Çayın Bilimsel Araştırmalarla Desteklenen 5 Sağlık Etkisi

Türkiye’de çay çoğu zaman ince belli bardakta, günün farklı saatlerine yayılan bir alışkanlık olarak tüketiliyor. Bilimsel araştırmalarda kullanılan “bir fincan” ölçüsü ise çalışmadan çalışmaya değişebiliyor. Bu nedenle araştırmalarda sözü edilen iki fincan çayı, doğrudan iki küçük Türk çay bardağı olarak yorumlamak doğru değil.

Siyah, yeşil, beyaz ve oolong çay aynı bitkiden, Camellia sinensis’ten elde ediliyor. Aralarındaki temel fark, yaprakların işlenme ve oksitlenme biçimi. Papatya, ıhlamur, nane ve hibiskus gibi bitki çayları ise farklı bitkilerden hazırlanıyor; gerçek çayla aynı içerik ve etkilere sahip değiller.

Çayın sağlık araştırmalarında öne çıkmasının başlıca nedeni polifenoller. Bitkilerde bulunan bu bileşikler, hücrelerdeki oksidatif süreçler, damar işlevi, iltihaplanma ve bağırsak bakterileriyle ilişkili etkileri nedeniyle inceleniyor. Fakat çayı bir hastalığı önleyen veya tedavi eden tek başına güçlü bir araç gibi görmek bilimsel verilerin önüne geçmek olur.

Daha Uzun Yaşamla İlişkili Bulundu

Yaklaşık yarım milyon yetişkinin 11 yılı aşkın süre izlendiği İngiltere merkezli geniş bir araştırmada, günde iki veya daha fazla fincan çay içenlerde çalışma süresindeki ölüm riskinin çay içmeyenlere göre daha düşük olduğu görüldü. Katılımcıların büyük bölümü siyah çay tüketiyordu.

Bu araştırmada iki ila üç finan içen gruptaki fark yaklaşık yüzde 13 düzeyindeydi. Kahve tüketimi, süte veya şekere ilişkin tercihler ve kafeinin vücutta işlenmesini etkileyen genetik özellikler hesaba katıldığında da benzer ilişki devam etti.

Yaklaşık 2 milyon kişinin verilerini kapsayan daha sonraki bir meta-analiz de orta düzeyde çay tüketimiyle genel ölüm ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm arasında ters yönlü bir ilişki bildirdi.

Bununla birlikte bu çalışmalar gözlemsel nitelikte. Çay içenlerle içmeyenler arasında beslenme, gelir düzeyi, sosyal hayat, fiziksel hareketlilik ve başka alışkanlıklar bakımından ölçülemeyen farklar bulunabilir. Bulgular çayın yaşam süresini doğrudan uzattığını kanıtlamıyor.

Damar İşlevini Destekleyebilir

Damarların iç yüzeyini kaplayan endotel tabakası, kan akımının düzenlenmesinde görev yapıyor. Koroner arter hastalığı bulunan 66 kişiyle yürütülen kontrollü bir çalışmada, yaklaşık dört hafta boyunca her gün siyah çay tüketilmesi damarların kan akımına yanıt olarak genişleme yeteneğinde iyileşmeyle ilişkilendirildi. Su tüketilen dönemde aynı değişiklik görülmedi.

Yeşil çay üzerine yapılan randomize kontrollü çalışmaların bir araya getirildiği analizlerde de sistolik ve diyastolik kan basıncında küçük düşüşler bildirildi. Etkinin büyüklüğü sınırlıydı ve araştırmaların kullandığı ürün, miktar ve süreler birbirinden farklıydı.

Çay bu nedenle tansiyon ilacının, hareketli yaşamın veya dengeli beslenmenin yerine geçirilemez. Tansiyonu yüksek olan bir kişinin tedavisini değiştirmesi için gerekçe de oluşturmaz.

Kan Şekeri ve İltihaplanma Üzerindeki Etkileri Araştırılıyor

Bazı küçük klinik deneyler, siyah çayın yemek sonrasında kan şekerinin yükselme hızını sınırlayabileceğini düşündürüyor. Başka çalışmalarda çay tüketiminin C-reaktif protein gibi iltihaplanmayla ilişkili bazı göstergeler üzerindeki etkileri incelendi.

Bu bulgular, çayın tip 2 diyabeti önlediği veya tedavi ettiği anlamına gelmiyor. Metabolik sağlık üzerindeki araştırmaların bir bölümü kısa süreli ve az sayıda katılımcıyla yapılmış durumda. Çaya eklenen şeker de ayrı değerlendirilmeli. Gün boyunca çok sayıda şekerli çay içmek, toplam şeker ve enerji alımını belirgin biçimde artırabilir.

Diyabeti bulunan kişiler açısından belirleyici olan yalnızca çayın kendisi değil; içeceğin nasıl hazırlandığı, yanında ne tüketildiği ve günün tamamındaki beslenme düzenidir.

Bağırsak Bakterileriyle Etkileşebilir

Çaydaki polifenollerin tamamı ince bağırsaktan emilmiyor. Bir bölümü kalın bağırsağa ulaşarak burada yaşayan mikroorganizmalarla etkileşime giriyor. Bu durum, çayın bağırsak mikrobiyotası olarak adlandırılan mikroorganizma topluluğu üzerindeki etkisine ilişkin araştırmaların temelini oluşturuyor.

Sağlıklı yetişkinlerle yapılan küçük bir kontrollü çalışmada, 12 hafta boyunca günde üç fincan siyah çay tüketenlerde bazı bağırsak bakterilerinin dağılımında değişiklikler saptandı. Kısa zincirli yağ asidi üreten bakteriler, bağırsak duvarı ve bağışıklık sistemiyle ilişkileri nedeniyle özellikle inceleniyor.

Ancak bağırsak mikrobiyotasındaki bir değişikliğin her zaman doğrudan sağlık yararı anlamına gelmediği bilinmeli. Bu alandaki insan çalışmaları henüz sınırlı ve kişilerin başlangıçtaki bağırsak yapısı birbirinden oldukça farklı.

Dikkat ve Zihinsel Uyanıklığı Artırabilir

Gerçek çay doğal olarak kafein içeriyor. Kafein, kısa süreli uyanıklığı ve dikkati artırabilir. Çay ayrıca L-teanin adı verilen bir amino asit içeriyor. Kafein ile L-teaninin birlikte bulunmasının dikkat, zihinsel performans ve ruh hali üzerinde etkili olabileceği araştırılıyor.

Yeşil çay üzerine yürütülen çalışmaların değerlendirildiği sistematik bir derlemede dikkat, bellek ve kaygı üzerinde olumlu sonuçlar bildiren araştırmalar bulundu. Bununla birlikte kullanılan ürünler ve miktarlar büyük farklılık gösterdi; bazı deneylerde demlenmiş çay yerine yoğunlaştırılmış özüt kullanıldı.

Uzun dönemli gözlemsel çalışmalar çay tüketimiyle daha düşük bilişsel gerileme riski arasında bağlantı kuruyor. Bu bağlantı, çayın demansı önlediğini göstermiyor. Klinik deneylerin sonuçları gözlemsel araştırmalar kadar tutarlı değil.

Çay Kahveden Daha Az Kafein İçerebilir

Demlenme şekline bağlı olmakla birlikte çayın kafein miktarı çoğunlukla aynı hacimdeki filtre kahveden daha düşüktür. Bu durum bazı kişilerde daha az çarpıntı, huzursuzluk veya uyku bozukluğu yaşanmasını sağlayabilir. Yine de koyu demlenmiş ve art arda içilen çaylarla toplam kafein miktarı yükselebilir.

Kafeine duyarlı kişilerde çay; uykusuzluk, çarpıntı, titreme, mide yakınmaları veya kaygıda artış yapabilir. Akşam saatlerinde tüketimi uykuya dalmayı zorlaştırıyorsa miktarı azaltmak ya da daha erken saatlere çekmek düşünülebilir.

Faydayı Belirleyen Yalnızca Çayın Türü Değil

Bilimsel verilerin büyük bölümü sade veya az katkılı siyah ve yeşil çaya dayanıyor. Yüksek miktarda şeker, şurup ya da krema içeren hazır çay içecekleri aynı çerçevede değerlendirilemez. Şişelenmiş ürünlerde şeker miktarı etiketten kontrol edilmeli.

Çayı kaynar halde içmekten de kaçınmak gerekiyor. Çok sıcak içeceklerin yemek borusunda tekrarlayan ısı hasarına yol açabileceğine ilişkin kanıtlar bulunuyor. Çayın bir süre soğumasını beklemek, ağız ve boğazı yakmayacak sıcaklıkta tüketmek daha güvenli bir yaklaşım.

Demir Eksikliği Olanlar Öğün Saatine Dikkat Etmeli

Çaydaki tanenler, özellikle bitkisel kaynaklı demirin bağırsaktan emilimini azaltabilir. Demir eksikliği veya demir eksikliği anemisi bulunan kişilerin çayı ana öğünlerle aynı anda tüketmemesi ve zamanlamayı hekimiyle görüşmesi uygun olabilir.

Gebelikte toplam kafein alımı ayrıca değerlendirilmelidir. Kalp ritim bozukluğu, kontrolsüz reflü, ciddi uykusuzluk veya kafeine belirgin duyarlılığı bulunan kişiler de tüketim miktarı konusunda sağlık profesyoneline danışabilir.

Yoğun yeşil çay özütleri ile normal şekilde demlenmiş çay aynı şey değildir. Takviye biçimindeki yüksek doz özütler, özellikle karaciğer açısından farklı riskler taşıyabilir ve bazı ilaçlarla etkileşebilir. Çay takviyesi kullanmak isteyenlerin bunu hekim veya eczacı değerlendirmesi olmadan başlatmaması gerekir.

Kaç Bardak Çay İçilmeli?

Araştırmalar herkese uygun tek bir sayı vermiyor. Fincan hacmi, çayın koyuluğu, kafein miktarı ve kişinin sağlık durumu değişiyor. Gözlemsel çalışmalarda en sık olumlu ilişki görülen aralık orta düzeyde tüketim olsa da bu bulgu kişisel bir tüketim hedefi olarak yorumlanmamalı.

Çay, şekersiz veya az şekerli tüketildiğinde sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olabilir. Meyve, sebze, tam tahıl, kurubaklagil, yeterli uyku ve hareketin sağlayacağı katkının yerini ise tek başına dolduramaz.

KAYNAKLAR

Baklagilden Tam Tahıla: Sofrada Daha Fazla Yer Açılması Gereken Besinler
Baklagilden Tam Tahıla: Sofrada Daha Fazla Yer Açılması Gereken Besinler
İçeriği Görüntüle

1. Annals of Internal Medicine – Tea Consumption and All-Cause and Cause-Specific Mortality in the UK Biobank: A Prospective Cohort Study – Maki Inoue-Choi ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.7326/M22-0041
2. Epidemiology and Health – Tea Consumption and Risk of All-Cause, Cardiovascular Disease, and Cancer Mortality: A Meta-Analysis of Thirty-Eight Prospective Cohort Data Sets – Youngyo Kim ve Youjin Je – 2024 – DOI: 10.4178/epih.e2024056
3. Circulation – Short- and Long-Term Black Tea Consumption Reverses Endothelial Dysfunction in Patients With Coronary Artery Disease – Stephen J. Duffy ve arkadaşları – 2001 – DOI: 10.1161/01.CIR.104.2.151
4. Scientific Reports – Effect of Green Tea Consumption on Blood Pressure: A Meta-Analysis of 13 Randomized Controlled Trials – Xiaoli Peng ve arkadaşları – 2014 – DOI: 10.1038/srep06251
5. Journal of Nutritional Science and Vitaminology – The Effects of Black Tea Consumption on Intestinal Microflora: A Randomized Single-Blind Parallel-Group, Placebo-Controlled Study – Reno Tomioka, Yuko Tanaka, Masayuki Suzuki ve Shukuko Ebihara – 2023 – DOI: 10.3177/jnsv.69.326
6. Phytomedicine – Green Tea Effects on Cognition, Mood and Human Brain Function: A Systematic Review – Edele Mancini ve arkadaşları – 2017 – DOI: 10.1016/j.phymed.2017.07.008