Diyet yapmadan daha fazla kalori yakmak, metabolizmayı hızlandırmak ve kısa sürede kilo vermek… Bu vaatler bugün olduğu gibi yaklaşık bir asır önce de insanların ilgisini çekiyordu. Ancak 1930’larda hızla yayılan bir kimyasal, kısa süre içinde tıp ve ilaç güvenliği tarihinin en çarpıcı örneklerinden birine dönüştü.
Maddenin adı 2,4-dinitrofenol, kısa adıyla DNP idi.
DNP kullananlarda kilo kaybı görülebiliyordu. Bunun nedeni, hücrelerin enerji üretim sistemine müdahale ederek vücudun daha fazla enerji harcamasına yol açmasıydı. Fakat kilo kaybına neden olan mekanizma ile ağır zehirlenmeye neden olan mekanizma birbirinden ayrı değildi.
Sistem kontrolden çıktığında sonuç yalnızca kilo kaybı değildi. Vücut sıcaklığında tehlikeli yükselme, aşırı terleme, hızlı kalp atımı, solunum güçlüğü, organ hasarı ve ölüm görülebiliyordu.
DNP’nin öyküsü bu nedenle yalnızca eski bir zayıflama ürününün hikâyesi değil. Bir maddenin kilo verdirmesinin, onun güvenli bir tedavi olduğu anlamına gelmediğini gösteren önemli bir tıp tarihi dersi.
Dinitrofenol aslında neydi?
DNP başlangıçta obezite tedavisi için geliştirilmiş klasik bir ilaç değildi. Sanayide kullanılan bir kimyasaldı; boya, kimya ve mühimmat üretimi gibi farklı alanlarda kullanım geçmişi bulunuyordu.
Birinci Dünya Savaşı döneminde DNP ile çalışan mühimmat işçilerinde aşırı terleme, vücut sıcaklığında yükselme ve kilo kaybı gibi etkilerin fark edilmesi, kimyasalın metabolizma üzerindeki etkisine dikkat çekti.
Bu gözlemler daha sonra araştırmacıları DNP’nin kilo verme amacıyla kullanılıp kullanılamayacağını incelemeye yöneltti.
1933 yılında Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Maurice L. Tainter, A. B. Stockton ve W. C. Cutting, JAMA’da 113 ardışık obezite vakasına ilişkin sonuçlarını yayımladı.
Araştırmacılar DNP’nin metabolizma hızını belirgin biçimde artırabildiğini ve kilo kaybına yol açabildiğini bildiriyordu.
Dönemin koşullarında bu sonuç oldukça dikkat çekiciydi.
Kilo vermek isteyen insanlara, vücudun daha fazla enerji harcamasını sağlayan bir madde sunulmuştu.
Ancak kısa süre içinde bunun ağır bir bedeli olabileceği anlaşılmaya başladı.
DNP vücutta nasıl kilo kaybına yol açıyordu?
İnsan hücrelerinde enerji üretiminin büyük bölümü mitokondri adı verilen küçük yapılarda gerçekleşir. Mitokondriler, besinlerden gelen enerjinin hücrenin kullanabileceği biçime dönüştürülmesinde önemli rol oynar.
DNP bu sistemdeki normal eşleşmeyi bozar.
Normal koşullarda besinlerden elde edilen enerjinin önemli bir bölümü hücrelerin kullanabileceği enerji molekülü olan ATP’ye dönüştürülür. DNP ise bu sürecin verimliliğini düşürür ve enerjinin daha büyük bölümünün ısı olarak açığa çıkmasına neden olur.
Bunun sonucunda vücut aynı işi yapabilmek için daha fazla yakıt tüketmeye başlar. Enerji harcaması yükselir ve kilo kaybı görülebilir.
Ancak burada güvenli biçimde çevrilebilecek bir “metabolizma düğmesi” yoktur.
Enerjinin kontrolsüz biçimde ısıya dönüşmesi vücut sıcaklığını tehlikeli düzeylere yükseltebilir. Kalp ve solunum sistemi hızlanırken hücrelerin normal enerji dengesi de bozulabilir.
Başka bir ifadeyle DNP’nin kilo verdiren özelliği, aynı zamanda onu tehlikeli yapan özelliğidir.
1934’te en az 100 bin kişinin kullandığı tahmin ediliyordu
DNP’nin kilo kaybı üzerindeki etkisinin duyulmasının ardından kullanım olağanüstü hızla yayıldı.
1934 yılında yayımlanan dönem verilerinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde muhtemelen en az 100 bin kişinin DNP ile tedavi edildiği tahmin ediliyordu.
Bu rakam modern bir ulusal kayıt sisteminden elde edilmiş kesin bir kullanıcı sayısı değildir. Dönemin araştırmacılarının, piyasadaki kullanım hacmine dayanarak yaptığı tahmindir. Ancak DNP’nin yalnızca kısa bir süre içinde ne ölçüde yaygınlaştığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Çok sayıda üretici DNP içeren zayıflama ürünlerini piyasaya sürdü. Bazı ürünler doğrudan tüketiciye ulaşıyordu.
Burada dönemin ilaç mevzuatı büyük önem taşıyordu.
1930’ların başında Amerika Birleşik Devletleri’nde bugün bildiğimiz anlamda, yeni bir ilacın piyasaya çıkmadan önce güvenli olduğunun FDA’ya gösterilmesini zorunlu tutan sistem henüz yoktu.
Bu nedenle DNP’yi bugünkü anlamıyla “FDA onaylı bir zayıflama ilacı” olarak tanımlamak doğru değildir. DNP 1930’larda hekimler tarafından kilo verme amacıyla kullanılmış olsa da FDA tarafından farmasötik bir ürün olarak onaylanmış değildi.
Kilo kaybının ardından ciddi yan etkiler ortaya çıktı
DNP kullananların sayısı arttıkça sağlık sorunlarına ilişkin bildirimler de çoğalmaya başladı.
DNP kullanımı ve zehirlenmesiyle ilişkilendirilen etkiler arasında:
aşırı terleme,
vücut sıcaklığında belirgin yükselme,
hızlı kalp atımı,
hızlı solunum,
bulantı ve kusma,
cilt döküntüleri,
sinir sistemi sorunları,
kas hasarı,
organ yetmezliği
yer alıyordu.
En dikkat çekici komplikasyonlardan biri ise katarakt oldu.
1930’ların ortalarında DNP kullanan kişilerde göz merceğinin saydamlığını kaybetmesine yol açan katarakt vakaları bildirilmeye başlandı. Vakaların artması, DNP’nin güvenliği konusundaki endişelerin büyümesine önemli ölçüde katkıda bulundu.
Ölüm vakaları da bildiriliyordu.
Modern toksikoloji bilgileri, DNP zehirlenmesinin en tehlikeli özelliklerinden birinin kontrol edilemeyen vücut sıcaklığı artışı olduğunu gösteriyor.
Bu yalnızca sıradan bir ateş değildir. Hücrelerin enerji üretimindeki dengenin bozulması nedeniyle vücut sürekli ısı üretebilir ve normal soğutma mekanizmaları yetersiz kalabilir.
Bu durum kalp, böbrekler, kaslar, beyin ve diğer organları etkileyen ağır bir zehirlenme tablosuna dönüşebilir.
“Az alınırsa güvenlidir” düşüncesi neden tehlikeli?
DNP’nin en büyük sorunlarından biri, toksik etkilerinin kişiden kişiye değişebilmesi ve güvenli kullanım sınırının belirlenememiş olmasıdır.
Bir kişide belirli miktarda ortaya çıkan etkiler, başka bir kişide daha ağır seyredebilir. Çevre sıcaklığı, kişinin genel sağlık durumu ve kullanılan miktar gibi etkenler de zehirlenmenin şiddetini etkileyebilir.
Bu nedenle DNP için kilo verme amacıyla kabul edilmiş güvenli bir kullanım şekli veya güvenilir bir doz bulunmamaktadır.
Modern toksikoloji literatüründe DNP’ye bağlı ağır zehirlenmeler ve ölümler bildirilmeye devam etmektedir.
Dolayısıyla “çok az kullanılırsa sorun olmaz” düşüncesi bilimsel olarak güvenli kabul edilemez.
FDA neden başlangıçta hemen müdahale edemedi?
DNP hikâyesinin en önemli bölümlerinden biri, 1930’lardaki ilaç mevzuatının sınırlarını göstermesidir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde yürürlükte bulunan 1906 tarihli Food and Drugs Act, yanlış etiketlenmiş veya içeriği konusunda tüketiciyi yanıltan gıda ve ilaçlarla mücadelede önemli bir adımdı.
Ancak sistemin büyük boşlukları vardı.
Yeni bir ilacın piyasaya çıkmadan önce güvenli olduğunun üretici tarafından kanıtlanması zorunlu değildi. FDA’nın da yalnızca bir ürünün doğası gereği tehlikeli olması nedeniyle onu piyasadan kaldırabilecek bugünkü düzeyde yetkileri bulunmuyordu.
DNP konusunda ayrıca önemli bir hukuki sorun daha vardı. FDA’nın tarihsel kayıtlarına göre DNP içeren bazı ürünler dönemin mevzuatı kapsamında ilaçtan çok kozmetik ürün olarak değerlendirildiği için yasanın erişiminin dışında kalabiliyordu.
DNP böylece dönemin tüketici ve ilaç güvenliği sistemindeki eksiklikleri görünür hale getiren örneklerden biri oldu.
Ancak önemli bir tarihsel ayrım var:
1938’de çıkarılan yeni ilaç yasasının tek nedeni DNP değildi.
Asıl kırılma 1937’deki Elixir Sulfanilamide faciasıyla geldi
1930’larda ilaç güvenliği konusunda tartışmalar giderek büyürken 1937’de çok daha büyük bir facia yaşandı.
Elixir Sulfanilamide adıyla satılan sıvı bir ilaçta çözücü olarak zehirli dietilen glikol kullanılmıştı.
Ürün piyasaya çıkmadan önce güvenliği test edilmemişti.
Sonuç felaketti.
FDA’nın tarihsel kayıtlarına göre 107 kişi hayatını kaybetti ve ölenlerin önemli bölümünü çocuklar oluşturuyordu.
Bu olay kamuoyunda büyük tepki yarattı ve yıllardır tartışılan kapsamlı ilaç düzenlemesinin kabul edilmesini hızlandırdı.
1938’de Federal Food, Drug, and Cosmetic Act kabul edildi.
Yeni düzenlemeyle yeni ilaçların piyasaya çıkmadan önce güvenli olduklarını gösteren bilgilerin FDA’ya sunulması zorunlu hale geldi. Kurumun ürün güvenliği üzerindeki yetkileri de önemli ölçüde genişledi.
Bu nedenle DNP, mevzuattaki eksiklikleri gösteren önemli örneklerden biri olarak görülmelidir; 1938 yasasının çıkışını tek başına DNP’ye bağlamak doğru değildir.
1938 yasası ilaçların etkili olduğunu da kanıtlamayı zorunlu kıldı mı?
Hayır.
Bu ayrım ilaç tarihi açısından önemlidir.
1938 düzenlemesi esas olarak ilaç güvenliğini merkeze aldı. Yeni ilaçların piyasaya girmeden önce güvenli olduklarına ilişkin verilerin değerlendirilmesini zorunlu hale getirdi.
Bir ilacın yalnızca güvenli değil, aynı zamanda gerçekten etkili olduğunun bilimsel olarak gösterilmesi yönündeki açık yasal zorunluluk ise 1962’de kabul edilen Kefauver-Harris değişiklikleriyle geldi.
Modern ilaç onay sisteminin bugünkü biçimine ulaşması böylece onlarca yıl süren bir süreç sonunda gerçekleşti.
1938’de DNP için ne değişti?
DNP’nin ciddi yan etkileri 1930’lar boyunca giderek daha görünür hale geldi.
ABD Zehirli Maddeler ve Hastalık Kayıt Ajansı’nın toksikoloji değerlendirmesine göre FDA, 1938’de DNP’yi son derece tehlikeli ve insan tüketimine uygun olmayan bir madde olarak ilan etti.
DNP’nin kilo verme amacıyla tıbbi kullanımı ciddi sağlık etkileri ve ölümler nedeniyle sona erdi.
Burada önemli bir nokta var:
DNP, kilo kaybına yol açmadığı için terk edilmedi.
Tam tersine, metabolizma hızını artırabiliyor ve kilo kaybına neden olabiliyordu.
Sorun bunu güvenli biçimde yapamamasıydı.
Bu ayrım, DNP hikâyesinin en önemli derslerinden biridir.
DNP ortadan kaybolmadı
DNP’nin hikâyesi 1930’larda tamamen sona ermedi.
On yıllar sonra madde özellikle hızlı yağ kaybı isteyen bazı vücut geliştirme çevrelerinde yeniden ortaya çıktı. İnternet üzerinden insan tüketimine uygun olmayan ürünler şeklinde satılması da yeni zehirlenme vakalarına yol açtı.
Modern tıp literatüründe DNP kullanımından sonra gelişen ağır hipertermi, çoklu organ yetmezliği ve ölüm vakaları bildirilmiştir.
Bu nedenle DNP geçmişte kalmış zararsız bir “eski ilaç” değildir.
İnsanlarda kilo verme amacıyla güvenli ve onaylanmış bir tedavi değildir.
DNP zehirlenmesinde hangi belirtiler görülebilir?
DNP alındığında zehirlenme hızla ağırlaşabilir.
Özellikle:
olağan dışı yoğun terleme,
vücut sıcaklığında hızla yükselme,
hızlı kalp atımı,
hızlı veya güçlükle soluma,
bulantı ve kusma,
ciltte kızarma,
belirgin huzursuzluk,
bilinç değişikliği,
kaslarda ciddi güçsüzlük veya sertlik,
nöbet
gibi belirtiler ağır zehirlenmeye işaret edebilir.
DNP aldığı bilinen veya bundan şüphelenilen bir kişide belirtilerin ortaya çıkmasını beklemek doğru değildir.
DNP maruziyeti acil tıbbi değerlendirme gerektirir.
DNP’nin hikâyesinden bugün ne öğrenebiliriz?
Dinitrofenol hikâyesini çarpıcı yapan nokta, kilo verdirici etkisinin bütünüyle uydurma olmamasıdır.
DNP gerçekten metabolizma hızını artırabiliyordu.
Gerçekten enerji tüketimini yükseltebiliyordu.
Gerçekten kilo kaybına yol açabiliyordu.
Fakat bir ürünün etkili olması, onun güvenli olduğu anlamına gelmez.
Modern tıpta bir tedavinin yalnızca işe yarayıp yaramadığına bakılmaz. Hangi miktarlarda güvenli olduğu, yan etkileri, diğer maddelerle etkileşimleri, kimlerin daha fazla risk taşıdığı ve yararının riskinden üstün olup olmadığı da değerlendirilir.
1930’ların DNP deneyimi, yaklaşık bir asır sonra bile geçerliliğini koruyan bir sağlık dersini hatırlatıyor:
Hızlı sonuç vaat eden bir yöntem, güvenli ve sağlıklı bir yöntem olmayabilir.
DNP’nin öyküsü, ilaç güvenliği kurallarının neden yalnızca bürokratik bir formalite olmadığının da güçlü tarihsel örneklerinden biri olmaya devam ediyor.
KAYNAKLAR
JAMA – Use of Dinitrophenol in Obesity and Related Conditions: A Progress Report – M. L. Tainter, A. B. Stockton, W. C. Cutting – 1933 – DOI: 10.1001/jama.1933.02740440032009
JAMA – Dinitrophenol in the Treatment of Obesity: Final Report – M. L. Tainter, A. B. Stockton, W. C. Cutting – 1935 – DOI: 10.1001/jama.1935.02760310006002
American Journal of Public Health and the Nation’s Health – Use of Dinitrophenol in Nutritional Disorders – M. L. Tainter, W. C. Cutting, A. B. Stockton – 1934
Regulatory Toxicology and Pharmacology – Dinitrophenol and Obesity: An Early Twentieth-Century Regulatory Dilemma – Eric Colman – 2007 – DOI: 10.1016/j.yrtph.2007.03.006
Journal of Medical Toxicology – 2,4-Dinitrophenol (DNP): A Weight Loss Agent with Significant Acute Toxicity and Risk of Death – Johann Grundlingh, Paul I. Dargan, Marwa El-Zanfaly, David M. Wood – 2011 – DOI: 10.1007/s13181-011-0162-6
Survey of Ophthalmology – Diet Pills and the Cataract Outbreak of 1935: Reflections on the Evolution of Consumer Protection Legislation – Curtis E. Margo, Lynn E. Harman – 2014 – DOI: 10.1016/j.survophthal.2014.02.005
Agency for Toxic Substances and Disease Registry – Toxicological Profile for Dinitrophenols – 2021
ABD Gıda ve İlaç Dairesi – 80 Years of the Federal Food, Drug, and Cosmetic Act – 2018
ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Milestones of Drug Regulation in the United States – 2026
Bir Zayıflama Modası İlaç Güvenliğini Nasıl Değiştirdi? DNP Vakası
1930’larda hızlı kilo kaybı vaadiyle kullanılan dinitrofenol, vücudun enerji üretim sistemini bozarak metabolizmayı hızlandırıyordu. Aynı mekanizma tehlikeli ateş, katarakt ve ölümlere de yol açtı.
Yorumlar




