Boston’daki Ünlü Eter Gösterisinden 42 Yıl Önce: Japonya’da Genel Anesteziyle Ameliyat Yapıldı
Boston’daki Ünlü Eter Gösterisinden 42 Yıl Önce: Japonya’da Genel Anesteziyle Ameliyat Yapıldı
İçeriği Görüntüle

30 Ağustos’un 104. Yılında Zaferin Görünmeyen Cephesi

Bugün 30 Ağustos 2026.

Bundan tam 104 yıl önce Anadolu’nun kaderini değiştiren Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanıldı.

O büyük zafer anlatılırken Kocatepe’nin sisleri, top sesleri, süvari birliklerinin ilerleyişi, Mustafa Kemal Paşa’nın komutası ve Türk askerinin fedakârlığı hafızalarda yeniden canlanıyor.

Fakat cephede silah seslerinin ardında daha sessiz bir mücadele daha vardı.

Bir asker vurulduğunda onu ateş hattından çıkaranlar...

Kanamasını durdurmak için dizlerinin üzerine çöken sıhhiyeciler...

Gecenin karanlığında ameliyat yapan hekimler...

Yaralıları kağnılara, arabalara ve sedyelere yükleyip kilometrelerce ötedeki hastanelere ulaştırmaya çalışan görevliler...

İlaç yetiştiren eczacılar...

Hastane yatağı bulunmadığında kerpiçten kerevet yapanlar...

Evinden yatağını, yorganını, çarşafını getirip hastanelere veren Anadolu insanı...

30 Ağustos Zaferi’nin gerisinde, çoğu zaman adı anılmayan büyük bir sağlık seferberliği bulunuyordu.

Büyük Taarruz başlamadan yaralının gideceği yer düşünülmüştü

26 Ağustos 1922 sabahı Büyük Taarruz başladığında Türk ordusunun önünde yalnız düşman mevzilerini aşmak gibi askerî bir hedef yoktu.

Komutanların ve sağlık yöneticilerinin karşısında başka bir soru daha vardı:

Binlerce asker aynı günlerde yaralanırsa onları nasıl yaşatacaklardı?

Bu soru taarruz başladıktan sonra sorulmadı.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin ardından geçen yaklaşık bir yıllık hazırlık döneminde cephe sağlık sistemi de yeniden düzenlendi.

Hastanelerin kapasitesi artırıldı.

Doktor ve eczacılar birliklere gönderildi.

Sıhhiye bölükleri hazırlandı.

Seyyar hastanelerin nerede konuşlanacağı planlandı.

Yaralıların hangi yollardan cephe gerisine taşınacağı belirlendi.

İlaç, aşı, sargı bezi, yatak ve sağlık malzemesi toplanmaya çalışıldı.

Türk ordusu büyük saldırıya hazırlanırken aslında iki ayrı cephe kuruyordu:

Biri düşmanı yenmek, diğeri yaralanan askeri hayatta tutmak için.

Birinci İnönü’de dört araba ve dört sedye, Büyük Taarruz’da dev bir sağlık ağı

Millî Mücadele’nin başlangıcındaki imkânsızlıklarla 1922’de ulaşılan sağlık kapasitesi arasındaki fark çarpıcıydı.

Mustafa Kemal Paşa, 1 Mart 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada Birinci İnönü Muharebesi sırasında bazı sağlık birliklerinin imkânlarının yalnız birkaç araba ve sedyeden ibaret olduğunu anlatıyordu.

Aradan geçen kısa sürede çok şey değişmişti.

Sabit hastaneler oluşturuldu.

Seyyar hastaneler kuruldu.

Hasta ve yaralı taşıma birlikleri geliştirildi.

Sağlık personeli cepheye dağıtıldı.

Yani ordunun sağlık sistemi artık yalnız yaranın sarılmasına değil, yaralının cepheden alınmasından iyileşene kadar geçeceği bütün yolculuğa hazırlanıyordu.

Genç doktorlar cepheye yetişsin diye sınavları erkene alındı

Büyük Taarruz öncesinde en büyük sorunlardan biri doktor eksikliğiydi.

Cephede ihtiyaç büyüktü.

Bu nedenle İstanbul’daki Gülhane’de eğitim ve stajlarını sürdüren bazı genç hekimlerin sınavları erkene çekildi.

Amaç belliydi:

Onları bir an önce Anadolu’ya ve ihtiyaç duyulan birliklere ulaştırmak.

Askerî tabiplerin Anadolu’ya geçirilmesi için çalışmalar yürütüldü. Doktorlar ve eczacılar cephede ihtiyaç bulunan noktalara gönderildi.

Sivil hekimler de bu seferberliğin dışında kalmadı.

Belediye doktorlarının bir bölümü ordunun emrine verildi.

Henüz meslek hayatlarının başındaki genç hekimler, yıllarca çalışacakları sakin hastane odaları yerine kendilerini savaşın ortasında buldu.

Onları bekleyen şey yalnız hastalık değildi.

Şarapnel yaraları, ateşli silah yaralanmaları, enfeksiyonlar, salgınlar, yorgunluk ve malzeme kıtlığı vardı.

Yine de görev yerlerine gittiler.

Ahmet Hulusi Alataş cephede görünmeyen sistemi kuranlardan biriydi

Büyük Taarruz’un sağlık hazırlığında öne çıkan isimlerden biri Tabip Yarbay Ahmet Hulusi Alataş oldu.

Batı Cephesi sağlık yönetiminde görev alan Alataş ve çalışma arkadaşlarının işi yalnız yaralı tedavi etmek değildi.

Belki daha da zor olanı yapıyorlardı:

Henüz yaralı ortaya çıkmadan onun nereye götürüleceğini planlıyorlardı.

Doktorların hangi birliklerde görev yapacağı, sağlık tesislerinin nerede kurulacağı, ağır yaralıların hangi güzergâhlardan cephe gerisine taşınacağı önceden hesaplanıyordu.

Bir savaşın sağlık tarafında bazen hayat kurtaran şey yalnız cerrahın becerisi değildi.

Doğru yerde bekleyen bir sedye, birkaç kilometre daha yakındaki bir hastane veya zamanında hazırlanmış bir nakliye yolu da bir insanın yaşamasıyla kaybedilmesi arasındaki fark olabiliyordu.

37 bin 500 yatak hedeflendi

Büyük Taarruz öncesindeki hazırlığın büyüklüğünü gösteren en önemli rakamlardan biri hastane kapasitesiydi.

Müdafaa-i Milliye Vekâleti Sıhhiye Dairesi, toplam yatak kapasitesini 37 bin 500’e çıkarmayı hedefledi.

Dönemin sağlık yöneticilerinden Süleyman Emin Bey, cephe gerisindeki mevcut yatakların artırılması için yoğun bir çalışma yürüttü.

Hilâl-i Ahmer’in sağlayacağı malzemeler de plana dahil edildi.

Taarruz öncesinde fiilen yaklaşık 35 bin yaralıyı barındırabilecek sağlık kapasitesine ulaşıldığı bildiriliyor.

Bu rakam yalnız bir istatistik değil.

Her yatak, birkaç gün veya birkaç hafta sonra cepheden getirilebilecek bir asker düşünülerek hazırlanmıştı.

Bir anlamda o yataklar, savaş başlamadan önce henüz tanınmayan yaralılar için ayrılmış yerlerdi.

Konya ve Adana cepheden yüzlerce kilometre uzakta savaşın parçasıydı

Büyük Taarruz’un ana muharebe alanı Afyonkarahisar ve çevresiydi.

Ama sağlık cephesi çok daha geniş bir coğrafyaya yayılmıştı.

Konya ve Adana, ağır yaralıların gönderilebileceği büyük sağlık merkezleri haline getirildi.

Her iki bölgede de yaklaşık 10 bin yataklık kapasite oluşturulması hedeflendi.

Kayseri, Niğde ve Adapazarı’nda da ek yataklar hazırlandı.

Böylece cephede savaşan askerle yüzlerce kilometre ötedeki bir hastane aynı büyük planın iki parçasına dönüşüyordu.

Yaralı önce ateş hattından çıkarılıyor, ardından sargı yerine götürülüyor, seyyar hastanede ilk kapsamlı müdahalesi yapılıyor ve durumu gerektiriyorsa daha gerideki büyük hastanelere gönderiliyordu.

Hilâl-i Ahmer cepheye yalnız sargı bezi taşımadı

Bugünkü Türk Kızılayının o dönemdeki adıyla Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Millî Mücadele’nin sağlık yükünü taşıyan temel kurumlardan biriydi.

Hasta ve yaralı nakli için araçlar temin edildi.

Araçların bir bölümü yaralı taşımaya uygun hale getirilerek ordunun kullanımına verildi.

Hastanelere;

ilaç, aşı, sargı malzemesi, yatak, çamaşır, battaniye ve tıbbi malzeme gönderildi.

Anadolu’da bulunamayan ihtiyaçlar İstanbul’dan, gerektiğinde yurt dışından karşılanmaya çalışıldı.

Bugünden bakıldığında küçük görülebilecek bir şişe ilaç, temiz bir sargı bezi veya bir battaniye o günün şartlarında cephedeki insan için çok daha büyük anlam taşıyordu.

Çünkü savaş yalnız düşmanla değil, yoklukla da yapılıyordu.

26 Ağustos sabahı 18 sıhhiye bölüğü de harekete geçti

26 Ağustos 1922 sabahı Türk topçusunun ateşiyle Büyük Taarruz başladığında yalnız piyadeler ve süvariler harekete geçmedi.

Sağlık birlikleri de görev yerlerindeydi.

Döneme ilişkin çalışmalarda Büyük Taarruz’a 18 sıhhiye bölüğünün katıldığı belirtiliyor.

Tümenler seyyar hastanelerle desteklenmişti.

Bu hastaneler bugünkü anlamda sabit binalar değildi.

Ordunun hareketine göre yer değiştirebiliyor, cepheye mümkün olduğunca yakın bulunmaya çalışıyordu.

Çünkü yaralıya ne kadar erken müdahale edilirse yaşama şansı o kadar artıyordu.

Türk ordusu batıya ilerledikçe doktorların, sıhhiyecilerin ve seyyar hastanelerin de onun peşinden ilerlemesi gerekiyordu.

Zaferin hızı, sağlık personeline ayrı bir yük getiriyordu.

Yaralı askerin ilk durağı sargı yeriydi

Cephede yaralanan askerin uzun ve çoğu zaman acılı yolculuğu savaş alanında başlıyordu.

İlk yapılması gereken onu ateş hattından çıkarmaktı.

Ardından sargı yerine ulaştırılıyordu.

Burada sağlık personeli yaralının durumunu değerlendiriyordu.

Hafif yaralar tedavi ediliyor, daha ağır durumdakiler seyyar hastaneye gönderiliyordu.

Ameliyat veya uzun süreli tedavi gerekenler daha gerideki sabit hastanelere naklediliyordu.

Akut tedavisi tamamlanıp iyileşmesi zaman alacak askerler nekahethanelere gönderiliyor, böylece cepheden gelen yeni yaralılar için hastanelerde yer açılmaya çalışılıyordu.

Bugün buna benzer sistemler “triyaj” ve “kademeli tahliye” kavramlarıyla anlatılıyor.

1922’de ise bunun anlamı daha yalındı:

En ağır yaralıya önce ulaşmak ve onu mümkün olan en kısa sürede doğru yere taşımak.

Bazen bir askerin kaderini birkaç kilometrelik bozuk yol belirliyordu

Cephe hızla ilerledikçe sağlık görevlilerinin işi daha da zorlaşıyordu.

Motorlu taşıt sayısı sınırlıydı.

Yaralılar otomobillerle, atlı arabalarla, sedyelerle ve gerektiğinde kağnılarla taşınıyordu.

Yollar bozuktu.

Mesafeler uzundu.

Bir sağlık birliği yaralıları tedavi ettikten sonra ilerleyen kendi tümenine yetişmek için saatlerce, bazen daha uzun süre yol almak zorunda kalabiliyordu.

Bu nedenle savaş tıbbının sessiz kahramanlarından biri de zamandı.

Bir saat erken ulaşan araç, bir kilometre daha yakın kurulan sargı yeri veya boş bulunan tek bir yatak bir askerin hayatını değiştirebilirdi.

Karyola bulunamayınca kerpiçten yatak yaptılar

Sağlık hizmetlerinde yokluk bazen hayal gücüyle aşılmaya çalışıldı.

Bazı hastanelerde yeterli karyola yoktu.

Yaralıları doğrudan zemine yatırmamak için taş, kerpiç ve çamurdan sabit kerevetler yapıldı.

Üzerlerine yatak ve döşek serildi.

Uygun bina bulunamadığında eldeki yapılar temizlenerek hasta koğuşuna çevrildi.

Yaralıların bekleyebileceği gölgelikler çevrede bulunan malzemelerden oluşturuldu.

Bugünün modern hastanelerinden bakıldığında bunlar çok basit çözümler gibi görünebilir.

Fakat cephede bir askeri kuru, temiz ve güvenli bir yerde yatırabilmek bile tedavinin önemli parçasıydı.

Anadolu halkı yatağını ve yorganını verdi

Büyük Taarruz’un sağlık hazırlığı yalnız devletin veya ordunun yaptığı bir çalışma değildi.

Anadolu halkı da bu seferberliğin içindeydi.

Hastanelerin yatak ihtiyacını karşılamak için bazı bölgelerde evlerden;

yatak, yorgan, yastık, çarşaf ve örtüler toplandı.

İzmit ve Adapazarı çevresinde yüzlerce yataklık malzemenin kısa sürede Hilâl-i Ahmer’e teslim edildiği kayıtlara geçti.

Belki o yatakta birkaç gün önce bir çocuk uyumuştu.

Sonra aynı yatak cepheden getirilen yaralı bir askerin altına serildi.

Millî Mücadele’nin sağlık cephesindeki fedakârlık yalnız cephede değildi.

Evlerin içinden hastane koğuşlarına kadar uzanıyordu.

Mermiden kurtulan asker hastalıktan kaybedilebilirdi

Cephede tek tehlike kurşun değildi.

  1. yüzyılın başındaki savaşlarda salgın hastalıklar ordular için en az silahlı çatışmalar kadar ciddi tehdit oluşturabiliyordu.

Millî Mücadele yıllarında sıtma, dizanteri, tifüs ve çeşitli bulaşıcı hastalıklarla mücadele edildi.

Bu nedenle sağlık teşkilatı yalnız yaralıları beklemiyordu.

Askerlerin temizliği, sağlık muayeneleri, aşılanması, ilaçların temini ve salgınların önlenmesi de savaş hazırlığının parçasıydı.

Çünkü cephede savaşabilecek bir ordunun önce sağlıklı kalması gerekiyordu.

Silahla vurulmayan bir askerin salgın hastalık nedeniyle saf dışı kalması da ordunun gücünü azaltıyordu.

Mehmet Derviş Kuntman: Cephedeki doktorun gözünden Büyük Taarruz

Bu sağlık mücadelesini günümüze taşıyan önemli isimlerden biri Mehmet Derviş Kuntman oldu.

Askerî hekim Kuntman, farklı savaşlarda görev yaptıktan sonra Millî Mücadele’ye katıldı ve Büyük Taarruz sırasında Batı Cephesi’nin sağlık teşkilatında hizmet verdi.

Onun anıları savaşın başka bir yüzünü gösteriyor.

Haritalarda oklarla gösterilen ilerleyişin gerisinde sürekli hareket eden hastaneleri...

Cepheden gelen yaralıları...

Malzeme sıkıntısını...

Günlerce çalışan sağlık personelini...

Ordunun ardından batıya taşınan hastane teşkilatını...

Kuntman’ın yazdıkları, askerî tarihin çoğu zaman rakamlarla anlattığı savaşın içindeki insanı görmemizi sağlıyor.

Ahmet Hulusi Alataş ve Süleyman Emin Bey: Yaralı gelmeden yatağı hazırlayanlar

Sağlık tarihinin kahramanları yalnız ameliyat masasında çalışanlar değildi.

Ahmet Hulusi Alataş, Batı Cephesi sağlık teşkilatının yönetiminde görev alarak doktorların, hastanelerin ve yaralı tahliye sisteminin planlanmasına katkı sağladı.

Süleyman Emin Bey ise Sıhhiye Dairesindeki göreviyle ordunun hastane kapasitesini, yatak ihtiyacını ve sağlık malzemesini planlayan isimler arasında yer aldı.

Onların yaptığı işin sonucu çoğu zaman görünmüyordu.

Çünkü başarılı sağlık lojistiğinin en büyük başarısı, yaralı geldiğinde ihtiyaç duyduğu şeyin zaten orada bulunmasıydı.

Sedye hazırsa...

Doktor görev yerindeyse...

Sargı bezi varsa...

Nakliye aracı bekliyorsa...

Hastanede boş yatak bulunuyorsa...

Bunun arkasında aylar önce yapılan görünmez bir planlama vardı.

30 Ağustos’un görünmeyen kahramanları

Bugün 30 Ağustos Zaferi’nin 104. yıl dönümü.

104 yıl sonra o günü anarken yalnız savaş meydanında ilerleyen askerleri değil, onların arkasında çalışan sağlık insanlarını da hatırlamak gerekiyor.

Bir yaralının sedyesini taşıyan sıhhiyeciyi...

Günlerdir uyumayan doktoru...

İlacın yetişmesi için çalışan eczacıyı...

Yaralı taşıyan arabacıyı...

Hastanın başından ayrılmayan hastabakıcıyı...

Cepheye yatak gönderen Anadolu kadınını ve erkeğini...

Hilâl-i Ahmer gönüllüsünü...

Ve isimleri hiçbir kayda girmeden görevini yapan binlerce insanı...

Büyük Taarruz’un başarısı yalnız düşman hatlarının aşılması değildi.

Ordunun savaşmaya devam edebilmesini sağlayan bütün bir milletin seferberliğiydi.

Cephede düşen askeri kaldıran bir el vardı.

Yarasını saran başka bir el...

Onu hastaneye taşıyan bir başka el...

Ve bütün bu eller birleştiğinde, yalnız bir yaralı kurtarılmıyordu.

Bir ordunun gücü korunuyordu.

30 Ağustos’un sağlık tarihindeki anlamı belki de en iyi şu cümleyle anlatılabilir:

Zaferi cephede savaşanlar kazandı; fakat onların arkasında, yaralıyı yaşatmak ve orduyu ayakta tutmak için sessizce savaşan bir sağlık ordusu vardı.

Bugün, Büyük Zafer’in 104. yılında; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, cephede savaşan askerleri ve onların yaralarını saran, taşıyan, tedavi eden, koruyan bütün sağlık kahramanlarını saygı, minnet ve şükranla anıyoruz.

KAYNAKLAR

  1. Feyza Kurnaz Şahin. Büyük Taarruz Sırasında Sıhhî Hizmetler. Atatürk Araştırma Merkezi.

  2. Millî Savunma Üniversitesi. 100. Yılında Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi.

  3. Türkiye Cumhuriyeti Müdafaa-i Milliye Vekâleti Sıhhiye Dairesi. İstiklâl Harbi Sıhhî Raporu.

  4. Mesut Çapa. Kızılay (Hilâl-i Ahmer) Cemiyeti 1914–1925.

  5. Mehmet Derviş Kuntman. Bir Doktorun Harp ve Memleket Anıları.

  6. Türk Tarih Kurumu Arşivi. Büyük Taarruz ve Batı Cephesi sağlık teşkilatına ilişkin kayıtlar.

  7. Genelkurmay Başkanlığı. Türk İstiklâl Harbi – Batı Cephesi, Büyük Taarruz.

  8. Atatürk Araştırma Merkezi. Millî Mücadele ve Büyük Taarruz döneminde sağlık hizmetlerine ilişkin çalışmalar.