Türkiye’de Bilinen İlk Açık Kalp Masajı Nasıl Yapıldı? 1903’ten Günümüze CPR
Türkiye’de Bilinen İlk Açık Kalp Masajı Nasıl Yapıldı? 1903’ten Günümüze CPR
İçeriği Görüntüle

Bir zamanlar Anadolu’nun bazı şehirlerinde çocukların gözlerinin kızarması, sulanması ve çapaklanması sıradan bir rahatsızlık olarak görülmüyordu. Çünkü aynı evde başlayan göz enfeksiyonu zamanla kardeşlere, komşulara, hatta bütün köye yayılabiliyor; yıllarca tekrarlayan hastalık bazı insanları görme yetisini kaybetme noktasına kadar götürebiliyordu.
Bu hastalığın adı trahomdu.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’de trahomlu kişi sayısının yaklaşık 3 milyon olduğu tahmin ediliyordu. Bu rakam, günümüzdeki gibi ülke çapında standart yöntemlerle yapılmış epidemiyolojik bir araştırmanın sonucu değildi. Ancak dönemin sağlık raporları, hekim gözlemleri ve daha sonraki tarih araştırmaları hastalığın özellikle Güney, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da son derece yaygın olduğunu gösteriyor.
Bazı bölgelerde hastalık yalnızca bir sağlık sorunu değil, sosyal hayatı etkileyen büyük bir toplumsal meseleye dönüşmüştü.
Trahom nedir ve insanı nasıl kör edebilir?
Trahom, Chlamydia trachomatis adlı bakterinin belirli türlerinin neden olduğu bulaşıcı bir göz hastalığıdır.
Hastalığın tehlikesi çoğu zaman tek bir enfeksiyondan değil, enfeksiyonun yıllar boyunca tekrar tekrar geçirilmesinden kaynaklanır.
Tekrarlayan enfeksiyonlar göz kapağının iç yüzeyinde iltihaplanmaya ve zamanla nedbeleşmeye yol açabilir. İleri dönemde göz kapağı içeri doğru dönebilir ve kirpikler gözün saydam tabakası olan korneaya sürtmeye başlayabilir.
Bu durum uzun süre devam ettiğinde kornea zarar görebilir ve kalıcı görme kaybı ortaya çıkabilir.
Hastalık özellikle yakın temas, göz ve burun salgılarının eller veya ortak kullanılan eşyalar aracılığıyla taşınması ve bazı sinek türleriyle yayılabilir. Temiz suya erişimin sınırlı olması, yetersiz hijyen ve kötü çevre koşulları bulaşmayı kolaylaştırabilir.
Bu nedenle trahom yalnızca bir göz hastalığı değil, aynı zamanda yoksulluk, çevre sağlığı ve temel sağlık hizmetlerine erişimle yakından ilişkili bir halk sağlığı sorunudur.
Adıyaman neden “Körler Memleketi” diye anılıyordu?
Trahomun Türkiye’de en ağır hissedildiği yerlerden biri, dönemin adıyla Hısn-ı Mansur, bugünkü Adıyaman idi.
Dönemin kaynaklarına ve daha sonraki tarih araştırmalarına yansıyan çarpıcı bir ifade vardır: Adıyaman için zaman zaman “Körler Memleketi” deniliyordu.
Bugünün diliyle son derece ağır görünen bu ifade, aslında hastalığın bölgede yarattığı toplumsal yükün boyutunu anlatıyordu.
Trahom yalnızca gözleri kızartan bir enfeksiyon değildi. İleri vakalarda insanların çalışmasını, üretmesini, eğitim görmesini ve gündelik yaşamını sürdürebilmesini etkileyebiliyordu.
Benzer şekilde Kilis’te de halk arasında “Körler Çarşısı” olarak anılan bir yerden söz edilmesi, hastalığın bölgedeki görünürlüğünü gösteren tarihsel ayrıntılardan biri olarak kaynaklara geçti.
Refik Saydam önce hastalığın haritasını çıkarmak istedi
Cumhuriyet yönetiminin karşısındaki ilk sorunlardan biri, trahomun ülkede ne kadar yaygın olduğunun tam olarak bilinmemesiydi.
Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam, 1924 yılında çeşitli bölgelerdeki göz hekimlerinden bilgi toplamaya başladı.
Ardından Ankara Numune Hastanesi göz hekimlerinden Dr. Vefik Hüsnü Bulat, hastalığın dağılımını incelemek amacıyla Anadolu’nun çeşitli bölgelerine gönderildi.
Bu çalışmalar sonucunda trahomun yalnızca birkaç şehirle sınırlı olmadığı görüldü.
İstanbul’dan Kars’a, İzmir’den Samsun ve Ankara’ya kadar farklı bölgelerde yapılan muayenelerde trahom vakaları tespit ediliyordu. Ancak hastalığın esas ağır yükü özellikle güney ve güneydoğu illerindeydi.
Dr. Vefik Hüsnü Bulat’ın hazırladığı “Türkiye Trahom Coğrafyası” başlıklı rapor, 1927 yılında Ankara’da düzenlenen II. Millî Türk Tıp Kongresi’nde sunuldu.
Aynı kongrede Prof. Dr. Niyazi Gözcü de trahom tedavisi ve trahomla mücadele üzerine bir rapor sundu.
Böylece hastalığın yalnızca bireysel hekimlerin çabasıyla değil, devlet tarafından örgütlenen geniş kapsamlı bir halk sağlığı programıyla ele alınması gerektiği düşüncesi güç kazandı.
Sistematik mücadele 1925’te başladı
Türkiye’de örgütlü trahom mücadelesinin başlangıcı olarak 1925 yılı kabul ediliyor.
İlk önemli merkezler Adıyaman ve Malatya oldu.
Adıyaman’da 20 yataklı bir trahom hastanesi ve poliklinik kurulurken Malatya’da da özel bir trahom tedavi teşkilatı oluşturuldu.
Ancak mücadele hastanelerin duvarları içinde kalmadı.
Asıl dikkat çekici uygulamalardan biri seyyar sağlık ekipleriydi.
Sağlık memurları köylere gidiyor, halkın gözlerini tek tek muayene ediyor, hastaları tespit ediyor, yapılabilecek ilk tedavileri uyguluyor ve ileri vakaları uzman hekimlere yönlendiriyordu.
1925’in yalnızca temmuz-aralık döneminde Adıyaman’daki seyyar teşkilat 48 köyü dolaştı ve 4 bin 527 kişiyi muayene etti.
Bu sayı, Cumhuriyet’in henüz çok sınırlı sağlık personeli ve ulaşım imkânlarına sahip olduğu düşünüldüğünde mücadelenin nasıl sahaya taşındığını gösteren dikkat çekici örneklerden biridir.
Doktor hastayı beklemedi, sağlık hizmeti köye gitti
Trahom mücadelesinin Türk halk sağlığı tarihi açısından en önemli yönlerinden biri buydu.
İnsanlardan yalnızca hastaneye gelmeleri beklenmedi.
Sağlık hizmeti insanların yaşadığı yere götürüldü.
Zamanla trahom hastaneleri ve dispanserlerinin yanında köy tedavi evleri oluşturuldu. Seyyar ekipler, bazı bölgelerde atlı sağlık memurlarıyla birlikte köylere ulaşarak tarama ve tedavi hizmeti verdi.
Çocuklar da mücadelenin önemli hedef gruplarından biriydi.
Okullarda göz taramaları gerçekleştirildi. Bulaştırıcılık dönemindeki çocukların hem hastalığı yaymasının önlenmesi hem de eğitimlerinin mümkün olduğunca sürdürülebilmesi için özel düzenlemeler yapıldı.
Böylece mücadele yalnızca hastayı tedavi etmeye değil, hastalığın toplum içinde dolaşımını azaltmaya yöneldi.
1930’da trahom mücadelesi kanuna girdi
Türkiye’nin trahomla mücadelesinde önemli dönüm noktalarından biri 24 Nisan 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu oldu.
Kanunda trahom için ayrı hükümler bulunması, hastalığın dönemin önemli halk sağlığı sorunlarından biri olarak görüldüğünü gösteriyordu.
Kanunun 99-102. maddelerinde trahomla mücadeleye ilişkin düzenlemeler yer aldı.
Trahomun yaygın olduğu bölgelerde mücadele teşkilatı kurulabilmesi, hastaların kayıt ve muayenesi, gerekli tedavi ve ameliyatların ücretsiz yapılması ve bulaşıcı dönemdeki hastalarla ilgili koruyucu önlemler yasal zemine oturtuldu.
Trahomun yaygın olduğu ilan edilen bölgelerde hastalığın bildirilmesine ilişkin hükümler de getirildi.
Bir göz hastalığına kanunda özel maddeler ayrılması, dönemin Türkiye’sinde trahomun ne kadar ciddi bir sorun kabul edildiğini gösteriyor.
Mücadele Anadolu’ya yayıldı
Adıyaman ve Malatya ile başlayan çalışmalar zamanla genişledi.
Kilis, Besni, Gaziantep, Adana, Maraş ve çevresindeki birçok yer mücadele programına dahil edildi.
1930’da Adana’da 40 yataklı bir trahom hastanesi açıldı.
Sonraki yıllarda mücadele teşkilatı büyürken hastanelerin yanında dispanserler, köy tedavi evleri ve seyyar ekipler oluşturuldu.
Bu dönem aynı zamanda toplumun hastalık konusunda eğitilmeye çalışıldığı yıllardı.
Temizlik, yüz ve göz hijyeni, sineklerle mücadele ve hastalığın bulaşma yolları konusunda halka bilgi veriliyor; afişler, broşürler ve basın aracılığıyla sağlık eğitimi yapılmaya çalışılıyordu.
Bugün “koruyucu sağlık hizmeti” olarak tanımladığımız yaklaşımın erken örneklerinden biri Anadolu’da böyle uygulanıyordu.
İlk yıllarda milyonlarca muayene ve tedavi işlemi yapıldı
Mücadelenin büyüklüğü yıllar ilerledikçe istatistiklere de yansıdı.
1924-1938 dönemini inceleyen tarih araştırmalarında, Cumhuriyet’in ilk 15 yılı sonunda yaklaşık 10 milyon ayaktan muayene ve tedavi işlemi, yaklaşık 15 bin yataklı tedavi ve 53 bin civarında göz ameliyatı gerçekleştirildiği bildiriliyor.
Buradaki 10 milyon rakamı, 10 milyon farklı kişinin trahom hastası olduğu anlamına gelmiyor.
Aynı kişinin farklı zamanlarda yapılan muayene ve tedavileri toplam işlem sayısına dahil edilmiş olabilir.
Mücadeleye rağmen hastalık bir anda ortadan kaldırılamadı.
Çünkü trahom yalnızca ilaçla çözülebilecek bir sorun değildi.
Temiz suya erişim, konut koşulları, kişisel hijyen, eğitim, sağlık hizmetlerine ulaşım ve ekonomik şartlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynuyordu.
Yeni ilaçlar tedavide önemli bir dönem açtı
Trahom tedavisinde ilaç seçenekleri zaman içinde önemli ölçüde değişti.
1930’ların sonlarından itibaren sülfonamidler, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde yeni bir dönem başlattı ve trahom tedavisinde de kullanılmaya başladı.
1940’ların sonu ve 1950’lerde ise antibiyotiklerin yaygınlaşmasıyla tedavi seçenekleri daha da genişledi.
Türkiye’de de 1950’lerin başlarında oksitetrasiklin, klortetrasiklin ve kloramfenikol gibi dönemin yeni antibiyotiklerinin trahom tedavisindeki etkileri araştırılıyor ve uygulanıyordu.
Ancak Türkiye’de hastalığın gerilemesini yalnızca ilaçlara bağlamak doğru olmaz.
On yıllar boyunca yapılan taramalar, hastaların tedavisi, ileri vakalara yönelik ameliyatlar, köylere kadar ulaşan sağlık ekipleri, hijyen eğitimi, temiz su olanaklarının artması, çevre koşullarının düzelmesi ve genel yaşam standartlarının yükselmesi birlikte etkili oldu.
Yüz binlere kadar geriledi
Uzun süren mücadelenin ardından trahom yükü giderek azalmaya başladı.
1960’ların sonlarına gelindiğinde yapılan değerlendirmelerde, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaklaşık 3 milyon olduğu tahmin edilen trahomlu nüfusun artık yüz binlerle ifade edildiği görülüyordu.
1967 yılına ilişkin tarihsel çalışmalarda trahomlu kişi sayısının yaklaşık 650 bin düzeyinde olduğu bildiriliyor.
Bu rakam hâlâ önemli bir hastalık yükünü gösterse de başlangıçtaki tabloyla karşılaştırıldığında büyük bir gerilemeyi ortaya koyuyordu.
1970’lere gelindiğinde trahom artık Türkiye’nin erken Cumhuriyet dönemindeki büyüklükte bir körlük tehdidi değildi.
Bugün Türkiye’de durum ne?
Trahom dünyada tamamen ortadan kalkmış bir hastalık değil.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hastalık günümüzde de özellikle temiz suya, sanitasyona ve sağlık hizmetlerine erişimin sınırlı olduğu yoksul ve kırsal bölgelerde görülüyor.
Trahom hâlen enfeksiyona bağlı önlenebilir körlüğün önemli nedenlerinden biri.
Türkiye ise günümüzde trahom nedeniyle toplum düzeyinde müdahale yapılması gereken endemik ülkeler arasında bulunmuyor.
Burada önemli bir terminolojik ayrım yapmak gerekiyor.
Bazı ülkeler için Dünya Sağlık Örgütü tarafından “trahomun halk sağlığı sorunu olarak eliminasyonu doğrulandı” şeklinde özel bir statü açıklanıyor.
Türkiye’nin tarihsel durumu bu ifadeyle karıştırılmamalı.
Türkiye açısından en doğru anlatım, bir zamanlar çok büyük hastalık yükü oluşturan trahomun uzun süreli halk sağlığı mücadelesi ve toplumsal koşulların iyileşmesi sonucunda günümüzde endemik bir halk sağlığı tehdidi olmaktan çıkmış olmasıdır.
Bir hastalıktan daha fazlasının hikâyesi
Türkiye’nin trahomla savaşı yalnızca geçmişte kullanılan ilaçların ya da açılan hastanelerin hikâyesi değil.
Bu hikâye aynı zamanda Cumhuriyet’in erken döneminde geliştirilen bir halk sağlığı modelini gösteriyor:
Hastalığı yerinde tespit etmek.
Hastayı kayıt altına almak.
Tedaviyi ücretsiz ulaştırmak.
Doktorun olmadığı yere sağlık çalışanını göndermek.
Çocuğu okulda taramak.
Köye kadar gitmek.
Hastalık ilerlemeden insanları korumaya çalışmak.
Yaklaşık bir yüzyıl önce bazı Anadolu şehirlerinde körlük günlük hayatın görünür bir parçasıyken bugün trahomun Türkiye’de büyük ölçüde unutulmuş bir hastalık haline gelmesi, onlarca yıl süren bu mücadelenin sonucudur.
Bir zamanlar milyonlarla ifade edilen bir halk sağlığı sorununun bugün tarih kitaplarının sayfalarında kalması, Türkiye tıp ve halk sağlığı tarihinin en dikkat çekici başarı hikâyelerinden biridir.
KAYNAKLAR
Atatürk Yolu Dergisi – Türkiye’de Trahomla Mücadele (1925-1945) – Sevilay Özer – 2014 – DOI: 10.1501/Tite_0000000406
Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi – Bulaşıcı ve Müzmin Bir Sosyal Afet: Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Trahom Hastalığı ve Mücadele Çalışmaları (1924-1938) – Sadet Altay – 2016 – Cilt 12, Sayı 23, s. 167-211
Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi – Cumhuriyet Döneminde Adıyaman ve Besni’de Trahom (1925-1975) – Hamdi Doğan – 2017 – Cilt 16, Sayı 2, s. 461-489
Türkiye Klinikleri Tıp Etiği-Hukuku-Tarihi – Ülkemizde Trahom ile Mücadele – İnci Hot – 2003 – Sayı 11, s. 22-29
T.C. Mevzuatı – 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu – 1930 – Trahomla mücadeleye ilişkin 99-102. maddeler
JAMA – Antibiotic Therapy of Trachoma – Trahomda antibiyotik tedavisine ilişkin klinik değerlendirmeler – 1950’ler
Dünya Sağlık Örgütü – Trachoma – Bilgi Notu – 2026
Dünya Sağlık Örgütü – Weekly Epidemiological Record: National Status of Trachoma – 2026