İnsanlık tarihi boyunca yaşlanma kaçınılmaz bir biyolojik süreç olarak kabul edilmiş, felsefi ve tıbbi düşüncenin merkezinde yer almıştır. Ancak XXI. yüzyılda biyoteknoloji, moleküler biyoloji ve gen mühendisliğinde yaşanan hızlı gelişmeler, yaşlanmanın değiştirilebilir biyolojik mekanizmalar bütünü olduğunu ortaya koymuştur. Modern yaklaşım artık ölümsüzlük arayışından çok, sağlıklı ve kaliteli uzun yaşamın sağlanmasına yönelmiştir.

Yaşlanmanın moleküler temelleri incelendiğinde telomer kısalması, DNA hasarı birikimi, epigenetik değişimler, mitokondriyal disfonksiyon ve hücresel senesens temel mekanizmalar olarak tanımlanmıştır (López-Otín ve ark., 2013). Telomerler, kromozom uçlarını koruyan yapılardır ve her hücre bölünmesinde kısalırlar; kritik sınıra ulaşıldığında hücre bölünmesi durur. Telomeraz enziminin aktive edilmesine yönelik çalışmalar, hücresel yaşlanmanın yavaşlatılması açısından önemli bir potansiyel taşımaktadır (Blackburn, 2005).

Gen terapileri, yaşlanma karşıtı bilimin en yenilikçi alanlarından biridir. CRISPR-Cas9 gibi gen düzenleme teknolojileri sayesinde yaşlanmayla ilişkili genetik yolların modifiye edilmesi mümkün hale gelmiştir. Özellikle uzun ömürle ilişkilendirilen FOXO3A ve SIRT gen ailesinin aktivitesinin artırılması, hücresel stres direncini yükseltmekte ve metabolik dengeyi korumaktadır (Kenyon, 2010). Bu tür genetik müdahaleler hayvan modellerinde yaşam süresinin uzamasıyla sonuçlanmıştır.

Rejeneratif tıp ve kök hücre teknolojileri de yaşlanma karşıtı stratejilerin temel bileşenlerindendir. Mezenkimal kök hücrelerin hasarlı dokuların onarımında ve immün düzenlemede önemli rol oynadığı gösterilmiştir (Caplan, 2017). Bunun yanında indüklenmiş pluripotent kök hücre (iPSC) teknolojisi, yetişkin hücrelerin yeniden programlanarak genç hücresel fenotipe döndürülmesine olanak sağlamıştır.

Son yıllarda senolitik tedaviler dikkat çekici bir araştırma alanı haline gelmiştir. Yaşlanmış (senesan) hücreler dokularda birikerek kronik inflamasyonu artırır ve yaşa bağlı hastalıkların gelişimine katkı sağlar. Bu hücrelerin seçici olarak ortadan kaldırılması, deney hayvanlarında fiziksel fonksiyonların iyileşmesi ve yaşam süresinin uzamasıyla ilişkilendirilmiştir (Bakerj ve ark., 2016).

Metabolik müdahaleler de yaşlanmanın kontrolünde önemli yer tutar. Kalori kısıtlaması, mTOR inhibitörleri ve sirtuin aktivatörleri hücre içi enerji dengesini ve otofaji süreçlerini düzenleyerek yaşlanmayı yavaşlatabilmektedir (Sinclair & Guarente, 2014). NAD⁺ düzeyini artıran moleküller de bu bağlamda umut verici biyomoleküller arasında yer almaktadır.

Gen düzenleme teknolojilerinin temelini oluşturan CRISPR sisteminin programlanabilir DNA kesme mekanizmasına sahip olduğu gösterilmiş ve bu keşif biyotıpta devrim niteliğinde kabul edilmiştir (Jinek ve ark., 2012). Bu teknoloji, yaşlanmayla ilişkili genetik hastalıkların düzeltilmesi açısından büyük potansiyel taşımaktadır.

Ancak tüm bu bilimsel ilerlemeler önemli etik tartışmaları da beraberinde getirmiştir. İnsan ömrünün radikal biçimde uzatılması; nüfus artışı, kaynak dağılımı ve sağlık sistemleri üzerinde ciddi etkiler yaratabilir. En önemli risklerden biri, ileri biyoteknolojik tedavilere erişimde eşitsizlik oluşmasıdır. Yüksek maliyetler nedeniyle bu teknolojilerin başlangıçta yalnızca varlıklı kesimler için ulaşılabilir olması “biyolojik eşitsizlik” kavramını doğurabilir (Harari, 2016).

Bu nedenle çağdaş gerontolojide temel hedef ölümsüzlük değil, “healthspan” yani hastalıksız ve fonksiyonel yaşam süresinin artırılmasıdır. Yaşa bağlı hastalıkların geciktirilmesi bile bireysel ve toplumsal düzeyde devrimsel kazanımlar sağlayacaktır.

Sonuç olarak yaşlanma karşıtı bilim; gen terapileri, kök hücre uygulamaları, senolitik ilaçlar ve metabolik müdahaleler aracılığıyla insan biyolojisinin sınırlarını yeniden tanımlamaktadır. Ancak bu gelişmelerin etik, sosyal ve ekonomik boyutları göz ardı edilmeden uygulanması gerekmektedir. Geleceğin tıbbı, yalnızca daha uzun yaşamayı değil, daha sağlıklı ve kaliteli yaşamayı mümkün kılmayı hedefleyecektir.

Referanslar—–
López-Otín, C., Blasco, M. A., Partridge, L., Serrano, M., & Kroemer, G. (2013). The Hallmarks of Aging. Cell, 153(6), 1194–1217.
Blackburn, E. H. (2005). Telomeres and Telomerase: The Means to the End. Nature Reviews Molecular Cell Biology, 6(11), 868–874.
Kenyon, C. J. (2010). The Genetics of Ageing. Nature, 464(7288), 504–512.
Baker, D. J., Childs, B. G., Durik, M., et al. (2016). Naturally Occurring p16Ink4a-Positive Cells Shorten Healthy Lifespan. Nature, 530(7589), 184–189.
Sinclair, D. A., & Guarente, L. (2014). Small-Molecule Allosteric Activators of Sirtuins. Annual Review of Pharmacology and Toxicology, 54, 363–380.
Caplan, A. I. (2017). Mesenchymal Stem Cells: Time to Change the Name! Stem Cells Translational Medicine, 6(6), 1445–1451.
Jinek, M., Chylinski, K., Fonfara, I., Hauer, M., Doudna, J. A., & Charpentier, E. (2012). A Programmable Dual-RNA-Guided DNA Endonuclease in Adaptive Bacterial Immunity. Science, 337(6096), 816–821.
Harari, Y. N. (2016). Homo Deus: A Brief History of Tomorrow. HarperCollins Publishers.