ÖZEL HABER

Balkondan Düşen Kadınlar mı? Gerçekler mi?

Son yıllarda kadınlar özelinde artan “yüksekten düşme” vakaları ne anlatıyor? Kadın ölümlerinde kaza mı, şüphe mi? İrdeleyici analiz ve çarpıcı sorular.

Türkiye bir kez daha bir kadın akademisyenin ani ölümüyle sarsıldı. ##Olayla ilgili resmi soruşturma sürerken, ölümün nedeni ve koşulları yetkili merciler tarafından araştırılıyor.

Ancak bu olay, tekil bir trajedinin ötesinde daha geniş bir tartışmayı da yeniden gündeme taşıdı: Son yıllarda kadın ölümlerinde “yüksekten düşme” vakalarının dikkat çekici biçimde artması.

Bir Kelimenin Ardındaki Gölge

Resmi kayıtlarda yer alan “yüksekten düşme” ya da “balkondan düşme” ifadeleri, hukuki süreç tamamlanana kadar kullanılan teknik tanımlamalar. Fakat kamuoyunda bu tanımların sıklaşması, bir soruyu da beraberinde getiriyor: Bu vakalar gerçekten münferit kazalar mı, yoksa daha derin bir toplumsal sorunun işareti mi?

Kadın hakları örgütleri, özellikle ev içi şiddet bağlamında şüpheli ölümlerin titizlikle soruşturulması gerektiğini vurguluyor. Çünkü bazı vakalarda ölümün arka planına ilişkin soru işaretleri, ancak uzun süren adli ve kriminal incelemeler sonucunda aydınlatılabiliyor.

Ev: Sığınak mı, Risk Alanı mı?

Toplumda ev, güvenliğin sembolü olarak kabul edilir. Oysa istatistikler, kadınlara yönelik şiddetin en sık yaşandığı yerin yine ev olduğunu gösteriyor. Bu gerçek, “ev kazası” olarak kayda geçen bazı ölümlerin de daha dikkatli ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Elbette her yüksekten düşme vakasını aynı kategoriye yerleştirmek doğru değil. Ancak benzer olayların art arda yaşanması, kamuoyunda doğal olarak bir “desen” algısı oluşturuyor. Bu algının sağlıklı biçimde yönetilmesi için hem adli süreçlerin şeffaflığı hem de veri paylaşımının düzenli yapılması büyük önem taşıyor.

Şüphe, İtham Değildir

Burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta var: Şüpheli ölüm kavramı, otomatik olarak suç isnadı anlamına gelmez. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak her olay, somut deliller ışığında değerlendirilmelidir. Ancak soru sormak da bir vatandaşlık sorumluluğudur.

Uzmanlara göre, kadın ölümlerinde olay yeri incelemesinin niteliği, dijital verilerin analizi, tanık beyanlarının titizlikle değerlendirilmesi ve geçmişteki şiddet başvurularının incelenmesi kritik rol oynuyor. Bu süreçlerin eksiksiz yürütülmesi, hem adaletin sağlanması hem de kamu vicdanının rahatlaması açısından belirleyici.

Görünmeyeni Görmek

Toplumsal refleksler bazen alışkanlıkla körelir. Bir haber başlığındaki tek bir kelime, zamanla sıradanlaşır. “Düştü.” Kısa, teknik, soğuk. Fakat her ölüm bir hayatın kapanışı; her şüphe bir ihtimaldir.

Asıl mesele, bu ölümlerin arkasında sistematik bir şiddet olup olmadığıdır. Eğer varsa, bunun adı konulmalı; yoksa, söylenti ve spekülasyonların önüne geçecek şeffaflık sağlanmalıdır. İki durumda da çözüm aynı yerde duruyor: Etkin soruşturma, bağımsız denetim, güçlü sosyal destek mekanizmaları ve kadınların başvuru kanallarına güvenle ulaşabilmesi.

Son Söz Yerine

Bir toplum, en çok evlerin içindeki güvenle ölçülür. Eğer kadınlar evlerinde dahi güvende olduklarından emin olamıyorsa, mesele sadece adli değil, sosyolojiktir.

Bu nedenle her “düşme” vakası, yalnızca bir adli dosya değil; aynı zamanda toplumsal bir alarmdır. O alarmın sesini kısmak değil, neden çaldığını anlamak gerekir.

Gerçek, ancak ışık tutulduğunda görünür. Ve ışık, sorularla yanar.