cumhuriyet dönemine ait resmî belgelerde ve dönemin basınında bulunmaktadır.

Cumhuriyet Arşivi’nde yer alan 1931 tarihli belgede, Meryem Atmaca ile eşi Ali Rıza Bey’in I. Dünya Savaşı sırasında Ruslara esir düşerek Sibirya’ya gönderilen Türk askerlerinin yurda dönmesinde üstlendikleri rol açık biçimde belirtilmektedir.

Belgede, Ruslara esir düşen Türk subay ve erlerinden 1.800 kişinin, 10 bin altın lira harcanmak suretiyle ana vatana kavuşturulduğu kaydedilmektedir.

Bu kayıt, günümüzde sosyal medya paylaşımlarında sıklıkla karşılaşılan “1.800 asker” ve “10 bin altın” bilgilerinin yakın dönemde oluşturulmuş bir anlatı olmadığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.

Meryem Atmaca’nın ölümünün ardından yayımlanan 15 Mart 1946 tarihli Tasvir gazetesi de aynı rakamları aktarmaktadır. Gazete, Sibirya’da bulunan ve yurda dönemeyen 1.800 Türk subay ve erinin Anadolu’ya ulaştırılması amacıyla Meryem Atmaca’nın kendi imkânlarından 10 bin altın harcadığını bildirmektedir.

10 Bin Altınını 1.800 Türk Askeri İçin Harcayan Meryem Atmaca

Birbirinden farklı nitelikteki resmî kayıtlar ile dönem basınının aynı temel veriler üzerinde birleşmesi, olayın tarihsel dayanağını güçlendirmektedir.

Yurda Dönen Esirlerin Cumhuriyet Dönemindeki Konumu

Tasvir gazetesinde yer alan ölüm ilanı niteliğindeki biyografik yazı, yalnızca esirlerin yurda dönüşünden söz etmemektedir.

Haberde, söz konusu 1.800 kişiden önemli bir bölümünün sonraki yıllarda Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Silahlı Kuvvetleri ve devletin farklı kurumlarında görev aldığı da belirtilmektedir.

Bu bilgi, esirlerin yurda dönüşünün yalnızca insani bir girişim olarak değerlendirilmemesi gerektiğini göstermektedir. Savaş ve esaret nedeniyle uzun süre ülke dışında kalan yetişmiş insan gücünün Anadolu’ya dönüşü, Millî Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluş döneminin koşulları düşünüldüğünde ayrıca önem taşımaktadır.

Bununla birlikte, 1.800 kişinin tamamının kimlikleri ile sonraki görevlerini ortaya koyan kapsamlı bir listeye mevcut çalışmalar çerçevesinde ulaşılamamaktadır. Bu nedenle dönem basınındaki söz konusu bilgi, yeni arşiv araştırmalarıyla ayrıntılandırılması gereken bir alan olarak değerlendirilmelidir.

Meryem Atmaca Kimdi?

Meryem Atmaca’nın biyografisine ilişkin bilgiler Türkiye’de uzun süre sınırlı kalmış, hakkında farklı ve zaman zaman birbiriyle çelişen anlatılar ortaya çıkmıştır.

Dönem kaynaklarında Meryem Atmaca, Übeydullah Efendi’nin kızı ve Rumiye Başkonsolos Vekili Yüzbaşı Ali Rıza Bey’in eşi olarak tanıtılmaktadır.

Ancak daha yakın tarihli akademik çalışmalar, Meryem Atmaca’nın aile geçmişine ilişkin daha ayrıntılı bilgiler ortaya koymuştur.

Tataristan Bilimler Akademisi Şehabeddin Mercani Tarih Enstitüsü araştırmacısı Aidar G. Khairutdinov tarafından yayımlanan çalışma, Meryem Atmaca’yı Maryam Nigmatullina-Bubi adıyla ele almakta ve onu İdil-Ural coğrafyasının tanınmış Bubi ailesiyle ilişkilendirmektedir.

Bu araştırmaya göre Meryem’in babası, eğitimci ve din adamı Gobeydullah Nigmatullin-Bubi idi. Ailenin Tatar toplumunun eğitim ve düşünce hayatında önemli bir yere sahip olduğu belirtilmektedir.

Bu bulgu, Türkiye’de bazı yayınlarda Meryem Atmaca hakkında kullanılan “Urfalı” tanımlamasını da tartışmalı hâle getirmektedir.

15 Mart 1946 tarihli Tasvir gazetesindeki ifade “Ufalı Übeydullah Efendi’nin kızı” şeklindedir. Tataristan kaynaklarının ortaya koyduğu aile bağlantıları da dikkate alındığında buradaki “Ufalı” ifadesinin Rusya’daki Ufa coğrafyasına işaret ettiği anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla Meryem Atmaca’nın “Urfalı” olduğu yönündeki bazı modern anlatıların, “Ufalı” kelimesinin daha sonraki yıllarda yanlış aktarılmasından kaynaklanmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Ali Rıza Bey ve Türkistan Yılları

Meryem Atmaca’nın hayatının anlaşılabilmesi için eşi Ali Rıza Bey’in biyografisi de önem taşımaktadır.

Akademik araştırmalarda ve döneme ilişkin hatıratlarda Ali Rıza Bey’in I. Dünya Savaşı sırasında Ruslara esir düştüğü, daha sonra Türkistan coğrafyasındaki askerî ve siyasi gelişmeler içerisinde yer aldığı aktarılmaktadır.

Zeki Velidi Togan’ın hatıraları da Ali Rıza Bey ile Meryem Atmaca’nın bölgedeki varlığına ilişkin önemli bilgiler içermektedir.

Meryem Atmaca’nın yalnızca esirlerin yurda dönüşü için maddi kaynak sağlayan bir kişi olmadığı, eşiyle birlikte Türkistan’daki millî hareketlerin içerisinde bulunduğu da çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir.

Bu çerçevede Meryem Atmaca’nın biyografisi, I. Dünya Savaşı sonrasındaki Türk esirleri meselesinin yanı sıra Türkistan’daki siyasi mücadeleler ve Anadolu’daki Millî Mücadele süreciyle birlikte değerlendirilmelidir.

1931 Tarihli Kararname

Meryem Atmaca ile Ali Rıza Bey’in faaliyetlerinin Türkiye Cumhuriyeti tarafından resmî düzeyde tanındığını gösteren en önemli belgelerden biri 1931 tarihli kararnamedir.

Söz konusu kararda çiftin geçmişte gerçekleştirdiği hizmetlere atıfta bulunularak Ankara’nın Kalaba bölgesinde iskân edilmelerine ilişkin düzenleme yapılmıştır.

Belgede 1.800 Türk subay ve erinin 10 bin altın harcanarak ana vatana ulaştırılması özellikle zikredilmektedir.

Bu nedenle 1931 tarihli kararname, Meryem Atmaca anlatısının tarihsel güvenilirliği açısından temel birincil kaynaklardan biri niteliğindedir.

Belgenin varlığı, esirlerin dönüşüne ilişkin anlatının yalnızca daha sonraki hatıratlara veya gazete haberlerine dayanmadığını; olayın Cumhuriyet’in erken döneminde devlet kayıtlarına geçtiğini göstermektedir.

1945’te Bir Kez Daha Resmî Kayıtlarda

Meryem Atmaca ile Ali Rıza Bey’in adına 1945 tarihli bir başka Bakanlar Kurulu kararında yeniden rastlanmaktadır.

12 Kasım 1945 tarihli belgede, çiftin Ankara’daki iskân hakları karşılığında İstanbul’da kendilerine bir bina verilmesine ilişkin düzenleme yer almaktadır.

Bu belge, Meryem Atmaca’nın ölüm tarihine ilişkin internet ortamında uzun süredir tekrarlanan bazı bilgilerin de yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir.

Bazı ikincil kaynaklarda Meryem Atmaca’nın 1926 yılında hayatını kaybettiği belirtilmektedir. Ancak 1945 tarihli resmî kayıtta adının yer alması ve ölüm haberinin 1946 yılında dönem basınında yayımlanması, 1926 tarihinin doğru olmadığını açık biçimde göstermektedir.

Ölüm Tarihine İlişkin Dönem Kaydı

Meryem Atmaca’nın ölüm tarihinin belirlenmesinde en önemli kaynaklardan biri 15 Mart 1946 tarihli Tasvir gazetesidir.

Gazete, Meryem Atmaca’nın “dün” hayatını kaybettiğini bildirmektedir. Bu ifade esas alındığında ölüm tarihi 14 Mart 1946 olarak ortaya çıkmaktadır.

Aynı haberde cenazesinin İstanbul Yerebatan’daki Neşet Esen Apartmanı’ndan kaldırılacağı bilgisi de bulunmaktadır.

Bu nedenle Meryem Atmaca’nın ölüm tarihine ilişkin değerlendirmelerde, olayın hemen ardından yayımlanmış dönem gazetesinin kaydı daha güçlü bir tarihsel kanıt niteliği taşımaktadır.

“10 Bin Altın Fidye” İfadesi Belgelerde Var mı?

Meryem Atmaca hakkında günümüzde yayımlanan metinlerde olay çoğu zaman “10 bin altın fidye ödeyerek 1.800 Türk askerini Ruslardan kurtardı” şeklinde anlatılmaktadır.

Ancak mevcut birincil kaynaklar bu kadar ayrıntılı bir mekanizma ortaya koymamaktadır.

Resmî kayıtlarda ve dönem basınında kullanılan temel ifade, 10 bin altın harcanması suretiyle 1.800 Türk subay ve erinin ana vatana kavuşturulduğu yönündedir.

Dolayısıyla 10 bin altının tamamının doğrudan Rus veya Sovyet makamlarına “fidye” olarak ödendiğini söylemek, mevcut belgelerin ortaya koyduğu bilgiden daha ileri bir yorum olacaktır.

Benzer biçimde, söz konusu meblağın Meryem Atmaca’nın “bütün serveti” olduğu iddiası da aynı kesinlik düzeyinde belgelenmiş değildir.

Akademik çalışmalarda paranın Meryem Atmaca’ya kalan mirasla bağlantılı olduğuna ilişkin bilgiler bulunmakla birlikte, mevcut mal varlığının tamamının 10 bin altından oluştuğunu ortaya koyan doğrudan birincil belge henüz tespit edilmiş değildir.

Bu nedenle tarihsel açıdan en güvenli ifade, Meryem Atmaca’nın 10 bin altınını 1.800 Türk esirinin yurda dönüşü için harcadığı yönündedir.

Arşivlerden Yeniden Ortaya Çıkan Bir Hayat

Meryem Atmaca’nın biyografisi, tarih araştırmalarında birincil kaynakların önemini gösteren dikkat çekici örneklerden biridir.

Beşköy’ün Unutulmayan Acısı: 47 Canın Hayatını Kaybettiği Felaket 28. Yılında Dualarla Anıldı
Beşköy’ün Unutulmayan Acısı: 47 Canın Hayatını Kaybettiği Felaket 28. Yılında Dualarla Anıldı
İçeriği Görüntüle

Onun hakkında yıllar içinde üretilen popüler anlatılarda bazı ayrıntılar değişmiş, doğum ve ölüm tarihleri konusunda farklı bilgiler ortaya çıkmış, “Ufalı” ifadesi kimi metinlerde “Urfalı” biçiminde aktarılmıştır.

Buna karşılık Cumhuriyet Arşivi belgeleri, dönem gazeteleri, hatıratlar ve son yıllarda yayımlanan akademik çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde daha belirgin bir tarihsel çerçeve ortaya çıkmaktadır.

Bu çerçevenin merkezindeki bilgi ise güçlü biçimde doğrulanmaktadır:

I. Dünya Savaşı sırasında Ruslara esir düşen ve Sibirya’ya gönderilen Türk subay ve erlerinden 1.800 kişinin ana vatana dönmesinde Meryem Atmaca ile eşi Ali Rıza Bey önemli rol üstlenmiş; bu amaç doğrultusunda 10 bin altın harcanmıştır.

Meryem Atmaca’nın hayatı bu olaydan ibaret değildir. Türkistan’daki siyasi mücadelelerden Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına uzanan biyografisi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminin az bilinen kadın aktörlerinden birini ortaya çıkarmaktadır.

Yaklaşık bir asır sonra arşiv belgeleri yeniden okunduğunda Meryem Atmaca’nın hikâyesi, tarihsel hafızanın dışında kalmış kişilerin biyografilerinin birincil kaynaklar üzerinden yeniden araştırılmasının önemini de gözler önüne sermektedir.

Kaynaklar

1. Tasvir Gazetesi, 15 Mart 1946, s. 5, “Bir Türk Kadını: Merhum Meryem Atmaca”.
2. Türkiye Cumhuriyeti Cumhuriyet Arşivi, 1931 tarihli Meryem Atmaca ve Ali Rıza Bey’in iskânına ilişkin kararname.
3. Türkiye Cumhuriyeti Cumhuriyet Arşivi, 12 Kasım 1945, 30-18-1-2 / 109-65-19.
4. Khairutdinov, Aidar G., “Maryam Bubi: The Forgotten Hero of the Bubi Dynasty”, Historical Ethnology, Cilt 7, Sayı 1, 2022.
5. Özteke, Fahri, “Millî Mücadele Dönemi’nde (1918-1923) Güneydoğu Anadolu’da Kadınlar”, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2021.
6. Togan, Zeki Velidi, döneme ilişkin hatıraları ve Türkistan faaliyetlerine dair kayıtlar.