1927 yılında İstanbul gazetelerinde yayımlanan küçük bir ilan, dönemin toplumsal düzeni açısından büyük bir anlam taşıyordu. Nuruosmaniye Caddesi’ndeki 52 numaralı muayenehanede “Kadın Doktor Safiye”, kadınları ve çocukları kabul ediyordu. İlanda muayene saatleriyle birlikte İstanbul 2866 numaralı telefon da yer alıyordu. Safiye Ali muayenehanesini aslında 1923’te açmıştı. Fakat 1927 tarihli bu ilan, kadınların hekimlik mesleğinde neredeyse hiç görünmediği bir ülkede onun artık kamusal hayatın kalıcı bir parçası olduğunu gösteriyordu.
Safiye Ali çoğu zaman “Türkiye’nin ilk kadın doktoru” cümlesiyle anılır. Tarihsel açıdan daha dikkatli tanım, onun Türkiye’de hekimlik ruhsatı alarak mesleğini düzenli biçimde icra eden ilk Türk kadın hekim olmasıdır. Ancak onu yalnızca “ilk” sözcüğüyle hatırlamak, hayatının asıl büyüklüğünü gölgeler. O; klinik hekimliği, koruyucu çocuk sağlığını, anne eğitimini, sosyal yardımı, kadınların mesleki eşitliğini ve siyasal temsil talebini aynı hayatın içinde birleştirmiştir.
Belgelerde Kesinleşmeyen Bir Doğum Tarihi
Hatice Safiye Ali’nin doğum tarihi genellikle 2 Şubat 1894 olarak kabul edilir. Bununla birlikte farklı arşiv ve biyografi kayıtlarında 1891, 1894 ve 1895 yıllarına rastlanır. Bu nedenle doğum yılını kesin bir hükümle vermek yerine kaynaklardaki farklılığı belirtmek daha doğrudur.
Ali Kırat Paşa ile Emine Hasene Hanım’ın dört kızından en küçüğü olarak İstanbul’da büyüdü. İyi bir eğitim aldı; yabancı dillere, edebiyata ve müziğe ilgi duydu. Arnavutköy Amerikan Kız Kolejinde öğrenim görürken hekim olmaya karar verdi. Fakat Osmanlı Devleti’ndeki tıp okulları kadın öğrencilere kapalıydı. Kadınların sağlık alanındaki rolleri çoğunlukla ebelik ve hastabakıcılıkla sınırlandırılıyor, hekimlik erkeklere ait bir meslek sayılıyordu.
Safiye Ali için doktor olmanın yolu, ülkesinden ayrılmaktan geçiyordu.
Devlet Bursuyla Würzburg’a
1916 yılında Maarif Nezaretinin desteğiyle Almanya’ya gönderildi ve Würzburg Üniversitesi Tıp Fakültesine başladı. Eğitim giderleri devlet tarafından karşılanıyor, kendisine aylık yaklaşık 350–400 Alman markı gönderiliyordu. Bu ayrıntı önemlidir; çünkü Safiye Ali yalnızca ailesinin imkânlarıyla Avrupa’ya çıkan ayrıcalıklı bir genç kadın değildi. Kadınların kendi ülkesinde tıp okuyamadığı bir dönemde, devlet bursuyla hekim olarak yetiştirilmek üzere gönderilmiş öncü bir öğrenciydi.
Henüz öğrenciyken, imkân bulması hâlinde akademik hayatta ilerlemek ve profesörlüğe kadar yükselmek istediğini ifade etmişti. Bu hedef, onun hekimliği yalnızca kişisel bir meslek edinme aracı değil, uzun soluklu bir bilim hayatı olarak gördüğünü gösterir.
Würzburg Üniversitesi kayıtlarına göre 1916 ile 1921 yılları arasında 68 ders, seminer ve uygulamaya katıldı. Fizik derslerini Nobel ödüllü Wilhelm Wien’den, psikolojiyi Karl Marbe’den aldı; anatomi, pediatri, patoloji ve göz hastalıklarında dönemin tanınmış akademisyenleriyle çalıştı.
1918’de önemli bir bürokratik engelle karşılaştı. Bavyera Eğitim Bakanlığı, Amerikan Kız Kolejinden aldığı bitirme belgesini yeterli görmeyerek tıp eğitiminin temel sınavı olan Physikum’a girmesine başlangıçta izin vermedi. Üniversite yönetimi ve hocalarının girişimleriyle sınava kabul edildi. Safiye Ali’nin Osmanlı makamlarına gönderdiği mektuptaki beyanına göre 22 Temmuz 1918’deki sınavı birincilikle geçti. Ardından Patoloji Enstitüsünde çalışmaya başladı; tatil dönemlerinde klinik eğitimini sürdürürken felsefe ve tarih dersleri de aldı.
Bebek Sağlığıyla Başlayan Bilimsel Yönelim
Safiye Ali, 1921’de “Bebeklik Çağında İç Hemorajik Pakimenenjit” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. Çalışması, bebeklerde beyin ve omuriliği çevreleyen sert zarın iç yüzeyinde görülen kanamalı hastalık tablosunu ele alıyordu. Tez konusunun bebek sağlığıyla ilgili olması, sonraki yıllarda anne ve çocuk sağlığına yönelmesinin bütünüyle rastlantısal olmadığını düşündürür.
Gerekli sınavları tamamlayarak Almanya’da hekimlik yapma yetkisi aldı. İstanbul’a döndükten kısa süre sonra kadın hastalıkları ve çocuk sağlığı alanlarında ileri eğitim görmek ve uzmanlaşmak amacıyla yeniden Almanya’ya gitti. Ancak bu döneme ilişkin resmî uzmanlık belgesinin ayrıntıları tam olarak ortaya konulamadığından, “uzmanlık diploması aldı” şeklinde kesin bir ifade kullanmak doğru değildir.
Almanya’daki öğrencilik yıllarında tanıştığı göz hekimi Ferdinand Krekeler ile 28 Kasım 1924’te İstanbul’daki Alman Büyükelçiliğinde evlendi. Krekeler, Türkiye’de “Ferdi Ali” adını kullandı. Bazı popüler anlatılar bu ismi din değiştirmeyle ilişkilendirse de bunu kesin olarak doğrulayan bir belge bulunmamaktadır.
Muayenehanede Eşitlik Mücadelesi
Safiye Ali 1923’te İstanbul’da hekimlik yapmaya başladığında, Darülfünun Tıp Fakültesine kadın öğrenciler ancak bir yıl önce kabul edilmişti. İlk kadın mezunlar eğitim ve stajlarını tamamlayarak 1928’de meslek hayatına katılacaktı. Safiye Ali ise yurt dışındaki eğitimini tamamlayıp daha önce çalışma hayatına başlamıştı.
Nuruosmaniye’de eşiyle birlikte açtığı muayenehanede kadın ve çocuk hastalara bakıyordu. Ancak diploma sahibi olması, toplumun onu erkek meslektaşlarıyla hemen eşit kabul ettiği anlamına gelmedi. Bazı hastalar kadın olduğu için bilgisine kuşkuyla yaklaşıyor, ödeme gücü bulunan kimi kişiler erkek hekimlere verdiklerinden daha düşük ücret ödemeyi doğal görüyordu.
Safiye Ali bunu kabul etmedi. Yoksul hastalara yardım ediyor, fakat ödeme gücü bulunanlardan erkek meslektaşlarıyla aynı ücreti talep ediyordu. Kadın emeğinin değersizleştirilmesine karşı mücadelesini doğrudan muayene odasında yürüttü. 1928 tarihli bir ticaret salnamesinde adının “Safiye Ali Bey” şeklinde yazılması, dönemin kadın hekimi tanımlayacak yerleşik bir meslek diline bile henüz sahip olmadığını gösteren çarpıcı bir ayrıntıdır.
Tıp Öğreten Bir Kadın
Safiye Ali’nin öncülüğü muayenehaneyle sınırlı kalmadı. Eski öğretmeni Mary Mills Patrick’in daveti üzerine Arnavutköy Amerikan Kız Kolejinin tıp bölümünde kadın hastalıkları ve doğum bilgisi dersleri verdi. Bölümün 1924’te kapanmasına kadar sürdürdüğü bu görev, onu Türkiye’de kadın öğrencilere tıp eğitimi veren ilk kadın hekimlerden biri hâline getirdi. Böylece kadınların yalnızca hasta muayene edebileceğini değil, tıbbi bilgiyi üretebileceğini ve öğretebileceğini de gösterdi.
Çocuğu Ailesiyle Birlikte Değerlendirmek
Safiye Ali’nin hekimlik anlayışı yalnızca hastalığın teşhis ve tedavisine dayanmıyordu. Çocuğun sağlığını anlayabilmek için ailesinin ekonomik durumu, yaşadığı ev, beslenme koşulları ve annenin sağlık bilgisi de değerlendirilmeliydi.
Hilal-i Ahmer Kadınlar Merkezi bünyesindeki Küçük Çocuklar Muayenehanesinde çocuklar tartılıyor, gelişimleri kaydediliyor ve her biri için sağlık cüzdanı hazırlanıyordu. Ailelerin sosyal ve ekonomik durumları dosyalara geçiriliyor, eğitimli hastabakıcılar gerektiğinde ev ziyaretleri yapıyordu. 1923–1924 döneminde 9.360 çocuğun tartıldığı, 150 çocuğun evinde takip edildiği ve 20 çocuğun hastaneye yatırıldığı kaydedildi.
Bugün aile hekimliği ve toplum sağlığı hizmetlerinin olağan parçaları kabul edilen büyüme-gelişme izlemi, sağlık kaydı ve ev ziyareti, Safiye Ali’nin çalışmalarında erken bir biçimde uygulanıyordu.
Süt Damlası: Yardımdan Koruyucu Sağlığa
Safiye Ali’nin adı en çok Süt Damlası ile özdeşleşti. Kurumun amacı yoksul ailelerin bebeklerine güvenli süt sağlamak, anne sütünü teşvik etmek ve bebek ölümlerini azaltmaktı. Safiye Ali 1926’da kurumun yönetimini üstlendiğinde burayı yalnızca süt dağıtan bir yardım noktasından kapsamlı bir anne-çocuk sağlığı merkezine dönüştürdü.
Anneler emzirmeye teşvik ediliyor; annesini kaybeden bebeklere, ikiz çocuk sahibi kadınlara ve yoksul ailelere süt, mama ve pirinç unu desteği veriliyordu. Çocukların ağırlıkları düzenli olarak ölçülüyor, gelişimleri izleniyor, verem aşısı ve frengi kontrolleri yapılıyordu. Dönemin tıbbi anlayışı içinde ultraviyole ışını verilen “suni güneş” seansları ve kum banyoları da uygulanıyordu.
Safiye Ali’nin yaklaşımında yardım ile takip birbirinden ayrılmıyordu. Bir aileye yalnızca süt vermek yeterli değildi; bebeğin gelişimini izlemek, annenin bilgi ihtiyacını karşılamak ve gerektiğinde eve kadar ulaşmak gerekiyordu.
Nazarlığın da Bulunduğu Çocuk Müzesi
En az bilinen çalışmalarından biri, annelere çocuk bakımını öğretmek amacıyla oluşturduğu çocuk müzesiydi. Burası klasik anlamda eski eşyaların sergilendiği bir yer değil, görsel ve uygulamalı bir sağlık eğitimi alanıydı.
Müzede doğru ve yanlış kundaklama örnekleri, temizlik malzemeleri, emzirme bilgileri, inek sütüyle beslenme yöntemleri, büyüme çizelgeleri, çiçek aşısına ilişkin açıklamalar ve çocuk hastalıklarını gösteren resimler bulunuyordu. Nazarlık ve kurşun dökme gibi halk inanışlarına ait nesnelerin de sergilenmesi özellikle dikkat çekiciydi. Bu uygulama, geleneksel inançlarla tıbbi bilginin aynı eğitim ortamında yan yana getirilmesi olarak değerlendirilebilir.
Süt Damlası ve çocuk muayenehanesindeki deneyimlerini “Küçük Çocuklar Muayenehanesi ve Süt Damlası” adlı yaklaşık 44 sayfalık kitabında topladı. Almanca, Fransızca ve İngilizce kaynaklardan yararlanırken İstanbul’daki saha gözlemlerini de metne kattı; eserini Besim Ömer Paşa’ya ithaf etti.
Kadın Hakları ve Uluslararası Temsil
Safiye Ali, Türk Kadınlar Birliğinin çalışmalarına katıldı; kadınların eğitim, çalışma, seçme ve seçilme haklarını savundu. Kadınların bir gün milletvekili olacağına inanıyor, Meclise girmesi hâlinde özellikle yoksul çocukların sorunlarıyla ilgilenmek istediğini söylüyordu. Onun düşüncesinde kadın hakları ile çocuk sağlığı birbirinden ayrı değildi. Eğitimden, gelirden ve karar alma süreçlerinden dışlanan kadınların kendi sağlıklarını ve çocuklarının geleceğini koruması da güçleşiyordu.
1924’te Londra’da düzenlenen uluslararası kadın hekimler toplantısına katıldı ve ele alınacak başlıkları belirleyen delegeler arasında yer aldı. Aynı yıl Besim Ömer Paşa ile birlikte Viyana’da başlayıp Budapeşte’de devam eden uluslararası çocuk koruma kongresinde Türkiye’yi temsil etti. 1928’de Bolonya’daki uluslararası kadın hekimler kongresinde Türkiye’deki sağlık çalışmaları ve kadınların değişen toplumsal konumu hakkında bilgi verdi.
Dortmund Yılları
Safiye Ali ve eşi 1929’da Dortmund’a yerleşti. Şehir rehberleri ve meslek kayıtları, onun Almanya’ya yalnızca dinlenmek ya da tedavi görmek için gitmediğini, burada düzenli biçimde hekimlik yaptığını gösterir.
kayıt bulunmamaktadır.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Dortmund ağır bombardımanlara uğradı. Arşiv temelli araştırmalara göre Safiye Ali ile eşi evlerini ve muayenehanelerini beş kez kaybetmelerine rağmen sağlık hizmeti vermeyi sürdürdü. Savaşın yıkımı içinde mesleğine devam etmesi, hayatının az bilinen fakat en çarpıcı bölümlerinden biridir.
Safiye Ali kansere yakalandı ve 5 Temmuz 1952’de Dortmund’da hayatını kaybetti. Cenaze töreni 9 Temmuz’da yapıldı ve Dortmund Merkez Mezarlığı’na defnedildi. Bazı kaynaklarda 9 Temmuz’un ölüm tarihi olarak verilmesi, cenaze tarihiyle ölüm tarihinin karıştırılmasından kaynaklanmaktadır.
Safiye Ali’yi yalnızca “ilk Türk kadın hekim” olarak anmak, onun mirasını küçültür. O; kadın olduğu için daha az ücret ödenmesini reddeden bir hekim, çocuğun hastalığını ailesinin yoksulluğundan ayrı görmeyen bir toplum sağlığı öncüsü, anneleri muayenehanenin dışına taşan yöntemlerle eğiten bir sağlık eğitimcisi ve kadınların bilimsel, mesleki ve siyasal hayatta eşit yer almasını savunan bir hak mücadelesi insanıydı.
Bazı hekimler tarihe yeni bir ilaç, ameliyat ya da cihazla girer.
Safiye Ali’nin en büyük başarısı ise bir toplumun imkânsız saydığı şeyi gündelik hayatın olağan gerçeğine dönüştürmek oldu.
O yalnızca beyaz önlüğü giyen ilk Türk kadın hekim değildi.
O önlüğün kadınlara da ait olduğunu kanıtladı.