TIP TARİHİ

Kâmile Şevki Mutlu: Mikroskobun Başında Türkiye’nin İlk Kadın Tıp Profesörü

Türkiye’nin ilk kadın patoloji uzmanı ve ilk kadın tıp profesörü olan Kâmile Şevki Mutlu, geliştirdiği “Şevki Metodu”, kurduğu Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsü ve elektron mikroskopisi alanındaki öncü çalışmalarıyla Türk tıp tarihine yön verdi.

Kâmile Şevki Mutlu: Mikroskobun Başında Türkiye’nin İlk Kadın Tıp Profesörü
Henüz öğrenciyken patoloji laboratuvarına giren, geliştirdiği “Şevki Metodu” ile uluslararası tıp literatürüne adını yazdıran Kâmile Şevki Mutlu; Türkiye’nin ilk kadın patoloji uzmanı ve ilk kadın tıp profesörü oldu. Ankara Tıp Fakültesinin kuruluşundan elektron mikroskopisinin gelişmesine kadar uzanan hayatı, Cumhuriyet’in bilimle yükselme idealinin en güçlü hikâyelerinden biriydi.
Bir Açılış Dersinden Daha Fazlası
19 Ekim 1945 sabahı Ankara’da yalnızca yeni bir fakültenin kapıları açılmıyordu. Cumhuriyet döneminde kurulan ilk tıp fakültesi, başkentte eğitim hayatına başlıyordu.
Cebeci Hastanesi Gülhane Büyük Dershanesinde düzenlenen törende Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel, devlet yöneticileri, öğretim üyeleri ve öğrenciler bulunuyordu.
Törenin ardından kürsüye bir kadın profesör çıktı.
Dersinin başlığı “Morfoloji Bilgilerinin Tıp Bilgisinde Önemi” idi. Hücrelerin ve dokuların hekimlik açısından taşıdığı anlamı anlatacaktı. Ancak kürsüdeki varlığı, verdiği bilimsel dersten çok daha büyük bir mesaj taşıyordu.
Çünkü Ankara Tıp Fakültesinin ilk dersini veren kişi, Türkiye’nin ilk kadın tıp profesörü Kâmile Şevki Mutlu’ydu.
Kadınların tıp fakültesine öğrenci olarak kabul edilmesinin üzerinden henüz yirmi üç yıl geçmişti. Bir zamanlar tıbbiyenin sıralarında bulunmaları tartışılan kadınlardan biri, artık yeni bir tıp fakültesinin kurucu profesörü olarak ders veriyordu.
Mikroskoba Yaklaşan Genç Öğrenci
Kâmile Şevki, 1906 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. İstanbul Kız Lisesini bitirdikten sonra 1924’te İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesine girdi.
Kadınların tıp eğitimine kabulü henüz çok yeniydi. Kendinden önce gelen kadın öğrenciler kapıyı aralamıştı; ancak sınıflarda, laboratuvarlarda ve hastanelerde kadınların varlığı hâlâ olağan karşılanmıyordu.
Kâmile’nin ilgisini daha öğrencilik yıllarında patoloji çekti. Hastalıkların yalnızca belirtilerini değil, hücrelerde ve dokularda bıraktığı izleri de anlamak istiyordu. Üçüncü sınıftan itibaren patoloji laboratuvarında çalışmaya başladı.
Mikroskop altında incelediği doku kesitleri onun için yalnızca renkli şekiller değildi. Her hücre, hastalığın nasıl başladığını ve insan bedenini nasıl değiştirdiğini anlatan küçük bir belgeydi.
Henüz 22 yaşındayken lenfogranülomatoz üzerine ilk bilimsel makalesini yayımladı. Daha sonra hocası Hamdi Suat Aknar ile geliştirdiği çalışması, Fransızca olarak uluslararası bir tıp dergisinde de yer aldı.
Kâmile Şevki, diplomasını almadan önce bilimsel araştırmacı kimliğini kazanmaya başlamıştı.
Hastalığın Sessiz İzlerini Okumak
1930 yılında tıp fakültesinden mezun olduğunda hangi alanda ilerleyeceğine çoktan karar vermişti. Dönemin önemli patologlarından Hamdi Suat Aknar’ın yanında asistanlığa başladı.
Patoloji, hastalığın bedende bıraktığı değişiklikleri inceler. Cerrahın ameliyatta çıkardığı bir tümör, biyopsiyle alınan küçük bir doku veya ölüm sonrasında incelenen bir organ, patolog için cevaplanması gereken sorular taşır.
Hastalık nerede başlamıştır? Hücrelerin yapısı nasıl değişmiştir? Tümör iyi huylu mudur, kötü huylu mudur? Hastanın tedavisini hangi bulgular yönlendirecektir?
Kâmile Şevki bu soruların cevaplarını ararken titizliğiyle tanındı. Onun için mikroskop altında küçük bir ayrıntının gözden kaçırılması yalnızca akademik bir hata değil, bir hastanın tanısının yanlış yönlendirilmesi anlamına gelebilirdi.
1933 yılında bilgisini geliştirmesi amacıyla Almanya’ya gönderildi. Berlin Üniversitesi Patoloji Enstitüsünde yaklaşık iki yıl çalıştı. Avrupa’daki yeni laboratuvar yöntemlerini, doku hazırlama tekniklerini ve hücrelerin kimyasal özelliklerini görünür hâle getiren boyama uygulamalarını öğrendi.
Ancak yalnızca öğrendiklerini Türkiye’ye taşıyan bir hekim olmadı. Kendi yöntemini geliştirerek adını uluslararası tıp literatürüne yazdırdı.
Tıp Literatürüne Giren “Şevki Metodu”
Böbreküstü bezleri, böbreklerin üzerinde bulunan küçük fakat hayati organlardır. Bu bezlerin iç bölümündeki kromaffin hücreler, adrenalin ve benzeri hormonların üretiminde rol oynar.
Bu hücrelerin ve hücre içindeki özel granüllerin mikroskop altında görünür hâle getirilmesi, bazı hastalıkların ve tümörlerin değerlendirilmesi açısından önem taşıyordu.
Kâmile Şevki, Berlin’de çalışırken kromaffin hücrelerin granüllerini diğer dokulardan ayırmayı sağlayan yeni bir histokimyasal teknik geliştirdi. Çalışmasını ayrıntılı gözlemler ve çizimlerle kayıt altına aldı.
1934 yılında yayımlanan bu teknik, sonraki yıllarda tıp literatüründe “Şevki Metodu” adıyla anıldı. Yöntem, özellikle böbreküstü bezinden kaynaklanan bazı tümörlerin histolojik değerlendirilmesinde kullanıldı.
Bir Türk kadın hekimin adının uluslararası bir laboratuvar yöntemiyle anılması yalnızca kişisel bir başarı değildi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yetişen bir bilim insanının Avrupa’ya sadece bilgi almaya değil, bilgi üretmeye de gittiğini gösteriyordu.
Türkiye’nin İlk Kadın Patoloji Uzmanı
1935’te Almanya’daki çalışmalarını tamamlayarak İstanbul’a döndü ve patoloji uzmanı unvanını aldı. Böylece Türkiye’nin ilk kadın patoloji uzmanı oldu.
Ardından Ankara Numune Hastanesine atandı. Burada patoloji laboratuvarının geliştirilmesi için çalıştı; ameliyat ve biyopsi materyallerini inceledi, tanılar koydu ve klinisyenlerle birlikte hastalıkların bilimsel değerlendirilmesine katkı sundu.
Ancak Ankara’da onu daha büyük bir görev bekliyordu.
Cumhuriyet yönetimi, başkentte yeni bir tıp fakültesi kurmak istiyordu. Ülkenin hekim sayısı yetersizdi ve modern tıp eğitiminin yalnızca İstanbul’la sınırlı kalmaması gerekiyordu.
1945’te Ankara Tıp Fakültesinin kuruluş hazırlıkları tamamlandığında, Kâmile Şevki Mutlu’dan Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsünü kurması istendi.
O güne kadar ağırlıklı olarak patoloji alanında çalışan Kâmile Şevki, önemli bir sorumluluk üstlendi. Ders programları hazırlanacak, laboratuvarlar kurulacak, mikroskoplar ve doku örnekleri sağlanacak, öğrenciler için eğitim materyalleri oluşturulacaktı.
Hazır bir kürsünün başına geçmiyordu. Bilimsel ve akademik düzeni baştan kuruyordu.
Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsünün kurucu başkanı olarak görevlendirilen Kâmile Şevki Mutlu, bu görevini 1976’daki emekliliğine kadar sürdürdü.
Bir Kadının Profesörlük Kürsüsündeki Anlamı
Kâmile Şevki Mutlu’nun 1945’te profesör unvanı ve yetkisiyle Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsünün kurucu başkanlığına atanması, onu Türkiye’nin ilk kadın tıp profesörü yaptı.
Fakat bu unvanın anlamı, biyografilerde yer alan bir “ilk” olmaktan daha büyüktü.
Çünkü profesörlük yalnızca ders vermek değildi. Bilimsel bir alanı yönetmek, araştırmaların yönünü belirlemek, genç hekimler yetiştirmek ve üniversite yönetiminde söz sahibi olmak anlamına geliyordu.
Kâmile Şevki Mutlu, kadınların bilim dünyasında çoğu zaman yardımcı ya da ikinci planda görüldüğü bir dönemde kendi kürsüsünü kuran ve yöneten bir bilim insanıydı.
1951 yılında Ankara Üniversitesi Senatosuna seçildi. Üniversite yönetiminde görev alan öncü kadın akademisyenlerden biri oldu. Çoğunluğu erkeklerden oluşan akademik yönetimde yer alması, yalnızca kendi kariyeri açısından değil, ardından gelecek kadın öğretim üyeleri bakımından da önemliydi.
Onun üniversite yönetimindeki varlığı, kadınların sadece tıp okuyabileceğini değil; bilimsel kurumları yönetebileceğini ve akademik kararların alınmasında söz sahibi olabileceğini de gösteriyordu.
Türkiye’de Elektron Mikroskobuna Açılan Kapı
Kâmile Şevki Mutlu, bilimin yalnızca mevcut bilgilerle sürdürülemeyeceğinin farkındaydı. Tıp eğitiminin gelişebilmesi için yeni teknolojilerin ülkeye getirilmesi ve bu teknolojileri kullanabilecek bilim insanlarının yetiştirilmesi gerekiyordu.
Işık mikroskopları hücrelerin genel yapısını gösteriyordu. Ancak hücre içindeki çok daha küçük oluşumları ayrıntılı biçimde inceleyebilmek için elektron mikroskobuna ihtiyaç vardı.
Türkiye’nin ilk elektron mikroskobu laboratuvarı, Kâmile Şevki Mutlu’nun yönettiği Ankara Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsü bünyesinde hizmete girdi.
Genç çalışma arkadaşlarını bu yöntemi öğrenmeleri için Avrupa’daki ve Amerika’daki merkezlere gönderdi. Kendisi de Pennsylvania Üniversitesinde çalışarak elektron mikroskopisi alanındaki gelişmeleri yakından takip etti.
Bu teknoloji sayesinde hücrelerin ve çok sayıda dokunun daha önce görülemeyen ince yapıları araştırılmaya başlandı.
Kâmile Şevki Mutlu’nun kurduğu kürsü, yalnızca öğrencilere ders verilen bir bölüm değil, yeni teknolojilerin kullanıldığı bir araştırma merkezi hâline geldi.
Bilgiyi Kitaba Dönüştürmek
O yıllarda Türkçe tıp kaynakları sınırlıydı. Öğrenciler çoğu zaman yabancı dildeki kitaplardan veya hocaların çoğaltılmış ders notlarından yararlanmak zorunda kalıyordu.
Kâmile Şevki Mutlu, mikroskop başında öğrettiği bilgileri kalıcı bir kaynağa dönüştürmek istedi.
1955 yılında Histoloji (Genel Bölüm) adlı kitabını yayımladı. Kitaptaki mikrografların tümü insan materyaline dayanıyor, konu açıklamalarının büyük bölümü bu özgün görüntüler üzerinden ilerliyordu.
Böylece öğrenciler hücre ve dokuların yapısını yalnızca ezberlemek yerine gerçek insan dokuları üzerinden inceleyebiliyordu.
Kitap, Türkiye’de histoloji eğitiminin gelişmesine katkı sağladı ve uzun yıllar tıp öğrencilerinin temel kaynaklarından biri olarak kullanıldı.
Atatürk’ün Naaşının Anıtkabir’e Nakli
1953 yılında Kâmile Şevki Mutlu’ya bilimsel sorumluluğunun yanında tarihî bir görev de verildi.
Atatürk’ün naaşı, 1938’den beri geçici olarak bulunduğu Ankara Etnografya Müzesinden Anıtkabir’e nakledilecekti. Tabutun açılması, naaşın durumunun değerlendirilmesi ve defin öncesi hazırlıkların bilimsel biçimde yürütülmesi gerekiyordu.
Kâmile Şevki Mutlu, bu işlem için oluşturulan bilimsel heyette görevlendirildi.
9 Kasım 1953’te gerçekleştirilen işlemler sırasında tabutun açılması, daha önce uygulanan tahnit işleminin değerlendirilmesi ve naaşın Anıtkabir’deki defin için hazırlanması sürecinde tıbbi sorumluluk üstlendi.
Atatürk’ün 1938’deki ilk tahnit işlemini Prof. Dr. Lütfi Aksu gerçekleştirmişti. Kâmile Şevki Mutlu’nun görevi ise 1953’teki nakil öncesi bilimsel inceleme ve hazırlık sürecine katkı sağlamaktı.
Bu tarihî görevin kendisine verilmesi, dönemin bilim dünyasında duyulan güvenin önemli bir göstergesiydi.
Titiz ve Disiplinli Bir Hoca
Öğrencileri Kâmile Şevki Mutlu’yu ciddi, titiz ve bilimsel kurallardan taviz vermeyen bir öğretim üyesi olarak hatırladı.
Mikroskobun doğru kullanılmasından preparatların korunmasına, bilimsel kavramların doğru ifade edilmesinden hekimin mesleki davranışlarına kadar her ayrıntıya önem verirdi.
Onun gözünde tıp eğitimi yalnızca bilgiyi aktarmaktan veya sınavla ölçmekten ibaret değildi. Hekimlik; dikkat, sorumluluk, disiplin ve yaşam boyu öğrenme gerektiriyordu.
Öğrencilerine, bir doktorun diplomasını aldığı gün tamamlanmış sayılmayacağını; meslek hayatı boyunca kendisini geliştirmesi ve bilgilerini yenilemesi gerektiğini anlatıyordu.
Bu yaklaşımın arkasında, bilimsel bir hatanın sonuçlarını hastaların ödeyebileceğini bilen deneyimli bir patolog vardı.
Bir Kürsüden Bilim Geleneğine
Kâmile Şevki Mutlu’nun en büyük başarılarından biri, yalnızca kendi araştırmalarını yürütmesi değil, ardından gelecek bilim insanlarını yetiştirmesiydi.
Öğrencilerini ve genç çalışma arkadaşlarını Avrupa ve Amerika’daki merkezlere gönderdi. Yeni araştırma yöntemlerini öğrenmelerini ve Türkiye’ye döndüklerinde bu bilgileri geliştirmelerini teşvik etti.
Onun kurduğu kürsüden yetişen akademisyenler, Türkiye’nin farklı üniversitelerinde histoloji ve embriyoloji alanlarının gelişmesine katkıda bulundu.
Başlangıçta birkaç mikroskop, sınırlı sayıda preparat ve büyük bir çalışma azmiyle kurulan bölüm; zamanla elektron mikroskopisi, histokimya, hücre biyolojisi ve gelişim bilimleri alanlarında araştırmalar yapan güçlü bir bilim merkezine dönüştü.
Bir bilim insanının gerçek mirası, yalnızca yayımladığı makalelerden veya taşıdığı unvanlardan oluşmaz. Gerçek miras, yetiştirdiği insanların sürdürdüğü bilimsel gelenektir.
Kâmile Şevki Mutlu’nun kurduğu akademik çizgi, ölümünden yıllar sonra da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde yaşamaya devam etti.
Mikroskobun Başında Tamamlanan Bir Hayat
Kâmile Şevki Mutlu, 1976 yılında emekli oldu. Ancak fakültesiyle, öğrencileriyle ve bilim dünyasıyla bağını koparmadı.
Hayatının son dönemlerinde de bilimsel toplantılara ve fakülte etkinliklerine katılmayı sürdürdü.
Öğrencilerinden aktarılan bir anıya göre Kâmile Şevki Mutlu, 2 Ekim 1987’de Ankara Tıp Fakültesinin mezuniyet törenine katılarak genç hekimlerin diplomalarını almasını izledi. Ertesi gün, 3 Ekim 1987’de Ankara’da hayatını kaybetti.
Son günlerinden birini, yıllar önce kuruluşuna emek verdiği fakültenin yeni mezunları arasında geçirmişti.
Arkasında Türkiye’nin ilk kadın patoloji uzmanı ve ilk kadın tıp profesörü unvanlarını bıraktı. Ancak onu yalnızca “ilkler” üzerinden anlatmak eksik kalır.
O, öğrenciyken bilimsel makale yayımlayan genç bir araştırmacıydı. Berlin’de kendi laboratuvar yöntemini geliştiren bir patologdu. Ankara Tıp Fakültesinin ilk dersini veren kurucu profesördü.
Yeni bir kürsü kurdu, Türkçe ders kitabı yazdı, elektron mikroskopisinin gelişmesine öncülük etti ve çok sayıda hekimin ve bilim insanının yetişmesine katkı sağladı.
Kâmile Şevki Mutlu, mikroskobun altında hücrelerin görünmeyen dünyasını incelerken Türkiye’de kadınların bilimdeki yerini de görünür hâle getirdi.
Bir zamanlar tıp fakültesine öğrenci olarak girebilmek kadınlar için mücadele gerektiriyordu.
O ise o kapıdan girmekle yetinmedi.
Kürsüsünü kurdu, ilk dersini verdi, bilimsel yöntem geliştirdi ve ardından gelecek kadın hekimlere kalıcı bir yol bıraktı.