Araştırmanın güncellenen verilerine göre, bağışıklık sistemi aşıya yanıt veren hastaların büyük bölümü yıllar sonra da yaşamını sürdürdü ve önemli bir kısmında hastalık geri dönmedi.
Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi öncülüğünde yürütülen faz 1 çalışmada, pankreas kanseri ameliyatı geçiren 16 hastaya kişiye özel hazırlanan autogene cevumeran adlı mRNA temelli terapötik aşı uygulandı. Hastalar ayrıca immünoterapi ve kemoterapi de aldı. Aşı, her hastanın tümöründeki genetik değişikliklere göre özel olarak tasarlandı.
Araştırmada 16 hastanın 8’inde aşı, tümöre özgü bağışıklık hücrelerini harekete geçirdi. Bu gruptaki hastaların 7’sinin ameliyattan 4 ila 6 yıl sonra hâlâ hayatta olduğu bildirildi. Reuters’ın aktardığı ayrıntılara göre, ortanca 3,2 yıllık takip süresinde bu yanıt veren grubun 8 hastasından 6’sında kanser nüks etmedi. Buna karşılık aşıya yanıt vermeyen grupta 8 hastanın 7’sinde hastalık ameliyattan sonra ortanca 13,4 ay içinde yeniden ortaya çıktı.
Bilim insanları, bu sonucun pankreas kanseri gibi agresif seyreden bir hastalık açısından önemli olduğunu vurguluyor. MSK’nin paylaştığı bilgilere göre pankreas kanserinde 5 yıllık sağkalım oranı yaklaşık yüzde 13 seviyesinde bulunuyor. Aynı merkez, bağışıklık sistemi aşıya yanıt veren hastaların yaklaşık yüzde 90’ının son tedaviden sonra 6 yıla kadar hayatta kaldığını bildirdi.
Uzmanlara göre bu aşı, koruyucu bir aşıdan çok farklı çalışıyor. Amaç, vücudu gelecekteki bir enfeksiyona karşı hazırlamak değil; mevcut kanser hücrelerini tanıyıp onlara karşı uzun süreli bir bağışıklık hafızası oluşturmak. Çalışmada özellikle CD8+ ve CD4+ T hücreleri olarak bilinen bağışıklık hücrelerinin yıllar boyunca aktif kaldığı görüldü. Araştırmacılar, bu durumun hastalığın geri gelmesini geciktirebilecek kritik bir mekanizma olabileceğini düşünüyor.
Bununla birlikte araştırmacılar temkinli. Faz 1 çalışmalarının temel amacı etkinliği kesin olarak kanıtlamak değil, öncelikle güvenlik ve biyolojik yanıtı değerlendirmek. Bu nedenle bilim insanları, aşının nüksü doğrudan önlediğini söylemek için henüz erken olduğunu belirtiyor. Daha geniş kapsamlı faz 2 klinik çalışmanın ise dünya genelinde daha büyük hasta gruplarında sürdüğü ifade ediliyor.
Araştırmanın başındaki isimlerden Dr. Vinod Balachandran, elde edilen verilerin pankreas kanserine karşı kişiselleştirilmiş mRNA aşılarının daha geniş çapta test edilmesini desteklediğini belirtiyor. Bugüne kadar kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve mevcut immünoterapilerin pankreas kanserinde sınırlı başarı göstermesi, bu alandaki her yeni gelişmeyi daha da önemli hâle getiriyor.
Bu erken sonuçlar henüz kesin bir tedavi müjdesi sayılmasa da, pankreas kanserinde yıllardır aralanmayan kapıda ilk güçlü tıklardan biri olarak görülüyor. Kanser tedavisinde “kişiye özel aşı” fikri, laboratuvar masasından klinik gerçekliğe doğru biraz daha yaklaşmış durumda.