Kişi, ciddi bir hastalığı olmadığı hâlde sürekli hasta olacağı ya da gizli bir hastalık taşıdığı düşüncesine kapılır. Yapılan tetkikler normal çıksa bile zihin ikna olmaz; kaygı yeniden filizlenir.
Tıbbi Karşılığı Ne?
Hastalık hastalığı, tanı sınıflandırmalarında DSM-5 içinde yer alan bir kaygı bozukluğudur. Eski literatürde “hipokondriyazis” olarak anılırken, güncel yaklaşımda hastalık korkusunun kendisi merkeze alınır.
En Sık Görülen Belirtiler
-
Vücutta sıradan hisleri ciddi hastalık belirtisi sanma
-
Sürekli internetten hastalık araştırma (siberkondri)
-
Doktor doktor dolaşma ya da tam tersine doktordan kaçınma
-
“Ya gözden kaçtıysa?” düşüncesinin zihni ele geçirmesi
-
Günlük yaşamda odak ve işlev kaybı
Bu kişiler çoğu zaman ağrıdan değil, olasılıktan korkar. Sorun bedende değil, alarm sisteminde başlar.
Kimlerde Daha Sık Görülüyor?
Uzmanlara göre bu durum:
-
Kaygı bozukluğu öyküsü olanlarda
-
Mükemmeliyetçi ve kontrol ihtiyacı yüksek kişilerde
-
Sosyal medyada yoğun sağlık içeriği tüketenlerde
-
Pandemi sonrası dönemde belirgin artış gösteriyor
Özellikle COVID-19 sonrası “belirti tarama refleksi”, birçok kişide kalıcı bir zihinsel tetikleyiciye dönüştü.
Tedavi Edilebilir mi?
Evet. Hastalık hastalığı kader değildir.
-
Bilişsel davranışçı terapi ile düşünce kalıpları yeniden yapılandırılabiliyor
-
Gerekli durumlarda psikiyatrik ilaç tedavisi destekleyici olabiliyor
-
En kritik adım: Gereksiz tetkik döngüsünü kırmak ve güvenli bir hekim-hasta ilişkisi kurmak
Uzmanlar, sürekli test yaptırmanın kısa süreli rahatlama sağladığını ancak uzun vadede kaygıyı beslediğini vurguluyor.
Uzmanlardan Net Uyarı
Her belirtinin hastalık olmadığı, her düşüncenin de gerçek olmadığı hatırlatılıyor. Vücut bir makine değil; zihin de bir dedektör. Aşırı hassas ayarlandığında, tehlike olmayan yerde siren çalıyor.
Sonuç:
Hastalık hastalığı, bilinmezliğin korkusudur. Erken fark edilir ve doğru destek alınırsa kontrol altına alınabilir. Asıl tedavi, “ya varsa?” sorusunun zihindeki tahtını sarsmaktır.




