Uzmanlara göre kalp damarlarında hasar, çoğu zaman fark edilmeden ve yıllar öncesinden başlıyor.
Araştırmalar, damar sertliğinin çocukluk ve ergenlik döneminde dahi başlayabildiğini ortaya koyuyor. Damar duvarlarında biriken yağ ve kolesterol zaman içinde sessizce ilerliyor ve yıllar sonra kalp krizi ya da felç olarak karşımıza çıkıyor. Bu tablo, kalp hastalıklarının yalnızca ileri yaş sorunu olmadığını açık biçimde gösteriyor.
Bilim insanları, özellikle LDL olarak bilinen “kötü kolesterol” seviyesinin düşük tutulmasının hayati önemde olduğunu vurguluyor. Yaşam boyu düşük LDL düzeylerine sahip bireylerde kalp ve damar hastalığı riskinin dramatik biçimde azaldığı bildiriliyor. Bu etki, yalnızca geç yaşta başlanan tedavilerle elde edilen risk düşüşünden çok daha güçlü.
Beslenme alışkanlıkları bu noktada belirleyici rol oynuyor. Doymuş yağdan zengin, işlenmiş ve hayvansal ağırlıklı beslenmenin damar yapısını olumsuz etkilediği; sebze, meyve, baklagil ve tam tahılların ağırlıkta olduğu beslenme biçiminin ise damar sağlığını koruduğu belirtiliyor. Uzmanlar, kalp hastalıklarını önlemenin yalnızca ilaçlara bırakılmaması gerektiği konusunda hemfikir.
Beslenmenin yanı sıra düzenli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durma ve sağlıklı vücut ağırlığının korunması da kalp sağlığında belirleyici faktörler arasında yer alıyor. Yaşam tarzına dayalı bu önlemlerin, kalp krizi ve felç riskini ciddi oranda azaltabildiği ifade ediliyor.
Uzmanlara göre asıl kritik nokta, kalp hastalıkları ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değil; risk faktörlerini erken yaşta kontrol altına almak. Bilimsel veriler, kalbi korumanın krizden sonra değil, çok daha önce başladığını net biçimde ortaya koyuyor.