İddiaya göre bıçakla rehin alınan kişileri kurtarmak için savcılık talimatıyla eve giren polis ekipleri, ölümcül bir tehditle karşı karşıya kaldı. Elindeki bıçakla polise yönelen saldırgan, silahlı müdahaleyle etkisiz hale getirildi. Rehineler kurtarıldı. Ancak operasyonun ardından silah kullanan polis memurunun gözaltına alınması, kamuoyunda haklı bir sorgulamaya yol açtı.
Soru basit ama ağır: Aynı müdahale ABD’de yapılsaydı sonuç ne olurdu?
Hayati Tehdit, Saniyelik Karar
Bıçaklı saldırılar, güvenlik literatüründe “yakın mesafe ölümcül tehdit” olarak tanımlanır. Polis, böyle anlarda ne tutanak düşünür ne manşet. Karar saniyelerle ölçülür. Tereddüt, yalnızca polisi değil, rehineleri de ölüme yaklaştırır. Bu nedenle dünyanın birçok ülkesinde, özellikle rehine ve aktif saldırgan vakalarında, polise meşru savunma ve zor kullanma konusunda geniş bir takdir alanı tanınır.
ABD’de Ne Olurdu?
Amerika Birleşik Devletleri’nde bu tablo nettir:
Bıçaklı saldırganın polise veya sivillere yönelmesi, “ölümcül tehdit” kabul edilir. Polis müdahalesi hukuken meşru sayılır. Silah kullanan memur, genellikle gözaltına alınmaz; idari ve adli inceleme süreci, memuru kriminalize etmeyen bir çerçevede yürütülür. Öncelik, sahadaki polisin psikolojik ve hukuki olarak korunmasıdır. Kamuoyunda ise “neden vurdu?”dan önce “kaç hayat kurtuldu?” sorusu sorulur.
Türkiye’de İlk Refleks: Gözaltı
Türkiye’de ise her kritik olay sonrası otomatikleşmiş bir refleks dikkat çekiyor: Önce gözaltı.
Elbette adli süreç işletilmeli, şeffaflık sağlanmalı. Ancak bu süreç, polisi peşinen “sanık” konumuna itiyorsa, sahadaki her memurun zihnine şu soru düşer: “Bir dahaki sefer müdahale edersem, beni kim koruyacak?”
Güvenlik uzmanlarına göre bu yaklaşım, uzun vadede çekingen polis refleksi üretir. Çekingenlik ise rehine olaylarında, aktif saldırgan vakalarında ve terörle mücadelede telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurur.
Devletin Kimi Önce Korumalı?
Devletin görevi elbette hukuku işletmektir. Ama aynı zamanda kanun adına canını riske atan personelinin arkasında durmak da devlet olmanın gereğidir. Rehineyi kurtaran, bıçaklı saldırıyı durduran bir polis memurunun ilk muhatabının karakol değil, kurumunun hukuki ve psikolojik desteği olması gerekir.
Bugün tartışılan mesele, bir polisin tetiği çekip çekmemesi değil; devletin, ölümle burun buruna gelen polisinden yana mı yoksa prosedürden yana mı refleks verdiğidir.
Esenyurt’taki olay bu yönüyle bir dönüm noktasıdır.
Çünkü soru artık şudur:
ABD’de kahraman sayılan bir müdahale, Türkiye’de neden gözaltıyla başlıyor?



