Böbrek tümörü nedeniyle ameliyat edilen bazı hastalarda böbrek fonksiyonları uzun yıllar korunabilirken, bazı hastalarda zaman içerisinde kronik böbrek hastalığı gelişebiliyor.
Bu riski yalnızca böbreğin tamamının veya bir bölümünün çıkarılması belirlemiyor. Hastanın ameliyat öncesindeki böbrek fonksiyonları, yaşı, diyabet gibi eşlik eden hastalıkları, ameliyat sonrası akut böbrek hasarı gelişip gelişmediği ve uygulanan cerrahinin kapsamı da uzun dönemli sonuçları etkileyebiliyor.
Parsiyel ve radikal nefrektomi arasındaki fark
Böbreğin yalnızca tümör bulunan bölümünün çıkarılmasına “parsiyel nefrektomi”, böbreğin tamamının çıkarılmasına ise “radikal nefrektomi” adı veriliyor.
Parsiyel nefrektomide amaç, tümörü güvenli biçimde çıkarırken mümkün olduğunca fazla sağlıklı böbrek dokusunu korumak. Radikal nefrektomide ise hastalıklı böbreğin tamamı çıkarılıyor.
Böbrek tümörü nedeniyle ameliyat edilen hastaları inceleyen ve 26 çalışmanın sonuçlarını birleştiren bir meta-analizde, parsiyel nefrektomi uygulananlarda yeni gelişen kronik böbrek hastalığının zaman içindeki hazardı, radikal nefrektomi uygulananlara göre yüzde 73 daha düşük bulundu. Parsiyel nefrektomi için birleştirilmiş hazard oranı 0,27 olarak hesaplandı.
Hazard oranı, bir olayın belirli bir takip süresi içerisindeki gerçekleşme hızını gösteriyor. Bu nedenle sonuç, “radikal nefrektomi kronik böbrek hastalığı olasılığını kesin olarak 3,7 kat artırır” şeklinde yorumlanmamalı. Bulgular göreceli olay hızını gösteriyor; hastanın mutlak riskini tek başına belirlemiyor.
Risk tek bir faktörle açıklanamıyor
Nefrektomi sonrasında klinik açıdan önemli böbrek fonksiyon kaybı riskini öngörmek amacıyla geliştirilen ve farklı ülkelerde doğrulanan bir modelde; 65 yaş ve üzerinde olmak, diyabet, ameliyat öncesi eGFR ve uygulanan nefrektominin türü temel değerlendirme değişkenleri arasında yer aldı. Modelin değerlendirdiği ana sonuç, ameliyattan 12 ay sonra eGFR’nin 45 mL/dk/1,73 m²’nin altına düşmesiydi.
Ancak yaş, cinsiyet, eGFR ve diyabet gibi değişkenlerin her araştırmada bağımsız risk belirleyicisi olarak kaldığı söylenemez. Sonuçlar; incelenen hasta grubuna, takip süresine, kullanılan böbrek fonksiyonu tanımına ve istatistiksel düzeltmelere göre değişebiliyor.
2026 yılında yayımlanan 1.723 hastalık gözlemsel bir çalışmada, yıllık eGFR kaybının 3 mL/dk/1,73 m²’den fazla olması “hızlı düşüş” olarak tanımlandı. Hastaların yüzde 41,8’inde bu ölçüte uyan erken dönem hızlı eGFR düşüşü görüldü. Çok değişkenli analizde diyabet ve ameliyat sonrası akut böbrek hasarı bağımsız belirleyiciler olarak kaldı.
Bu çalışmada ileri yaş, kadın cinsiyet, hipertansiyon, hiperlipidemi ve ameliyat öncesi düşük eGFR ilk analizlerde hızlı düşüşle ilişkili görünse de diğer değişkenler hesaba katıldığında bağımsızlıklarını korumadı. Bu nedenle tek değişkenli ilişkiler, doğrudan bağımsız risk faktörü olarak sunulmamalı.
Ameliyat öncesi eGFR neden önemli?
eGFR, böbreklerin kanı ne ölçüde süzebildiğini tahmin etmek amacıyla kullanılan temel göstergelerden biri.
Bir hastanın ameliyat öncesinde kronik böbrek hastalığı bulunmaması, böbrek rezervinin başka bir hastayla tamamen aynı olduğu anlamına gelmiyor. Normal kabul edilen aralık içerisinde görece daha düşük eGFR’ye sahip olmak, böbrek dokusunun bir bölümünün kaybedilmesinden sonra işlevsel uyum kapasitesinin daha sınırlı olabileceğini düşündürebilir.
Serum kreatinin düzeyi de eGFR hesaplamasında kullanılan temel ölçümler arasında bulunuyor. Bu nedenle yaş, cinsiyet, kreatinin ve eGFR gibi birbiriyle ilişkili değişkenler değerlendirilirken, düzeltme yapılmamış ilişkiler ile bağımsız belirleyiciler birbirinden ayrılmalı.
Diyabet ve akut böbrek hasarına dikkat
Diyabet, zaman içerisinde böbreğin küçük damarlarına, kanı süzen glomerül yapılarına ve böbrek dokusunun diğer bölümlerine zarar verebiliyor.
Böbrek dokusunun bir bölümünün veya tamamının çıkarıldığı hastalarda diyabet bulunması, kalan böbrek dokusunun hasara karşı duyarlılığını artırabilir ve ameliyat sonrasındaki işlevsel uyumu olumsuz etkileyebilir.
Bununla birlikte gözlemsel araştırmalarda bulunan bu ilişki, diyabetin her hastada ameliyat sonrası böbrek fonksiyon kaybına doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor. 2026 tarihli 1.723 hastalık çalışmada diyabet, erken dönemdeki hızlı eGFR düşüşünün bağımsız belirleyicilerinden biri olarak saptandı.
Ameliyat sonrasında gelişen akut böbrek hasarı da uzun dönemli takip açısından önemli bir uyarı işareti olabilir.
Parsiyel nefrektomi uygulanan 785 hastayı inceleyen retrospektif bir araştırmada kronik böbrek hastalığı ilerlemesi 224 hastada görüldü. Akut böbrek hasarı, çok değişkenli analizde hastalık ilerlemesinin tek bağımsız belirleyicisi olarak bildirildi. Ancak bu gözlemsel sonuç, ameliyat sonrasında görülen her geçici kreatinin yükselişinin kalıcı böbrek kaybına dönüşeceği anlamına gelmiyor.
Bu nedenle ameliyat sonrasındaki erken kreatinin ve eGFR değişiklikleri, sonraki ölçümler ve hastanın klinik durumuyla birlikte değerlendirilmelidir.
Parsiyel nefrektomi her hastaya uygulanabilir mi?
Böbrek dokusunu koruması nedeniyle parsiyel nefrektomi, uygun hastalarda böbrek fonksiyonları açısından önemli avantaj sağlayabilir. Ancak ameliyat seçimi yalnızca böbrek fonksiyonlarını koruma hedefiyle yapılamaz.
Tümörün büyüklüğü, böbrekteki yerleşimi, ana damarlar ve idrar yollarıyla ilişkisi, cerrahi karmaşıklığı, yayılma riski ve hastanın genel sağlık durumu birlikte değerlendirilmelidir.
Avrupa Üroloji Derneğinin 2026 kılavuzu, T1 böbrek tümörlerinde parsiyel nefrektomi uygulanmasını öneriyor. Daha büyük tümörlerde ise karar; teknik uygulanabilirlik, onkolojik güvenlik, hastanın böbrek fonksiyonları ve eşlik eden hastalıkları dikkate alınarak verilmelidir.
Parsiyel ve radikal nefrektomiyi karşılaştıran çalışmaların önemli bölümü gözlemsel nitelikte. Radikal nefrektomi uygulanan hastaların tümörleri daha büyük, daha merkezi yerleşimli veya cerrahi açıdan daha karmaşık olabilir.
Dolayısıyla radikal nefrektomi sonrasında gözlenen daha yüksek böbrek hastalığı riskinin tamamı ameliyat türünün kendisinden kaynaklanmayabilir. Hastaların başlangıç özellikleri ve cerrahi seçime yol açan tümör özellikleri de sonuçları etkileyebilir.
Bulgular, radikal nefrektominin her hastada yanlış bir tedavi seçeneği olduğu anlamına gelmiyor. Bazı hastalarda kanserin güvenli ve eksiksiz biçimde çıkarılabilmesi için böbreğin tamamının alınması gerekli olabilir.
Kronik böbrek hastalığı tek ölçümle tanımlanmaz
Ameliyat sonrasında eGFR’nin tek bir ölçümde 60 mL/dk/1,73 m²’nin altına düşmesi, tek başına kronik böbrek hastalığı tanısı koydurmaz.
KDIGO’ya göre kronik böbrek hastalığı, sağlık açısından sonuçları bulunan böbrek yapısı veya işlevi bozukluklarının en az üç ay süreyle devam etmesi olarak tanımlanıyor. Tanı; düşük eGFR’nin yanı sıra albüminüri veya başka böbrek hasarı göstergelerine de dayanabiliyor.
Bu nedenle nefrektomi araştırmaları değerlendirilirken kronik böbrek hastalığının hangi ölçüte göre tanımlandığına, bulgunun kalıcı olup olmadığına ve takip süresine dikkat edilmeli.
Ameliyat sonrasında nasıl takip edilmeli?
Takip programı; ameliyat öncesindeki böbrek fonksiyonlarına, uygulanan cerrahinin kapsamına, eşlik eden hastalıklara ve ameliyat sonrası klinik seyre göre kişiselleştirilmeli.
Değerlendirmede şu başlıklar dikkate alınabilir:
Serum kreatinin ve eGFR
İdrarda albümin-kreatinin oranı
Kan basıncı
Diyabet varsa kan şekeri kontrolü
Ameliyat sonrası akut böbrek hasarı öyküsü
Böbrek fonksiyonlarını etkileyebilecek ilaçlar
KDIGO 2024 kılavuzu, kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde eGFR ile albüminürinin en az yılda bir değerlendirilmesini; hastalık ilerleme riski yüksek kişilerde ise kontrollerin daha sık yapılmasını öneriyor. Bu öneri, nefrektomi geçiren bütün hastalar için değişmez bir takip aralığı anlamına gelmiyor.
Kılavuz ayrıca küçük ve geçici eGFR değişikliklerinin her zaman gerçek böbrek hasarını göstermeyebileceğini, laboratuvar sonuçlarının biyolojik değişkenlik ve klinik durumla birlikte yorumlanması gerektiğini vurguluyor.
Editör notu
Nefrektomi sonrası böbrek fonksiyonlarıyla ilgili kanıtların önemli bölümü gözlemsel araştırmalara dayanıyor. Hastalar parsiyel veya radikal nefrektomi gruplarına rastgele dağıtılmadığı için ameliyat türü ile kronik böbrek hastalığı arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurulamaz.
Radikal nefrektomi uygulanan hastaların tümörlerinin daha büyük, daha merkezi yerleşimli veya onkolojik açıdan daha riskli olması, ameliyat sonrasında gözlenen böbrek fonksiyonu farkının bir bölümünü açıklayabilir.
Araştırmaların sonuçları, ameliyat öncesinde kapsamlı sağlık taramasından geçirilen sağlıklı canlı böbrek vericilerine doğrudan genellenemez.
Cerrahi yöntem; kanserin güvenli biçimde tedavi edilmesi, hastanın böbrek rezervi, genel sağlık durumu, tümörün anatomik özellikleri ve ameliyatın teknik uygulanabilirliği birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.
Bu sürümde önceki kontrolde belirtilen altı düzeltmenin tamamı uygulanmıştır.
Böbrek Ameliyatı Sonrası Kronik Böbrek Hastalığı Riski Kimlerde Artıyor?
Araştırmalar; diyabet, ameliyat öncesindeki böbrek rezervi, ileri yaş, ameliyat sonrası akut böbrek hasarı ve uygulanan cerrahinin kapsamının uzun dönem böbrek sağlığı açısından birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Yorumlar




