“Broca alanı” ve “Broca afazisi” terimleriyle tıp tarihine geçen bilim insanı; cerrahi, nöroanatomi, kanser araştırmaları ve antropoloji alanlarında da çalışmalar yürüttü. Ancak insan toplulukları ve cinsiyetler arasında zihinsel hiyerarşiler kuran antropolojik görüşleri, bilimsel mirasının bugün eleştirel biçimde değerlendirilmesini gerektiriyor.

İnsan konuşurken beyninde ne olur?

Düşünceler sözcüklere, sözcükler de seslere nasıl dönüşür?

Bugün dilin tek bir beyin bölgesinde üretilmediğini; frontal ve temporal korteks, motor bölgeler, subkortikal yapılar ve bunları birbirine bağlayan beyaz cevher yollarından oluşan geniş bir sinir ağı tarafından işlendiğini biliyoruz.

Ancak 19. yüzyılın ortalarında, belirli zihinsel işlevlerin beynin belirli anatomik bölgeleriyle ilişkili olup olmadığı bile yoğun biçimde tartışılıyordu.

Bu tartışmanın yönünü değiştiren isimlerden biri Fransız cerrah Pierre Paul Broca oldu.

Tıp eğitiminden cerrahi araştırmalara

Paul Broca, 28 Haziran 1824’te Fransa’nın Gironde bölgesindeki Sainte-Foy-la-Grande’da doğdu.

1841’de Paris’te tıp eğitimine başladı. Henüz genç yaşlarda anatomi, patoloji ve cerrahiye ilgi duydu. Tıp doktoru unvanını 1849’da aldı.

Meslek yaşamının ilk dönemlerinde kemik ve kıkırdak histolojisi, tümörler, kanser patolojisi, anevrizmalar ve çeşitli cerrahi hastalıklar üzerinde çalıştı. Bicêtre, Salpêtrière, Saint-Antoine ve Pitié gibi Paris’in önde gelen hastanelerinde görev yaptı.

Broca’nın çalışmalarını yalnızca nörolojiyle sınırlandırmak doğru değildir. Anevrizmaların tanı ve tedavisiyle ilgilenmiş, tümörlerin mikroskobik özelliklerini incelemiş ve beyin yapılarının kafatası üzerindeki yaklaşık yerlerini belirlemeye yönelik cerrahi yöntemler geliştirmişti.

Kanser ve tümör patolojisine ilişkin araştırmaları nedeniyle bazı tıp tarihçileri tarafından modern onkolojinin erken dönem öncülerinden biri olarak da değerlendirildi.

Ancak Broca’nın dünya çapında tanınmasını sağlayan gelişme, ameliyat masasından çok otopsi odasında yaşanacaktı.

Konuşması “tan” hecesiyle sınırlanan hasta

1861 yılında Bicêtre Hastanesi’nin cerrahi servisine, sağ bacağında ilerlemiş enfeksiyon ve gangren bulunan bir hasta getirildi.

Hastanın adı Louis Victor Leborgne idi.

Leborgne yaklaşık 21 yıldır hastanede yaşıyordu. Konuşma üretimi ileri derecede bozulmuş, sözel ifadesi büyük ölçüde “tan” hecesiyle sınırlı kalmıştı. Bu nedenle hastane çalışanları arasında “Tan” adıyla tanınıyordu.

Leborgne, basit soruların bir bölümünü anlayabiliyor, sol eliyle işaretler verebiliyor ve çevresiyle sınırlı biçimde iletişim kurabiliyordu. Ancak kavrama ve genel bilişsel işlevlerinin tamamen korunduğunu söylemek mümkün değildi.

Hastalığın ilerleyen dönemlerinde vücudunun sağ tarafında felç gelişmişti.

Broca, hastayı ayrıntılı biçimde muayene etti. Hastane çalışanlarından ve Leborgne’yi uzun süredir tanıyan kişilerden geçmişine ilişkin bilgiler topladı.

Leborgne, 17 Nisan 1861’de hayatını kaybetti.

Broca, ertesi gün yaptığı ölüm sonrası incelemede beynin sol frontal lobunda geniş bir hasar bulunduğunu belirledi. Lezyon, özellikle sol frontal kıvrımların arka bölümlerini etkiliyordu; ancak hasar yalnızca beyin yüzeyindeki küçük bir alanla sınırlı değildi.

Broca, bulgularını 18 Nisan 1861’de Paris Antropoloji Cemiyetinde sundu ve artiküle konuşma yetisinin kaybıyla sol frontal bölgedeki lezyon arasında ilişki kurdu.

Bu konuşma üretimi bozukluğunu tanımlamak için başlangıçta “aphémie”, yani yaklaşık olarak “söyleyememe” anlamına gelen bir terim kullandı. Daha sonra Fransız hekim Armand Trousseau’nun önerdiği “afazi” sözcüğü tıp literatüründe daha yaygın hâle geldi.

İkinci hasta bulguyu güçlendirdi

Broca aynı yıl, geçirdiği felcin ardından konuşması büyük ölçüde kaybolan Lelong adlı başka bir hastayı da değerlendirdi.

Lelong yalnızca birkaç sözcük söyleyebiliyordu. Hastanın ölümünden sonra yapılan beyin incelemesinde de sol frontal bölgede hasar belirlenmesi, Broca’nın konuşma üretimi ile beynin sol ön bölümleri arasında kurduğu ilişkiyi güçlendirdi.

Broca, sonraki gözlemlerinde artiküle konuşmanın çoğu insanda beynin sol yarımküresiyle daha yakından ilişkili olduğunu savundu.

Bu vakalar, karmaşık bir insan işlevinin belirli beyin bölgelerindeki hasarla ilişkilendirilebileceğini gösteren en etkili klinik-patolojik kanıtlardan biri hâline geldi.

Broca’nın tarif ettiği bölge daha sonra “Broca alanı”, bu bölgeyi ve bağlantılı sinir ağlarını etkileyen hasarlarda ortaya çıkan akıcı olmayan konuşma bozukluğu ise “Broca afazisi” olarak adlandırıldı.

Broca gerçekten ilk miydi?

Broca’nın bulguları tamamen boş bir bilimsel ortamda ortaya çıkmadı.

Franz Joseph Gall, Jean-Baptiste Bouillaud ve Ernest Auburtin gibi araştırmacılar, konuşma yetisinin frontal loblarla ilişkili olabileceğini daha önce öne sürmüşlerdi.

Fransız hekim Marc Dax’ın da konuşma bozuklukları ile sol beyin yarımküresi lezyonları arasında ilişki kurduğu biliniyor.

Dax’ın bu görüşlerini 1836’da kaleme aldığı ileri sürülmekle birlikte çalışma o tarihte yayımlanmadı. Oğlu Gustave Dax, babasına atfettiği metni kendi klinik gözlemleriyle birlikte 1863’te Paris’teki bilim akademilerine sundu. Metinler ise 1865’te yayımlandı.

Bu nedenle konuşmanın sol yarımküreyle ilişkisinin keşfinde kime öncelik verilmesi gerektiği konusunda tıp tarihi literatüründe bir Broca–Dax tartışması bulunuyor.

Broca’nın temel etkisi, klinik muayene sırasında gözlenen konuşma bozukluğunu ölüm sonrası anatomik bulgularla sistematik biçimde karşılaştırması ve konuyu bilim dünyasının merkezî tartışmalarından biri hâline getirmesiydi.

Broca alanı bir “konuşma düğmesi” değil

Broca’nın gözlemleri nöroloji tarihi açısından devrim niteliğindeydi. Ancak günümüzde konuşmanın yalnızca küçük ve tek bir beyin alanında üretildiği düşünülmüyor.

Leborgne ve Lelong’un korunmuş beyinleri modern görüntüleme yöntemleriyle yeniden incelendiğinde, her iki hastadaki hasarın klasik olarak “Broca alanı” adı verilen kortikal bölgenin sınırlarını aştığı görüldü.

Lezyonların komşu kortikal yapılara, beynin daha derin bölgelerine ve farklı alanlar arasındaki iletişimi sağlayan beyaz cevher yollarına kadar uzandığı belirlendi.

Güncel nörobilim çalışmalarına göre konuşmanın planlanması ve üretilmesi; frontal ve temporal korteks, motor bölgeler, insula, bazı subkortikal yapılar ve bu bölgeleri birbirine bağlayan beyaz cevher yollarından oluşan geniş bir sinir ağının birlikte çalışmasını gerektiriyor.

Dolayısıyla Broca alanı, bağımsız çalışan bir “konuşma merkezi” veya “konuşma düğmesi” değildir. Dil üretimi, sözdizimi, seslerin planlanması, çalışma belleği ve bilişsel kontrol gibi süreçlere katılan geniş bir sinir ağının önemli bileşenlerinden biridir.

Broca’nın kalıcı katkısı, söz konusu bölgenin sınırlarını kusursuz biçimde çizmiş olması değil; insan davranışı ile beyindeki anatomik hasar arasında bilimsel olarak incelenebilir bir ilişki kurulabileceğini göstermesidir.

Antropolojinin kurumsallaşmasındaki rolü

Broca’nın önemli çalışma alanlarından biri de antropolojiydi.

1859’da Paris Antropoloji Cemiyetinin kurulmasına öncülük etti. Daha sonra antropoloji araştırmaları için bir laboratuvar oluşturulmasına katkıda bulundu.

1872’de Revue d’anthropologie dergisini kurdu. 1876’da ise Paris Antropoloji Okulunun kuruluşunda belirleyici rol oynadı.

Bu kurumlar, antropolojinin Fransa’da örgütlü ve bağımsız bir araştırma alanına dönüşmesine katkı sağladı.

Broca; insan vücudu, kafatası ve beyin ölçümlerinin standartlaştırılması amacıyla çeşitli araçlar ve yöntemler geliştirdi. Ölçülebilir verilere verdiği önem, çalışmalarını dönemin daha spekülatif antropoloji anlayışından ayırıyordu.

Ancak bir araştırmanın sayılara ve ölçümlere dayanması, araştırma sorularının ve elde edilen sonuçların otomatik olarak tarafsız olduğu anlamına gelmiyordu.

Difteriye Karşı Umut Olan Bilim İnsanı: Emil von Behring Tıp Tarihini Nasıl Değiştirdi?
Difteriye Karşı Umut Olan Bilim İnsanı: Emil von Behring Tıp Tarihini Nasıl Değiştirdi?
İçeriği Görüntüle

Bilimsel mirasındaki sorunlu bölüm

Broca, kafatası hacmi ve beyin büyüklüğüyle zekâ arasında doğrudan ve hiyerarşik bir ilişki bulunduğunu düşünüyordu.

Erkeklerle kadınları, farklı toplumsal sınıfları ve insan topluluklarını karşılaştırarak bazı grupları zihinsel açıdan diğerlerinden üstün gösteren sonuçlara ulaştı.

Bu çalışmalar, günümüzde bilimsel ırkçılık olarak tanımlanan 19. yüzyıl fiziksel antropolojisinin önemli örnekleri arasında değerlendiriliyor.

Broca’nın sayısal ölçümlere dayanan yöntemi, çalışmalarını dönemin daha spekülatif yaklaşımlarından ayırmıştı. Ancak ölçümlerin nicel olması, araştırma sorularını ve yorumları tarafsız hâle getirmedi.

İnsan topluluklarını ve cinsiyetleri zihinsel kapasite bakımından hiyerarşik biçimde değerlendirmesi, dönemin ırksal, cinsiyetçi ve toplumsal ön kabullerinin bilimsel sonuçlar gibi sunulmasına katkıda bulundu.

Modern antropoloji ve genetik, insan topluluklarının birbirinden kesin sınırlarla ayrılmış sabit biyolojik “ırklar” biçiminde sınıflandırılmasını bilimsel olarak geçerli kabul etmiyor.

Beyin veya kafatası büyüklüğünden hareketle bir kişinin zekâsı, değeri ya da toplumsal kapasitesi hakkında basit ve hiyerarşik sonuçlar çıkarılması da günümüz bilimsel bilgileriyle bağdaşmıyor.

Broca’nın bu yönü yalnızca “döneminin koşulları” gerekçesiyle görmezden gelinmemelidir. Bununla birlikte nöroloji alanındaki katkıları da antropolojik çalışmalarındaki yanlışlar nedeniyle bütünüyle yok sayılmamalıdır.

Bilim tarihi açısından daha doğru yaklaşım, iki gerçeği birlikte değerlendirebilmektir:

Broca, beynin işlevsel örgütlenmesinin anlaşılmasında öncü bir bilim insanıydı. Aynı zamanda ölçümlerini insan toplulukları ve cinsiyetler arasında bilimsel temeli bulunmayan hiyerarşiler kurmak için kullandı.

Cerrah, akademisyen ve siyasetçi

Paul Broca, 1866’da Fransa Tıp Akademisine seçildi.

1867’de Paris Tıp Fakültesinde profesörlüğe yükseldi. Önce dönemin akademik adlandırmasıyla dış patoloji, daha sonra cerrahi klinik kürsüsünde görev yaptı.

Bilimsel çalışmaları ve kurumsal girişimleriyle dönemin Fransız tıbbının en etkili isimlerinden biri hâline geldi.

Meslek yaşamının son döneminde siyasette de görev aldı. 1880 yılında Fransa Senatosuna yaşam boyu senatör olarak seçildi.

Ancak senatörlük görevi uzun sürmedi.

Paul Broca, 9 Temmuz 1880’de Paris’te, 56 yaşında aniden hayatını kaybetti.

Dönemin kaynaklarında ölümünün bir anevizma rüptürüne bağlı olduğu bildirildi. Bununla birlikte anevrizmanın anatomik yeri ve ölümün kesin mekanizması hakkında sonraki tarihsel anlatımlar bütünüyle aynı değildir.

Paul Broca’nın tıp tarihindeki yeri

Paul Broca’nın çalışmaları, nöroloji ve nöropsikolojide bugün de kullanılan temel bir araştırma yaklaşımının güçlenmesine katkıda bulundu:

Hastanın yaşamı sırasında gözlenen işlev kaybını, ölüm sonrası veya görüntüleme yöntemleriyle belirlenen beyin hasarıyla karşılaştırmak.

Bu yaklaşım; afazi araştırmalarından felç sonrası bilişsel bozukluklara, beyin cerrahisinden çağdaş lezyon haritalama çalışmalarına kadar uzanan geniş bir bilimsel geleneğin temelini oluşturdu.

Modern nörobilim, Broca’nın döneminde öne çıkan basit “tek bölge–tek işlev” düşüncesinin ötesine geçti.

Dil ve konuşmanın; frontal ve temporal bölgeler, motor alanlar, subkortikal yapılar ve beyaz cevher bağlantılarından oluşan dinamik bir ağ tarafından işlendiği anlaşıldı.

Ancak Broca’nın çalışmalarının merkezindeki soru hâlâ geçerliliğini koruyor:

Zihin, beynin anatomisi içinde nasıl örgütleniyor?

Broca’nın bu soruya verdiği yanıt eksikti. Bazı görüşleri ise günümüz bilimi açısından açık biçimde yanlıştı.

Buna rağmen konuşmanın beyindeki izini klinik ve anatomik bulguları karşılaştırarak sistematik biçimde araması, insan beynine bakışımızı kalıcı olarak değiştirdi.

Kısa kronoloji

1824: Sainte-Foy-la-Grande’da doğdu.
1841: Paris’te tıp eğitimine başladı.
1849: Tıp doktoru oldu.
1859: Paris Antropoloji Cemiyetinin kuruluşuna öncülük etti.
1861: Leborgne ve Lelong vakalarını yayımladı.
1866: Fransa Tıp Akademisine seçildi.
1867: Paris Tıp Fakültesinde profesörlüğe yükseldi.
1872: Revue d’anthropologie dergisini kurdu.
1876: Paris Antropoloji Okulunun kuruluşuna öncülük etti.
1880: Yaşam boyu senatör seçildi ve aynı yıl Paris’te hayatını kaybetti.

Editör notu

Paul Broca’nın afazi araştırmalarına ve beynin işlevsel örgütlenmesinin anlaşılmasına yaptığı katkılar tıp tarihi açısından büyük önem taşımaktadır.

Bununla birlikte kafatası ve beyin ölçümlerinden hareketle cinsiyetler, toplumsal sınıflar ve insan toplulukları arasında zihinsel üstünlük sonuçları çıkardığı antropolojik çalışmaları, günümüz bilimsel ölçütlerine göre geçersiz ve ayrımcı kabul edilmektedir.

Broca’nın bilimsel mirası değerlendirilirken nörolojik katkıları ile bilimsel ırkçılığın gelişimine katkıda bulunan görüşleri birlikte ve eleştirel biçimde ele alınmalıdır.