Memorial Ataşehir Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği ve İleri Endoskopi Merkezi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Kamil Özdil, şekerli gazlı içeceklerin yalnızca serinletici bir tercih değil, karaciğer sağlığı açısından önemli bir risk başlığı olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Özdil, şekerli gazlı içeceklerin düzenli tüketiminin karaciğer kanseri riski ile ilişkili olabileceğini ve bu konuda günlük tüketimin azaltılmasının güçlü şekilde önerildiğini belirtti.

Prof. Dr. Kamil ÖZDİL
Araştırmalar nerede ve kimler tarafından yapıldı?
Prof. Dr. Özdil, şekerli gazlı içecek tüketimi ile karaciğer kanseri arasındaki ilişkinin, başta Harvard T.H. Chan School of Public Health ve ABD Ulusal Kanser Enstitüsü olmak üzere çeşitli kurumlar tarafından yapılan geniş katılımlı çalışmalarla araştırıldığını ifade etti. Bu çalışmalarda yüz binlerce kişinin beslenme alışkanlıkları ve sağlık kayıtlarının uzun yıllar boyunca izlendiği bildirildi.
Çalışmaların türü
Yapılan araştırmaların çoğunun gözlemsel epidemiyolojik çalışma niteliğinde olduğunu aktaran Prof. Dr. Özdil, bu nedenle doğrudan “kanser yapar” ifadesi yerine “risk artışı ile ilişkili” yaklaşımının bilimsel açıdan daha doğru olduğunu belirtti.
Temel bulgular neyi gösteriyor?
Bu çalışmalarda:
-
günde bir veya daha fazla şekerli gazlı içeceğin düzenli tüketiminin
-
karaciğer kanseri ve ileri karaciğer hastalıkları riski ile ilişkili olabileceği
bildirildi.
Prof. Dr. Özdil, riskin asıl kaynağının içeceğin gazlı olmasından çok yüksek serbest şeker içeriği olduğunun altını çizdi. Bu şeker yükünün:
-
karaciğer yağlanmasını hızlandırdığı
-
insülin direnci ve metabolik sendroma zemin hazırladığı
-
kronik inflamasyon riskini artırdığı
-
obeziteyi tetikleyerek dolaylı olarak kanser riskini yükseltebildiği
yönünde bulgular bulunduğunu belirtti.
Sonuçlar ne anlama geliyor? Uzman yorumu
Prof. Dr. Kamil Özdil, konuyla ilgili değerlendirmesinde şu uyarıları yaptı:
“Bu çalışmaların büyük bölümü gözlemsel nitelikte. Bu nedenle şekerli içecek kesin kanser yapar demek bilimsel açıdan doğru değil. Ancak düzenli tüketimin karaciğer kanseri riskini anlamlı biçimde artırdığına dair güçlü veriler bulunuyor. Özellikle uzun yıllara yayılan günlük alışkanlıklar önem taşıyor.”
Kimler daha fazla risk altında olabilir?
Prof. Dr. Özdil’e göre risk bazı gruplarda daha belirgin olabilir:
-
fazla kilolu ve obez bireylerde
-
tip 2 diyabet hastalarında
-
karaciğer yağlanması olanlarda
-
hepatit B veya C öyküsü bulunanlarda
-
alkol tüketimi yüksek olanlarda
Bu kişilerde karaciğerin zaten yük altında olduğunu belirten Prof. Dr. Özdil, üzerine eklenen şeker yükünün tabloyu ağırlaştırabileceğini söyledi.
Belirtiler ve doktora başvurulması gereken durumlar
Karaciğer hastalıklarının uzun süre belirti vermeyebileceğini hatırlatan Prof. Dr. Özdil, şu durumlarda gecikmeden doktora başvurulmasını önerdi:
-
uzun süren halsizlik ve iştahsızlık
-
karında şişlik hissi
-
ciltte ve gözlerde sararma
-
açıklanamayan kilo kaybı
-
karın sağ üst bölgede ağrı veya hassasiyet
Bu şikayetlerin yalnızca kansere değil, birçok karaciğer hastalığına işaret edebileceğini, bu nedenle kendi kendine yorum yapılmaması gerektiğini vurguladı.
Yöntem deneysel mi? Kesin tedavi var mı?
Prof. Dr. Özdil, şekerli içecek tüketimi ile kanser arasındaki ilişkinin araştırılmasının devam eden bilimsel bir süreç olduğunu, sonuçların zamanla güncellenebileceğini belirtti. Tedavi ve korunma yaklaşımlarında mutlaka hekimin değerlendirmesinin esas olduğunun altını çizdi.
Ne yapılmalı?
Prof. Dr. Özdil’in önerileri şöyle:
-
şekerli gazlı içecekleri günlük rutinden mümkün olduğunca çıkarmak
-
su, ayran, şekersiz çay gibi içeceklere yönelmek
-
ideal vücut ağırlığını korumak
-
karaciğer kontrollerini aksatmamak
Tedavi amaçlı herhangi bir ürünün doktor önerisi olmadan kullanılmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Özdil, “Her bireyin durumu farklıdır. En doğru karar, muayene ve tetkik sonrası hekim tarafından verilir” dedi.
Son söz olarak Prof. Dr. Kamil Özdil, karaciğerin sessiz çalışan bir organ olduğunu hatırlatarak şu uyarıda bulundu:
“Şeker yükü yıllar içinde birikir. Küçük bir bardak, uzun vadede büyük bir etkiye dönüşebilir. Bu nedenle tüketim alışkanlıklarını değiştirmek, koruyucu sağlık yaklaşımının en güçlü adımlarından biridir.”




