Şu gerçeği baştan kabul edelim:
Tıpta yorgunluk vardır.
Bu artık bir sır değil, bir itiraf da değil, ayıp hiç değildir.
Uzun eğitim yılları, ağır sorumluluk, kesintisiz dikkat ve duygusal yük gerektiren bir meslekten söz ediyoruz. Böyle bir alanda yorgunluk, istisna değil, doğaldır. Ancak daha az konuşulan başka bir gerçek var: Tükenmeden de hekimlik yapılabilir. Hem de iyi, vicdanlı ve sürdürülebilir bir şekilde.
Bu yazı, “tükenmişlik var” diyerek karamsarlık üretmek için değil, “evet, var ama bu oyunun tek sonu bu değil” demek için yazıldı. Özellikle yolun başındaki genç hekimler için.
Yorgun olmak bir kusur değil. Tıp Fakültesinde ya da asistanlık yıllarında, bir noktada şu soruların zihninden geçtiğini fark edebilirsin:
“Ben neden bu kadar yoruldum?”
“Herkes mi böyle, yoksa ben mi dayanıksızım?”
“Eskiden daha motiveydim sanki…”
Bu sorular, zayıflığın değil, farkındalığın göstergesidir. Kısa cevap şudur: Hayır, yalnız değilsin. Hayır, dayanıksız değilsin. Uzun cevap ise daha nettir:
Tıp, insan kapasitesinin sınırlarını zorlayan bir meslektir. Sınırları zorlanan herkes yorulur. Bu yorgunluk, seni kötü bir hekim yapmaz, çoğu zaman işini ciddiye aldığını gösterir.
Tükenmişlik bir çöküş değiş, bir uyarıdır aslında. Tükenmişliği çoğu zaman bir “son” gibi anlatıyoruz. Oysa gerçekte, çoğu durumda bir uyarıdır. Zihin ve beden, sana şunu söylüyordur:
“Bu tempoyla uzun süre gitmek zor.” Bu cümle korkutucu değil, değerlidir. Çünkü uyarı alan bir sistem kendini ayarlayabilir. Asıl sorun tükenmişlik değil, onu yok sayarak aynı hızla devam etmeye çalışmaktır.
Tıpta sessizce varlığını sürdüren bir beklenti vardır:
Hekim güçlüdür.
Hekim dayanıklıdır.
Hekim her şeye yetişir.
Oysa bu beklenti gerçekçi değildir. Hekimlik bir süper güç değil, insan emeğidir. Gerçek dayanıklılık, hiç yorulmamak değil, yorulduğunu fark edebilmek ve denge kurabilmektir ve evet, bu öğrenilebilir bir beceridir.
Tıbbi ortamlarda mizah zaman zaman yanlış anlaşılır. Oysa serviste yapılan küçük espriler, nöbette paylaşılan yarı kara yarı absürt cümleler şunun göstergesidir:
“Biz hâlâ buradayız.”
Mizah, kopuş değildir.
Umursamazlık değildir.
Duyarsızlık hiç değildir.
Mizah, yükü paylaşmanın en hızlı ve en insani yollarından biridir. Genç bir hekim için bu son derece kıymetlidir. Çünkü gülüyorsan, henüz tükenmemişsindir.
Belki de en çok güncellenmesi gereken tanım İyi hekim kavramıdır. İyi hekim; her çağrıya anında koşan, her sorumluluğu tek başına yüklenen, kendini sürekli ikinci plana atan kişi değildir. İyi hekim;
sınır koyabilen, gerektiğinde yardım isteyebilen, uzun vadede bu mesleği sürdürebilen kişidir. Bu bakış açısı özellikle gençler için kritiktir. Çünkü hekimlik, uzun soluklu bir maratondur.
Eğer bu satırları okuyorsan ve henüz yolun başındaysan, şunu bil: Zorlanacaksın. Bazen “acaba” diyeceksin. Bazen yorulacaksın.
Ama bu mesleği kendini tüketmeden yapan çok insan var. Onların ortak noktası şu: Kendilerini ihmal etmeyi bir başarı ölçütü olarak görmüyorlar.
Gerçekçi Dayanıklılık Ne İşe Yarıyor?
Romantik önerilerden ziyade, sahada işe yarayan bazı gerçekler var. Sınır koymak öğrenilebilir.
Zorlayıcıdır ama her “hayır”, seni biraz daha ayakta tutar. Destek almak zayıflık değildir.
Hekimler terapiye gider. Danışır. Destek alır. Bu mesleğin gerçeği budur. Hayat yalnızca hekimlikten ibaret olmak zorunda değildir. İyi hekim olmak için yalnızca hekim olmak gerekmez, insan olmak yeterlidir. Hayatın diğer alanları seni zayıflatmaz, aksine meslekte tutar.
Evet, sistem zor.
Evet, koşullar her zaman ideal değil.
Ama bireysel dayanıklılık tam da burada başlar. Sistemin seni tamamen yutmasına izin vermemekte. Bu bir “her şeye katlan” çağrısı değil, bir kendini koruma çağrısıdır ve mümkündür.
Tıpta başarı yalnızca yayın yapmak, unvan almak ya da çok çalışmak değildir. Bazen en büyük başarı şudur: “Ben bu mesleği severek ve tükenmeden yapmaya devam ediyorum.”
Bunu başarabildiğimizde, yalnızca daha iyi hekimler değil; daha iyi insanlar da oluruz. Evet, bu yol zordur. Ama çaresiz değildir. Çünkü tükenmişlik bir kader değildir. İyi hekimlik, kendini kaybetmeden de mümkündür.