Ameliyathanedeki Görünmeyen Katili Durduran Adam
Joseph Lister ve Antiseptik Cerrahinin Doğuşu
Tıp tarihinde bazı keşifler yeni bir ilaçla başlar. Bazıları ise insanların yıllarca “kader” sandığı ölümlerin aslında önlenebilir olduğunu fark eden bir bilim insanıyla doğar.
Bu hikâye, ameliyat masasında değil; ameliyattan sonra yaşanan ölümleri durdurarak modern cerrahinin kaderini değiştiren bir hekimin hikâyesidir.
1865 yılı…
İskoçya’nın Glasgow kenti…
Dönemin en büyük hastanelerinden birinde çalışan genç cerrah Joseph Lister, her gün başarılı görünen ameliyatlar yapıyordu.
Kırık kemikler düzeltiliyor…
Tümörler çıkarılıyor…
Yaralar dikiliyordu.
Fakat asıl mücadele ameliyathanede değil, ameliyattan sonraki günlerde başlıyordu.
Hastaların yaraları iltihaplanıyor…
Ateşleri yükseliyor…
Yaralardan kötü kokulu cerahat akıyordu…
Hastane koridorlarını adeta ölüm sessizliği kaplıyordu.
Ardından kan zehirlenmesi gelişiyor ve çoğu hasta birkaç gün içinde yaşamını kaybediyordu.
O yıllarda cerrahlar bunun kaçınılmaz olduğuna inanıyordu.
“Hastane kangreni”, “cerrahi ateş” ve “kan zehirlenmesi” neredeyse ameliyatın doğal bir sonucu kabul ediliyordu.
Başarılı geçen bir ameliyatın ardından hastanın ölmesi kimseyi şaşırtmıyordu.
Çünkü görünmeyen düşman henüz tanınmıyordu.
O düşmanın adı henüz “mikrop” değildi.
Lister ise buna inanmak istemiyordu.
Başarılı bir ameliyat yapan bir cerrahın, hastasını birkaç gün sonra enfeksiyona teslim etmesini kabullenemiyordu.
Tam o günlerde Fransız bilim insanı Louis Pasteur, görünmeyen mikroorganizmaların çürüme ve fermantasyonun temel nedeni olduğunu ortaya koyan çalışmalarını yayımlıyordu.
Birçok kişi bu araştırmaları yalnızca kimya ve gıda bilimiyle ilgili görüyordu.
Lister ise bambaşka bir soru sordu.
“Eğer mikroorganizmalar yiyecekleri bozabiliyorsa, yaraları da enfekte ediyor olabilir mi?”
Bu düşünce, cerrahinin geleceğini değiştirecek fikirdi.
Lister, o dönemde Glasgow’da kanalizasyon ve lağım sistemlerinde oluşan kötü kokuları azaltmak amacıyla kullanılan karbolik asidi (fenol) ameliyatlarda denemeye karar verdi.
Cerrahi aletleri, ellerini ve pansuman malzemelerini karbolik asitle dezenfekte etti.
Ameliyat yaralarını antiseptik pansumanlarla kapattı.
Hatta bir süre ameliyathane havasına karbolik asit püskürten özel spreyler bile kullandı.
1865 yılında hastaneye, at arabasının altında kalan 11 yaşındaki James Greenlees getirildi. Sol bacağında açık kırık vardı. O dönemde bu tür yaralanmalar çoğu zaman enfeksiyon, ampütasyon ya da ölümle sonuçlanıyordu.
Lister yarayı karbolik asitle temizledi ve antiseptik pansuman uyguladı.
Günler geçmesine rağmen beklenen iltihap gelişmedi.
James bacağını kaybetmeden iyileşti.
Bu başarı, Lister’in geliştirdiği yönteme olan güvenini artırdı.
Ardından yayımladığı vaka serileri, antiseptik cerrahinin dünyanın farklı ülkelerinde hızla benimsenmesinin önünü açtı.
Sonuçlar şaşırtıcıydı.
Daha önce enfeksiyon nedeniyle ölen hastaların sayısı hızla azalmaya başladı.
Özellikle açık kemik kırıklarında ölüm oranları belirgin şekilde düştü.
Bir zamanlar neredeyse kesin ölümle sonuçlanan birçok ameliyat, artık hastaların iyileşmesiyle sonuçlanıyordu.
Fakat her büyük keşif gibi bu da hemen kabul görmedi.
Bazı cerrahlar Lister’in yöntemlerini gereksiz buldu.
Kimileri karbolik asidin cildi tahriş ettiğini söyleyerek uygulamayı reddetti.
Bazıları ise görünmeyen mikroorganizmaların hastalıklara neden olduğu fikrine inanmayı sürdürmedi.
Lister ise tartışmalarla değil, sonuçlarla konuşmayı seçti.
Yıllar geçtikçe ölüm oranları dünyanın farklı hastanelerinde de düşmeye başladı.
Cerrahlar onun yöntemlerini uyguladıkça enfeksiyonların büyük ölçüde önlenebildiği açıkça görüldü.
Böylece antiseptik cerrahi, daha sonra geliştirilecek aseptik cerrahinin temelini oluşturmaya başladı.
Daha sonra geliştirilen aseptik cerrahi anlayışı; cerrahi aletlerin sterilizasyonu, steril örtülerin kullanılması, steril eldivenler, ameliyathane disiplini ve günümüz enfeksiyon kontrol uygulamalarının temelini oluşturdu.
Joseph Lister yalnızca yeni bir teknik geliştirmemişti.
O, cerrahinin en büyük düşmanının bıçak değil, görünmeyen mikroorganizmalar olduğunu göstermişti.
Bugün ameliyat öncesinde uygulanan cerrahi el antisepsisi, cerrahi aletlerin sterilizasyonu, steril örtüler, steril eldivenler, ameliyathane disiplini ve enfeksiyon kontrolüne yönelik birçok uygulama, doğrudan ya da dolaylı olarak Lister’in başlattığı antiseptik anlayışın mirasını taşımaktadır.
1897 yılında Kraliçe Victoria tarafından “Baron Lister” unvanıyla onurlandırıldı.
1902 yılında ise Birleşik Krallık’ın en saygın devlet nişanlarından biri olan Order of Merit ile ödüllendirildi.
Yaşamı boyunca dünyanın birçok üniversitesinden onursal ödüller aldı.
Bugün Joseph Lister, antiseptik cerrahinin kurucusu ve modern cerrahinin en önemli öncülerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Bu hikâye bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor.
Bilim bazen yeni bir şey icat etmekten çok, farklı alanlardaki bilgileri bir araya getirebilme cesaretidir.
Joseph Lister, Pasteur’ün laboratuvarda ortaya koyduğu gerçeği ameliyathaneye taşıdı.
Ve böylece milyonlarca insanın yaşamını kurtaran sessiz bir devrime öncülük etti.
Joseph Lister yalnızca ameliyat yöntemlerini değiştirmedi.
O, ameliyattan sonra yaşanan ölümlerin kader olmadığını gösterdi.
Ve bazen insanlık tarihini değiştiren en büyük keşifler, herkesin kaçınılmaz sandığı bir gerçeğe “Hayır, bunun bir nedeni olmalı.” diyebilen insanların cesaretiyle başlar.




