Karadeniz’in sarp kayalıkları bazen yalnız coğrafya değildir; hafızadır. O hafızanın en dramatik tanıklarından biri, Kuştul Manastırı (Agios Georgios Peristereotas). Yüzyıllar boyunca rüzgârı, yağmuru, yangını ve göçü görmüş bu yapı bugün en çok ihmalle sınanıyor.
8. yüzyıldan bugüne uzanan bir serüven
Kaynaklar, manastırın kuruluşunu 8. yüzyıla, Bizans dönemine dayandırıyor. Yunanca adı “Agios Georgios Peristereotas” olarak geçen yapı, Doğu Karadeniz’deki önemli dini merkezlerden biri olarak anılıyor.

Orta Çağ boyunca bölgedeki siyasi dalgalanmalar, mezhep gerilimleri ve yağmalar manastırın kaderini defalarca değiştirdi. 13. yüzyıl başlarında ağır tahribat gördüğü, sonrasında kısmen toparlandığı biliniyor. 1904’teki büyük yangın ise yapının tarihindeki en yıkıcı kırılmalardan biri oldu.
1923 mübadelesi sonrasında manastır tamamen terk edildi. O günden bu yana taş duvarlar zamana karşı kendi başına direniyor.
Sümela’nın gölgesinde kalan bir miras
Kuştul, coğrafi olarak Maçka ilçesinin Galyan Vadisi’ne hâkim konumda yer alıyor. Aynı dağ silsilesi üzerinde bulunan Sümela Manastırı kadar bilinmese de, tarihsel derinliği bakımından en az onun kadar kıymetli kabul ediliyor.
Yunan kaynaklarında manastırın, Pontus Rum Ortodoks geleneği içinde önemli bir ruhani merkez olduğu vurgulanırken; Türk akademik çalışmaları ise yapıyı Doğu Karadeniz’in çok katmanlı kültürel mirasının parçası olarak değerlendiriyor.
Bu ortak tarih anlatısı, Kuştul’un yalnız bir dini yapı değil, aynı zamanda bölgenin kültürel belleği olduğunu gösteriyor.
Bugünkü durum: Zaman değil, ihmal yıpratıyor
Yapının büyük bölümü harap halde. Duvar örgülerinde ciddi çatlaklar, çökmeler ve bitki tahribatı gözle görülür seviyede. Kayalık zemin üzerindeki konumu, yapısal riskleri artırıyor.
Her kış mevsimi, her yoğun yağış, her don çözülme döngüsü taşların arasındaki bağı biraz daha zayıflatıyor. Kontrolsüz ziyaretler ve güvenlik önlemlerinin yetersizliği de süreci hızlandırıyor.
Neden acil restorasyon?
Kuştul Manastırı için atılacak adımlar yalnızca estetik bir yenileme anlamına gelmiyor.
• Öncelikle statik güçlendirme yapılmazsa yapı geri dönülmez kayıplar yaşayabilir.
• Bilimsel rölöve ve restitüsyon çalışmaları geciktikçe tarihsel veri kaybı artar.
• Kontrollü restorasyon, bölgenin kültür turizmine yeni bir soluk kazandırabilir.
Trabzon, tarih turizmi açısından zaten güçlü bir potansiyele sahip. Kuştul’un ayağa kaldırılması, yalnızca geçmişe saygı değil, geleceğe yatırım anlamı taşıyor.
Ortak miras, ortak sorumluluk
Türk ve Yunan tarih yazımı, Kuştul’un öneminde birleşiyor. Bu birliktelik bile tek başına restorasyonun ne kadar anlamlı olacağını gösteriyor.
Bir yapı düşünün: Sekiz asırdır ayakta. İmparatorluklar görmüş, yangın atlatmış, göç yaşamış. Şimdi ise en büyük tehdidi sessizlik.
Kuştul Manastırı için kapsamlı bir restorasyon ve koruma projesi artık ertelenmemeli. Çünkü bazı taşlar yalnız duvar değildir; hafızadır. Ve hafıza yıkıldığında, onu yeniden inşa etmek mümkün olmaz.




