AYM Kararı Ortada: 4/D İşçilerin Tayin Düzenlemesi İçin Neden 9 Aralık Bekleniyor?
Kamuda yıllardır tartışılan 4/D sürekli işçilerin yer değişikliği meselesinde hukuki tablo artık eskisi gibi değil.
Anayasa Mahkemesi, 696 sayılı KHK sürecinde taşerondan sürekli işçi kadrosuna geçirilen çalışanların görev yaptıkları teşkilat ve birime adeta “çakılı” kalmasına yol açan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı buldu.
Yüksek Mahkeme kararını verdi.
Gerekçesini ortaya koydu.
Mutlak yer değişikliği yasağının Anayasa ile bağdaşmadığını tespit etti.
Şimdi milyonların değilse bile çok geniş bir kamu işçisi kitlesinin önündeki temel soru şu:
Madem yasak Anayasa’ya aykırı bulundu, yeni sistemin hazırlanması için neden son gün bekleniyor?
AYM’nin iptal ettiği hüküm ne?
Meselenin hukuki düğümü 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinde bulunuyor.
696 sayılı KHK ile taşeron işçiler için başlatılan kadroya geçiş sürecinin ardından kanunlaşan düzenlemede, sürekli işçi kadrosuna geçirilenlerin “çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde” istihdam edilmelerini öngören bir hüküm bulunuyordu.
Uygulamada bu ifade, söz konusu çalışanların başka bir il veya bölgeye yer değişikliği taleplerinin önündeki en önemli hukuki engellerden birine dönüştü.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.
AYM de 26 Kasım 2025 tarihli kararında söz konusu ibareyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
Karar 9 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.
AYM çok açık konuştu: Mutlak yasak olmaz
Kararın en önemli tarafı yalnızca birkaç kelimenin kanundan çıkarılması değil.
Mahkemenin gerekçesi çok daha önemli.
AYM, sürekli işçi kadrosuna geçirilen çalışanların hayatları boyunca yer değişikliğini gerektirebilecek çeşitli durumlarla karşılaşabileceğine dikkat çekti.
İşçinin makul bir gerekçeye dayanan yer değişikliği talebinin, kurumun iş ve kadro durumu da dikkate alınarak değerlendirilmesinin mümkün olması gerektiğini belirtti.
Başka bir ifadeyle yüksek mahkeme, “Bu çalışan hiçbir şart altında yer değiştiremez” anlayışını Anayasa’ya uygun bulmadı.
İşverenin talebi değerlendirebilmesi, işçiyi gözetme yükümlülüğünün dikkate alınması ve verilen kararın hukuki denetime açık olması gerektiği ortaya konuldu.
AYM, mutlak yasağın devletin çalışanları koruma yükümlülüğüyle bağdaşmadığı sonucuna vardı ve düzenlemeyi Anayasa’nın 49. maddesine aykırı buldu.
Kritik tarih: 9 Aralık 2026
Burada çok önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor.
AYM’nin kararı yayımlandığı gün yürürlüğe girmedi.
Mahkeme, iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.
Karar 9 Mart 2026’da yayımlandığı için mevcut düzenlemedeki iptal edilen ibare 9 Aralık 2026 tarihinde hukuk düzeninden çıkacak.
Dolayısıyla bugün itibarıyla “4/D kapsamındaki bütün işçilere tayin hakkı başladı” demek hukuken doğru değil.
Aynı şekilde AYM’nin bütün işçilere otomatik, koşulsuz ve istedikleri ile atanabilecekleri bir hak tanıdığını söylemek de doğru olmaz.
Mahkemenin ortadan kaldırdığı şey, yer değişikliğinin önündeki mutlak ve kategorik yasal engel.
Tam da bu nedenle 9 Aralık sonrası için nasıl bir sistem kurulacağı büyük önem taşıyor.
Dokuz aylık süre “dokuz ay hiçbir şey yapılmasın” anlamına gelmiyor
Asıl tartışılması gereken nokta da burada başlıyor.
AYM’nin yürürlüğü dokuz ay ertelemesi, kamu kurumlarının dokuz ay boyunca hiçbir hazırlık yapmadan beklemesini gerektirmiyor.
Tam tersine bu süre, ortaya çıkabilecek hukuki ve idari boşluğun giderilmesi için bir hazırlık dönemi olarak değerlendirilmelidir.
9 Aralık sabahı geldiğinde kamu kurumlarının önünde cevapsız onlarca soru bulunmamalı.
Kimler yer değişikliği isteyebilecek?
Eş durumu hangi şartlarda kabul edilecek?
Sağlık mazereti nasıl belgelendirilecek?
Engelli çalışanlar için hangi öncelikler uygulanacak?
Can güvenliği gibi olağanüstü durumlar nasıl ele alınacak?
Boş kadro şartı aranacak mı?
İl içi ve iller arası yer değişikliği birbirinden ayrılacak mı?
Başvurular yılda kaç kez alınacak?
Aynı yere birden fazla başvuru yapılması durumunda hangi kriter uygulanacak?
Hizmet süresi veya kıdem dikkate alınacak mı?
Talebi reddedilen işçiye gerekçe bildirilmesi zorunlu olacak mı?
Bunların tamamının 9 Aralık’tan önce belirlenmesi mümkün.
En hassas başlık aile birliği
4/D işçilerin yıllardır dile getirdiği en önemli sorunların başında eş durumu geliyor.
Bir kamu çalışanının Ankara’da, eşinin Samsun’da; birinin İstanbul’da, ailesinin başka bir şehirde yaşadığı örneklerde sorun yalnızca bir “personel hareketliliği” meselesi değil.
Ortada aile hayatını doğrudan etkileyen sosyal bir gerçeklik bulunuyor.
Üstelik AYM’nin gerekçesi de yer değişikliği ihtiyacının hayatın olağan akışı içerisinde ortaya çıkabileceğini kabul ediyor.
Bu nedenle hazırlanacak düzenlemede aile birliği mazeretinin açık ve objektif kriterlerle ele alınması önem taşıyor.
Sağlık mazereti de görmezden gelinemez
Bir başka önemli başlık sağlık.
Çalışanın kendisinin, eşinin, çocuğunun veya bakmakla yükümlü olduğu yakınlarının ciddi sağlık ihtiyaçlarının bulunması halinde, mevcut çalışma yerinin değiştirilememesi son derece ağır sonuçlar doğurabiliyor.
Benzer şekilde engellilik ve can güvenliği gibi özel durumlar da sıradan isteğe bağlı yer değişikliği başvurularıyla aynı kefeye konulmamalı.
Nitekim Kamu Denetçiliği Kurumu da geçmiş değerlendirmelerinde katı uygulamanın özellikle engellilik ve can güvenliği gibi özel durumlarda mağduriyet yaratabileceğine dikkat çekmişti.
Memurla işçinin statüsü aynı değil ama aile aynı aile
Bu tartışmada sık yapılan bir hata var.
4/D sürekli işçi ile 657 sayılı Kanun’a tabi memurun hukuki statüsü aynı değildir.
Dolayısıyla memurların tayin sisteminin hiçbir değişiklik yapılmadan işçilere uygulanması hukuken zorunlu değildir.
Fakat statünün farklı olması, sosyal gerçekliği ortadan kaldırmıyor.
Memurun eşi de eş, işçinin eşi de.
Memurun çocuğu da çocuk, işçinin çocuğu da.
Sağlık sorunu, engellilik, aile bütünlüğü veya can güvenliği, bordrodaki personel statüsüne göre önem kazanıp kaybetmiyor.
İşte kurulacak yeni sistemin hukuki statü farklılığını korurken insan hayatının bu gerçeklerini de gözetmesi gerekiyor.
AYM “herkesi tayin edin” demedi
Beklentilerin yanlış yönlendirilmemesi açısından bu nokta özellikle vurgulanmalı.
Anayasa Mahkemesi kararı, her 4/D işçinin istediği zaman istediği şehre atanacağı anlamına gelmiyor.
AYM’nin gerekçesi de iş ve kadro durumuna dikkat çekiyor.
Dolayısıyla yeni sistemde kamu hizmetinin devamlılığı, personel ihtiyacı, boş pozisyon, meslek veya görev unvanı gibi kriterlerin bulunması mümkün.
Ancak artık tartışmanın merkezindeki temel ilke değişiyor:
Mutlak yasak yerine değerlendirme.
İşçinin talebi daha baştan kapının dışında bırakılmamalı.
Makul bir gerekçesi varsa kurum bunu değerlendirebilmeli; kabul veya ret kararını objektif kriterlere dayandırabilmeli.
9 Aralık’ta mevzuat boşluğu yaşanmamalı
Takvim hızla ilerliyor.
9 Aralık 2026 geldiğinde iptal hükmü yürürlüğe girecek.
O gün kamu kurumlarının önüne binlerce başvurunun gelmesi ihtimal dahilinde.
Bu nedenle merkezi ve kurum bazlı düzenlemelerin son haftalara bırakılması hem çalışanlar hem de idare açısından yeni uyuşmazlıklar doğurabilir.
Hazırlık bugünden yapılırsa başvuru takvimi, mazeretler, öncelikler, kadro kriterleri, değerlendirme komisyonları ve itiraz mekanizmaları önceden belirlenebilir.
Böylece AYM kararının yürürlüğe girdiği gün bir belirsizlik değil, hazır bir sistem karşılanmış olur.
Artık mesele tayin hakkının tartışılması değil, adil sistemin kurulması
AYM kararı sonrasında tartışmanın ekseni değişmiş durumda.
Yıllarca konuşulan “4/D sürekli işçiler yer değiştirebilmeli mi?” sorusunun yerine artık daha somut bir soru var:
Yer değişikliği hangi objektif ve adil kurallarla yapılacak?
Kamu hizmetinin aksamasına izin vermeyen ancak insanı da görev yaptığı binaya mahkûm etmeyen bir sistem kurulabilir.
Eş durumu, sağlık, engellilik ve can güvenliği gibi güçlü mazeretler önceliklendirilebilir.
İsteğe bağlı yer değişikliği için boş kadro, kıdem ve hizmet süresi gibi objektif kriterler getirilebilir.
Başvurular elektronik ortamda alınabilir ve boş pozisyonlar çalışanların görebileceği şekilde ilan edilebilir.
Ret kararlarının gerekçeli olması sağlanabilir.
Böyle bir sistem hem idareyi korur hem çalışanı.
Beklemek yerine hazırlanmak gerekiyor
9 Aralık’a yaklaşık dört ay kaldı.
Dört ay kısa bir süre değil.
Mevzuat hazırlamak, kurumların ihtiyaçlarını belirlemek, boş kadroları çıkarmak, başvuru sistemini oluşturmak ve objektif kriterleri belirlemek için kullanılabilecek önemli bir zaman dilimi.
Bu nedenle 4/D sürekli işçilerin beklentisi bugün “bizi koşulsuz tayin edin” şeklinde okunmamalı.
Beklenti daha temel:
Anayasa Mahkemesi’nin ortadan kaldırdığı mutlak yasağın yerine öngörülebilir, adil, insanı ve kamu hizmetini birlikte gözeten bir sistem kurulsun.
Çünkü 9 Aralık bir sürpriz tarih değil.
Aylar öncesinden belli.
Karar belli.
Gerekçe belli.
Sorun belli.
Çözüm için gerekli hazırlık süresi de var.
Şimdi yapılması gereken, takvim yapraklarının 9 Aralık’ı göstermesini beklemek değil; 9 Aralık geldiğinde sistemin hazır olmasını sağlamak.
Kaynaklar
- Anayasa Mahkemesi, E.2025/100, K.2025/242, 26 Kasım 2025
- Resmî Gazete, 9 Mart 2026, Sayı 33191
- Anayasa Mahkemesi Norm Denetimi Basın Duyurusu, 9 Mart 2026
- 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Geçici Madde 23
- 7079 sayılı Kanun
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
- Kamu Denetçiliği Kurumu 2024 Yıllık Raporu




