Bazı körlükler gözle ilgili değildir; makamla, alışkanlıkla, konforla ilgilidir. Yönetici körlüğü dediğimiz şey de tam olarak burada başlar.

Uzun yıllar aynı koltukta oturan, yetki alanı büyüdükçe insanlara olan mesafesi de fark etmeden açılan yöneticinin, bir süre sonra kendi ekibini seçemez hale gelmesi… Kimin geliştiğini, kimin yerinde saydığını ayırt edememesi… En basit ifadeyle, doğru insanı doğru yere koyma becerisinin bulanıklaşması.

Bu bulanıklık öyle bir noktaya gelir ki, çalışanların çabası görünmez olur. Kendini geliştiren de, olduğu yerde kalan da aynı torbaya atılır. Daha kötüsü, yöneticinin etrafı zamanla bir onay çemberine dönüşür. Her karar alkışlanır, her uygulama doğru kabul edilir. Bu sessiz uzlaşma, körlüğü derinleştirir. Kimse uyarmadığı için değil; uyarılar artık duyulmadığı için.

Bir süre sonra sorun sadece insan yönetimi olmaktan çıkar. Günlük işler bile zorlaşır. Aslında kolay çözülebilecek problemler büyür, uzar, sürünür. Çünkü yönetici artık problemi olduğu gibi göremez. Gördüğünü sandığı şey, çoğu zaman geçmişteki başarılarının bıraktığı bir izdir. O iz, bugünün gerçekliğinin önüne geçer. Rutin rahatlatır, alışkanlık güven verir; fakat aynı zamanda görme yetisini törpüler.

Bu durum sadece bireysel bir mesele değildir. Örgütün geneline yayılan bir tür hissizleşme yaratır. Hatalar fark edilmez, fırsatlar ıskalanır, riskler geç algılanır. Bir noktadan sonra bu körlük neredeyse alışkanlık haline gelir. Kimse şaşırmaz, kimse sorgulamaz. Dışarıdan bakan birinin ilk bakışta görebileceği aksaklıklar, içeridekiler için sıradanlaşır.

İşletmeler sonuçta birer makine değil; yaşayan, çevresiyle sürekli temas halinde olan yapılar. İçindeki insanların bakışı neyse, kurumun yönü de odur. Bu bakış daraldığında, işletme de daralır. Zamanla çevredeki değişimlerin sinyalleri alınamaz olur. Tehditler görünmezleşir, fırsatlar sıradanlaşır. İşte bu noktada “işletme körlüğü” dediğimiz tablo ortaya çıkar. Uzağı görememe hali… Ya da belki daha doğru bir ifadeyle, yakını bile seçememe durumu.

Garip olan şu: Dışarıdan biri geldiğinde, eksikler çoğu zaman hemen fark edilir. Ama içeridekiler için aynı şey geçerli değildir. Yoğunluk, alışkanlık, tekrar eden süreçler… Hepsi birlikte bir perde çeker. O perde aralanmadıkça, işletme kendi içinde dönüp durur.

Ve çoğu zaman kimse “neden” diye sormaz. Çünkü cevaplar çoktan gözün önündedir, sadece bakış körelmiştir.