Çalışma, bugüne kadar görece arka planda kalmış bir beyin bölgesine, retiküler talamik çekirdeğe (reticular thalamic nucleus) odaklanıyor.
20 Ağustos 2025’te Science Advances dergisinde yayımlanan araştırma, otizm spektrum bozukluğuna ilişkin nörobiyolojik anlayışta yeni bir kapı araladı.
⸻
Beynin “Duyusal Kapı Bekçisi”
Talamus, duyusal bilgilerin beyne iletilmesinde kritik rol oynayan bir merkez olarak biliniyor. Ancak talamusun bir alt bölgesi olan retiküler talamik çekirdek, adeta bir filtre sistemi gibi çalışıyor. Gürültüyü süzüyor, ışığı ayarlıyor, beynin dikkatini yönlendiriyor.
Araştırmada, otizm modeli olarak kullanılan Cntnap2 gen mutasyonlu farelerde bu bölgenin aşırı aktif olduğu saptandı. Bu hiperaktivite;
• Uyarılara aşırı hassasiyet
• Sosyal etkileşimde azalma
• Tekrarlayıcı davranışlar
• Nöbet eğilimi
gibi otizmle ilişkilendirilen belirtilerle bağlantılı bulundu.
⸻
İki Yöntem, Aynı Sonuç
Bilim insanları bu aşırı aktiviteyi iki farklı yöntemle baskıladı:
• Deneysel bir nöbet ilacı olan Z944
• Nöron aktivitesini hassas biçimde kontrol etmeyi sağlayan bir nöromodülasyon tekniği olan DREADD
Her iki yaklaşımda da, farelerdeki otizm benzeri davranışların belirgin biçimde düzeldiği gözlendi. Daha da çarpıcısı, sağlıklı farelerde aynı bölgenin aktivitesi yapay olarak artırıldığında, bu hayvanların da otizm benzeri davranışlar sergilemeye başlaması oldu.
Bu durum, söz konusu beyin bölgesinin yalnızca ilişkili değil, muhtemelen nedensel bir rol oynayabileceğine işaret ediyor.
⸻
Otizm ve Epilepsi Bağlantısına Yeni Işık
Otizmli bireylerde epilepsinin genel topluma göre daha sık görülmesi uzun süredir biliniyor. Araştırmacılar, talamus devrelerindeki bu hiperaktivitenin hem nöbetlere hem de davranışsal belirtilere zemin hazırlayabileceğini belirtiyor.
Bu bulgu, iki durum arasındaki biyolojik köprünün daha net anlaşılmasına katkı sağlayabilir.
⸻
İnsanlar İçin Ne Anlama Geliyor?
Araştırma henüz preklinik aşamada. Yani sonuçlar fare modelleriyle sınırlı ve insanlar üzerinde klinik deney yapılmış değil. Bu nedenle tedaviye dönük doğrudan bir uygulamadan söz etmek mümkün değil.
Ancak uzmanlara göre çalışma, otizm tedavisinde semptomları baskılamaktan öte, belirli bir beyin devresini hedef alan daha hassas, biyoloji temelli yaklaşımlar için güçlü bir zemin oluşturuyor.
Otizm spektrum bozukluğu, genetik ve çevresel birçok faktörün etkileşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir nörogelişimsel durum. Bu nedenle tek bir mekanizmaya indirgenmesi mümkün değil. Ancak belirli beyin devrelerinin rolünü netleştirmek, gelecekte daha hedefli tedavilerin kapısını aralayabilir.
Bilim dünyası için bu çalışma, beynin derinliklerinde sessizce çalışan bir “kapı bekçisi”nin, davranışlarımız üzerindeki etkisini yeniden düşünmeye davet ediyor. İnsan çalışmalarının sonuçları ise merakla bekleniyor.




