1930’lu yıllarda İstanbul’da bir dermatoloji kliniğinde, sıradan gibi görünen bazı vakalar bir hekimin zihnini meşgul etmeye başladı. Ağız yaraları, genital lezyonlar ve göz iltihapları… Birbiriyle ilgisiz sanılan belirtiler, aslında aynı hastalığın parçalarıydı.
Bu tabloyu ilk kez sistematik biçimde tanımlayan isim, Türk dermatolog Hulusi Behçet oldu.
Behçet, üç temel bulgunun birlikte görüldüğü özgün bir hastalık tablosu tarif etti. O dönemde birçok bilim insanı bu görüşe temkinli yaklaştı. Ancak vakalar arttıkça ve uluslararası yayınlar çoğaldıkça gerçek kabul gördü.
1947 yılında Cenevre’de düzenlenen Uluslararası Dermatoloji Kongresi’nde hastalık resmen “Morbus Behçet” olarak literatüre girdi. Böylece bir Türk hekimin adı dünya tıp terminolojisine kazındı.
🌍 Neden Önemli?
Behçet Hastalığı, bağışıklık sisteminin damarları hedef aldığı sistemik bir rahatsızlıktır. Göz tutulumu kalıcı görme kaybına yol açabilir. Erken tanı ve takip hayati önem taşır.
Bugün Japonya’dan Brezilya’ya kadar birçok ülkede tanı konuluyor. Özellikle İpek Yolu coğrafyasında daha sık görülmesi nedeniyle hastalık bazen “İpek Yolu Hastalığı” olarak da anılıyor.
🇹🇷 Bilimsel Miras
Hulusi Behçet’in çalışmaları, Türkiye’nin modern tıp tarihindeki en önemli bilimsel katkılarından biri olarak kabul ediliyor. Yerel gözlemin evrensel bilgiye dönüşmesinin somut örneği olarak gösteriliyor.
Bir hekimin sabırlı takibi, bir ülkenin bilim tarihine not düştü.
Tıp bazen büyük laboratuvarlarda değil, dikkatli bir gözün ısrarında ilerler.