Johns Hopkins Hastanesi’nin ameliyathanesinde ise başka türlü bir soğuk vardı. İnsanların, yapacakları şeyin sonucunu bilmediklerinde hissettikleri o sessiz, ağır soğuk…

Ameliyat masasının üzerinde küçücük bir çocuk yatıyordu.

Adı Eileen Saxon’dı.

Yaklaşık bir buçuk yaşındaydı ve yalnızca 4 kilogram civarındaydı. Dudakları, tırnakları, yanakları… Neredeyse bütün bedeni mora çalan koyu bir mavi renkteydi.

Eileen ağladığında rengi daha da koyulaşıyordu.

Çünkü küçük kalbi, kanını akciğerlerine yeterince gönderemiyordu.

Vücudu oksijene açtı.

Ve 1944 yılında bunun için hekimlerin elinde neredeyse hiçbir şey yoktu.

O gün ameliyathanede yapılacak şey işe yaramazsa Eileen’in yaşam şansı çok azdı.

Ama işe yararsa…

Belki yalnızca bir çocuk için değil, dünyanın dört bir yanında “mavi bebek” diye anılan binlerce çocuk için kader değişecekti.

Kalbi vardı ama nefesi yetmiyordu

Eileen, Fallot tetralojisi denilen doğuştan bir kalp hastalığıyla dünyaya gelmişti.

Bu hastalıkta kalpte birden fazla yapısal bozukluk aynı anda bulunur. En önemli sonuçlarından biri, akciğerlere ulaşan kan miktarının azalmasıdır. Kan akciğerlerden yeterince oksijen alamayınca vücudun rengi değişmeye başlar.

Tıpta buna siyanoz, yani kandaki oksijen yetersizliği nedeniyle cilt ve dudakların mavimsi görünmesi denir.

Ama anne babalar tıbbi kelimeler kullanmıyordu.

Onların çocukları “mavi”ydi.

Ve o yıllarda ağır siyanozla doğan bir çocuğun ailesine söylenebilecek fazla söz yoktu.

Henüz modern anlamda kalp-akciğer makinesi yoktu. Çocuk yoğun bakımı bugünkü düzeyinden çok uzaktı. Çocuk kalp cerrahisi ise bağımsız bir uzmanlık alanı olarak henüz doğmamıştı.

Kalbin içindeki yapısal bozuklukları açıp düzeltmek çoğu durumda mümkün değildi.

Alfred Blalock ve Helen Taussig’in 1945’te yayımlayacağı bilimsel makalenin çıkış noktası da buydu: Ağır pulmoner darlığı veya pulmoner atrezisi bulunan siyanozlu çocuklar için etkili bir cerrahi tedavi seçeneği bulunmuyordu.

Fakat Johns Hopkins’te bir kadın hekim bu çocukları yıllardır dikkatle izliyordu.

Adı Helen Brooke Taussig’di.

Çocukların kalbini dinleyen kadın

Taussig, çocuk kardiyolojisinin öncülerinden biriydi.

İşitme yetisini büyük ölçüde kaybetmişti. Stetoskopla kalp seslerini dinlemekte zorlandığı için muayenelerinde dokunma duyusundan da yararlanıyor, çocukların göğsündeki kalp titreşimlerini elleriyle hissetmeye çalışıyordu.

Yıllarca ağır doğumsal kalp hastalığı bulunan çocukları izledi.

Bazı bebeklerde doğumdan sonra normalde kapanması gereken duktus arteriozus adlı damar bağlantısının açık kalmasının akciğerlere kan akımını artırabildiği biliniyordu.

Ancak tarihte bu ameliyat fikrinin tam olarak hangi tek gözlemden doğduğunu kesin biçimde söylemek kolay değil. Johns Hopkins’in tarihsel kayıtlarında da anlatımların farklılık gösterdiği belirtiliyor.

Daha güvenle söylenebilecek şey şu:

Taussig’in siyanozlu çocuklar üzerindeki klinik gözlemleri ve 1943 yılı civarında Johns Hopkins’te yapılan cerrahi tartışmalar, akciğerlere daha fazla kan göndermek amacıyla yapay bir damar bağlantısı oluşturma düşüncesini giderek somutlaştırdı.

Soru basitti.

Ama dönemin cerrahisi açısından olağanüstü cesurdu:

Kalbin içindeki kusuru düzeltemiyorsak, kanın akciğere giden yolunu değiştirebilir miyiz?

Taussig bu düşünceyi Johns Hopkins Cerrahi Bölümü’nün başındaki Alfred Blalock ile tartıştı.

Fikir artık bir çocuk kardiyoloğunun gözlemlerinden çıkmış, cerrahinin kapısına dayanmıştı.

Fakat bunun bir çocuk üzerinde denenebilmesi için önce yöntemin laboratuvarda gerçekten uygulanabilir hâle getirilmesi gerekiyordu.

Bu noktada hikâyeye tıp tarihinin uzun yıllar hak ettiği kadar görünür olmayan üçüncü ismi girdi.

Ameliyatı elleriyle hazırlayan görünmez adam

Adı Vivien Thomas’tı.

Thomas siyah bir Amerikalıydı. Büyük Buhran’ın ekonomik koşulları nedeniyle tıp eğitimi hayalini sürdürememiş, Alfred Blalock’un laboratuvarında çalışmaya başlamıştı.

Resmî unvanı, yaptığı işin bilimsel değerini yansıtmıyordu.

1940’ların Amerika’sında ırk ayrımcılığı hastanelerin ve üniversitelerin duvarlarının dışında değildi; sistemin içindeydi.

Fakat cerrahi laboratuvarda Thomas’ın ellerinin ne yapabildiğini bilenler vardı.

Taussig’in klinik fikrini uygulanabilir bir cerrahi tekniğe dönüştürmek için yürütülen deneysel çalışmalarda Thomas temel rol üstlendi.

Amaç, vücuttaki bir atardamar ile akciğer atardamarı arasında yeni bir bağlantı oluşturmaktı. Böylece akciğerlere daha fazla kan ulaşacak ve kan daha fazla oksijen alabilecekti.

Thomas hayvan modellerinde bu tekniği tekrar tekrar çalıştı.

Damarlar küçüktü.

Dikişler son derece hassastı.

Bir hata damarın tıkanmasına, ciddi kanamaya veya ölüme yol açabilirdi.

Thomas yalnızca operasyon tekniğinin geliştirilmesine katkı sağlamadı; kullanılacak cerrahi aletlerin ve yöntemin ayrıntılarının şekillenmesinde de önemli rol oynadı.

Aylar süren deneysel çalışmalar sonunda insan üzerinde uygulanabilecek bir yöntem ortaya çıktı.

Şimdi geriye korkutucu soru kalmıştı:

Bir bebeğin üzerinde denenecek miydi?

Eileen’in bekleyecek zamanı kalmamıştı

1944 yılının kasım ayına gelindiğinde Eileen’in durumu ağırdı.

Akciğerlerine yeterince kan ulaşmıyor, vücudu ihtiyaç duyduğu oksijeni alamıyordu.

29 Kasım sabahı ameliyat kararı verildi.

Johns Hopkins’in Halsted ameliyathanesinde yapılacak girişim yalnızca Eileen için değil, doğumsal kalp cerrahisinin geleceği açısından da büyük bir bilinmezlik taşıyordu.

Masada Eileen vardı.

Ameliyatı yapan cerrah Alfred Blalock’tu.

Helen Taussig da ekibin içindeydi.

Ve Blalock’un hemen arkasında, gerektiğinde ona teknik ayrıntıları gösterebilmek için yükseltilmiş bir yerde Vivien Thomas duruyordu.

Thomas bu operasyonun temelini oluşturan damar bağlantısını laboratuvarda defalarca gerçekleştirmişti.

İnsan üzerinde ise ilk kez uygulanıyordu.

Ameliyat yaklaşık dört buçuk saat sürdü.

Blalock kalbin içine girmedi.

Bu nedenle operasyonu bugünkü anlamıyla “açık kalp ameliyatı” olarak tanımlamak doğru değildir.

Amaç, kalbin dışındaki damarlar üzerinden kanın yolunu değiştirmekti.

Kol bölgesine kan taşıyan subklavyen arter, akciğere kan götüren pulmoner artere bağlandı.

Böylece akciğere giden kan için yeni bir yol oluşturuldu.

Fakat o anda kimse bu yolun gerçekten yeterince çalışıp çalışmayacağını bilmiyordu.

Sonra damar üzerindeki klemp kaldırıldı.

Kan yeni bağlantıya doğru ilerledi.

Ve ameliyathanedekiler Eileen’e baktı.

Mavi renk çekilmeye başladı

O gün ameliyathanede bulunan genç cerrahlardan biri Denton Cooley’di.

Daha sonra dünyanın önde gelen kalp cerrahlarından biri olacak Cooley, yıllar sonra o anı anlatırken bebeğin rengindeki değişimi hatırlayacaktı.

Kan akciğerlere daha fazla ulaşmaya başladıkça Eileen’in mavimsi görünümü azaldı.

Tenine pembelik geliyordu.

Bir cerrahi düşünce, insanların gözleri önünde renge dönüşüyordu.

Belki tıp tarihinin en çarpıcı anlarından biri buydu.

Çünkü bazen büyük keşifler mikroskop altında görülmez.

Bazen bir bebeğin dudaklarının renginde görülür.

Eileen’in ameliyatı kalbindeki bütün yapısal bozuklukları ortadan kaldırmamıştı.

Operasyon palyatifti; yani hastalığın temel nedenini tamamen düzeltmek yerine vücudun daha fazla oksijen almasını sağlayarak çocuğa zaman kazandırmayı amaçlıyordu.

Ama ilk sonuç açıktı:

Akciğerlere daha fazla kan gidiyordu.

Ve Eileen’in rengi değişmişti.

İlk vakalar tıp dünyasına duyuruldu

Blalock ve Taussig, ameliyat edilen ilk çocuklardan elde edilen sonuçları kısa süre sonra bilim dünyasıyla paylaştı.

Makale 19 Mayıs 1945’te JAMA’da yayımlandı.

Başlığı tıp tarihine geçti:

The Surgical Treatment of Malformations of the Heart in Which There Is Pulmonary Stenosis or Pulmonary Atresia.

Çalışmada ilk üç çocukta uygulanan cerrahi girişimler anlatılıyor ve sistemik dolaşımdaki bir atardamarın pulmoner artere bağlanmasıyla akciğerlere giden kanın artırılabileceği gösteriliyordu.

Bu, doğumsal kalp hastalıklarında cerrahinin sınırlarını değiştiren gelişmelerden biri oldu.

Haber yayıldıkça Baltimore’a çocuklarını getiren ailelerin sayısı arttı.

Bir zamanlar neredeyse ameliyat edilemez kabul edilen bazı “mavi bebekler” için artık cerrahi bir seçenek vardı.

Tarihte Blalock-Taussig şantı olarak yaygınlaşan yöntem, yıllar boyunca dünyanın birçok merkezinde uygulandı. Günümüzde Vivien Thomas’ın yöntemin geliştirilmesindeki vazgeçilmez katkısı daha açık biçimde kabul ediliyor.

Ama o dönemin bilimsel makalesinde onun adı yoktu.

Makalede iki isim vardı, ameliyathanede üç kişi

1945 tarihli makalenin yazarları yalnızca iki kişiydi:

Alfred Blalock.
Helen B. Taussig.

Vivien Thomas’ın adı makalede yazar olarak yer almadı.

Oysa daha sonra yapılan tarihsel incelemeler, Thomas’ın yöntemin laboratuvar temelinin kurulmasında, cerrahi tekniğin geliştirilmesinde ve ilk ameliyatların gerçekleştirilmesinde merkezi bir role sahip olduğunu ortaya koydu.

JAMA’da 2008’de yayımlanan tarihsel değerlendirme de Thomas’ın klasik makalede katkısının belirtilmediğini ve uzun süre Blalock-Taussig iş birliğinin görünmeyen ortağı olarak kaldığını vurguladı.

Thomas daha sonra Johns Hopkins’te onlarca cerrahın yetişmesine katkı sağladı ve cerrahi laboratuvarlarında yaklaşık 35 yıl çalıştı.

Üniversite onu ancak yıllar sonra kurumsal olarak onurlandırdı.

1976 yılında Vivien Thomas’a fahri hukuk doktorası verildi.

Bugün Johns Hopkins’te çocuk ve doğumsal kalp hastalıkları alanında onun adı da Blalock ve Taussig ile birlikte anılıyor.

Tarih bazen geç kalır.

Ama bazı isimleri sonunda geri çağırır.

Eileen’in hikâyesi ameliyathanede bitmedi

Tıp tarihinin büyük başarı hikâyelerinde ilk hastaların daha sonraki yaşamı bazen keşfin gölgesinde kalır.

Eileen’in öyküsü de yalnızca “mavi bir bebeğin pembeye dönmesi”nden ibaret değildi.

İlk ameliyatın ardından yaşamını sürdürdü ve renginde belirgin düzelme görüldü.

Ancak bu operasyon kalbindeki temel hastalığı ortadan kaldırmıyordu.

Johns Hopkins’in tarihsel kayıtlarına göre haftalar içinde Eileen’de yeniden siyanoz gelişti.

Blalock ve Thomas ikinci bir cerrahi girişim denedi.

Eileen bu ikinci operasyonu atlatamadı.

Bu nedenle hikâyenin sonunu “Eileen kurtuldu” diye yazmak doğru olmaz.

Ama ilk operasyonun başarısız olduğunu söylemek de tarihsel gerçeği yansıtmaz.

Çünkü Eileen’in küçücük göğsünde oluşturulan o damar bağlantısı çalışmıştı.

Caroline Hampton ve Cerrahi Eldivenin Doğuş Hikâyesi
Caroline Hampton ve Cerrahi Eldivenin Doğuş Hikâyesi
İçeriği Görüntüle

Sorun, dönemin tıbbının henüz onun ağır doğumsal kalp hastalığını tamamen düzeltebilecek noktaya ulaşmamış olmasıydı.

Eileen’in kısa yaşamı, sonraki çocuklar için yöntemin geliştirilmesine ve cerrahların doğumsal kalp hastalıklarına farklı gözle bakmasına katkı sağladı.

Bir bebeğin ameliyatından doğan yeni dönem

1944’te gerçekleştirilen bu girişim, doğumsal kalp cerrahisinin gelişimindeki en önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Ardından cerrahlar daha karmaşık kalp hastalıklarını ameliyat etmeye başladı.

Kalp-akciğer makineleri geliştirildi.

Kalbin içindeki kusurları doğrudan düzelten ameliyatların önü açıldı.

Çocuk kalp cerrahisi bağımsız ve giderek gelişen bir alan hâline geldi.

Bugün Fallot tetralojisiyle doğan birçok çocuk, Eileen’in yaşadığı dönemde hayal dahi edilemeyecek kadar uzun ve aktif bir yaşam sürebiliyor.

Fakat bu gelişmenin ardında tek bir kahraman yoktu.

Hasta çocukları yıllarca dikkatle gözlemleyen Helen Taussig vardı.

Cerrahi riski üstlenen Alfred Blalock vardı.

Tekniği laboratuvarda elleriyle geliştiren ve yıllarca hak ettiği görünürlüğü elde edemeyen Vivien Thomas vardı.

Ve bütün bunların sonunda, bilimin henüz kesin cevabı olmadığı bir günde ameliyat masasına yatırılan küçücük Eileen Saxon vardı.

29 Kasım 1944’te ameliyathanedekiler onun renginin değişmesini izledi.

Mavi çekildi.

Pembe geldi.

O anda yalnızca küçük bir çocuğun kanına daha fazla oksijen gitmiyordu.

Kalp cerrahisinin geleceğine de yeni bir yol açılıyordu.

Kaynaklar

Blalock A, Taussig HB. The Surgical Treatment of Malformations of the Heart in Which There Is Pulmonary Stenosis or Pulmonary Atresia. JAMA. 1945;128(3):189–202. DOI: 10.1001/jama.1945.02860200029009.

Murphy AM, Cameron DE. The Blalock-Taussig-Thomas Collaboration. JAMA. 2008;300(3):328–330. DOI: 10.1001/jama.300.3.328.

Vricella LA, Jacobs ML, Cameron DE. The Birth of a New Era: The Introduction of the Systemic-to-Pulmonary Artery Shunt for the Treatment of Cyanotic Congenital Heart Disease. Cardiology in the Young. 2013;23(6):851–856.

Johns Hopkins University Sheridan Libraries. The Blue Baby Operation. Tarihsel arşiv ve sergi kayıtları.

Johns Hopkins Medicine, Alan Mason Chesney Medical Archives. Vivien Thomas ve Blalock-Taussig-Thomas iş birliğine ilişkin tarihsel kayıtlar.