“Ucuz ayakkabı değil, denetimsiz ürün risklidir”
Son dönemde özellikle çevrim içi platformlarda çok düşük fiyatlarla satılan ayakkabı, terlik ve tekstil ürünleriyle ilgili ciddi bir tartışma yürütülüyor. Burada meseleyi doğru yere oturtmak gerekir. Her ucuz ürün zararlıdır demek bilimsel olarak doğru değildir. Fakat kaynağı belirsiz, üretim standardı bilinmeyen, güvenlik belgesi paylaşılmayan ve denetim sürecinden geçip geçmediği anlaşılamayan ürünlerde kimyasal risk ihtimali göz ardı edilemez.
Ayakkabı yalnızca ayağa giyilen basit bir tüketim ürünü değildir. İçinde boya vardır, yapıştırıcı vardır, plastikleştirici vardır, suni deri vardır, metal aksesuar vardır. Bu malzemelerin her biri doğru standartlarla üretilirse sorun oluşturmaz. Ancak denetim zayıflarsa, insan sağlığını ilgilendiren kimyasal maddeler ürünün içine sızabilir.
Benim burada özellikle altını çizdiğim konu şudur: Tüketici fiyatı görür, modeli görür, rengi görür; ama kimyasal içeriği göremez. Asıl tehlike de buradadır.
“Kurşun, kadmiyum ve ftalatlar sıradan maddeler değildir”
Ayakkabı ve tekstil ürünlerinde zaman zaman gündeme gelen üç ana risk grubu vardır: Kurşun, kadmiyum ve ftalatlar.
Kurşun, özellikle çocuk sağlığı açısından çok hassas bir ağır metaldir. Çocuklarda beyin ve sinir sistemi gelişimi devam ettiği için kurşun maruziyeti daha büyük önem taşır. Bu madde kısa vadede fark edilmeyebilir; ancak gelişim, öğrenme, davranış ve sinir sistemi üzerinde olumsuz etkilerle ilişkilendirilmiştir.
Kadmiyum da vücutta birikebilen ağır metallerden biridir. Uzun süreli ve yüksek düzeyli maruziyette böbrek, kemik sistemi ve bazı organlar üzerinde toksik etkiler oluşturabilir. Ayrıca kadmiyum, uluslararası sağlık otoriteleri tarafından kanser riski açısından da dikkatle izlenen maddeler arasındadır.
Ftalatlar ise plastik ürünleri yumuşatmak ve esnek hale getirmek için kullanılan kimyasallardır. Bazı ftalat türleri hormon sistemi ve üreme sağlığı üzerindeki olası etkileri nedeniyle birçok ülkede kısıtlanmıştır. Yani burada bahsettiğimiz maddeler basit bir “kötü koku” meselesi değildir. Bu, doğrudan kimyasal güvenlik meselesidir.
“Kısırlık ve iktidarsızlık iddiası nasıl anlaşılmalı?”
Kamuoyunda en çok dikkat çeken başlıklardan biri kısırlık ve iktidarsızlık meselesidir. Bu konuda bilimsel dili doğru kurmak zorundayız. Bir kişi bir ayakkabıyı giydi diye kısır olur, iktidarsız olur ya da kanser olur demek doğru değildir. Böyle bir kesin hüküm hem bilimsel değildir hem de toplumu yanlış yönlendirir.
Fakat şu bilgi bilimsel olarak ciddiye alınmalıdır: Bazı ftalat türleri ve ağır metaller, uzun süreli ve yüksek düzeyli maruziyette hormon sistemi, sperm kalitesi, testosteron dengesi, yumurtalık fonksiyonları ve genel üreme sağlığı üzerinde olumsuz etkilerle ilişkilendirilmiştir.
Erkeklerde üreme sağlığı yalnızca sperm sayısından ibaret değildir. Hormon dengesi, testis fonksiyonları, damar sağlığı ve genel metabolik yapı bu sistemin parçasıdır. Kadınlarda da yumurtalık fonksiyonları, hormonal döngü ve doğurganlık süreci benzer şekilde dış etkenlerden etkilenebilir.
Dolayısıyla denetimsiz ürünlerde bulunan bazı kimyasalların “üreme sağlığı riski” başlığı altında değerlendirilmesi gerekir. Bu risk, tek kullanımla değil; uzun süreli temas, yüksek kimyasal düzey, terleme, çıplak deri teması ve özellikle çocukluk dönemi maruziyetiyle daha önemli hale gelir.
“Kanser riski tek ürün üzerinden değil, maruziyet üzerinden değerlendirilir”
Kanser riski konusu da dikkatle anlatılmalıdır. Bir ayakkabının içinde zararlı bir kimyasal bulunması, o ürünü kullanan kişinin mutlaka kanser olacağı anlamına gelmez. Ancak bazı kimyasalların uzun süreli maruziyette kanser riskiyle ilişkilendirildiği de görmezden gelinemez.
Özellikle kadmiyum gibi ağır metaller bu açıdan yakından izlenmesi gereken maddelerdir. Burada temel mesele şudur: Maruziyetin süresi nedir? Miktarı nedir? Ürün çocuk tarafından mı kullanılıyor? Çıplak deriyle temas var mı? Terleme ile kimyasal geçiş artıyor mu? Ürün yasal limitlere uygun mu?
Sağlıkta risk değerlendirmesi böyle yapılır. Tek bir kelimeyle panik oluşturmak doğru değildir. Fakat “bir şey olmaz” diyerek konuyu küçümsemek de aynı derecede yanlıştır.
“Çocuk ayakkabılarında daha hassas davranılmalı”
Çocuk ürünlerinde bu konu çok daha önemlidir. Çünkü çocuklar yetişkinlerin küçük hali değildir. Vücut ağırlıkları daha düşüktür, ciltleri daha hassastır, sinir sistemi ve hormon sistemi gelişim halindedir. Bu nedenle aynı kimyasal maruziyet çocukta daha büyük etki oluşturabilir.
Çocuk ayakkabısı, terlik, çanta, yağmurluk, plastik baskılı tekstil ürünleri ve suni deri aksesuarlar alınırken yalnızca fiyat ve görüntüye bakılmamalıdır. Ürünün menşei, satıcısı, güvenlik bilgisi, iade koşulu ve uygunluk belgeleri de dikkate alınmalıdır.
Özellikle yoğun plastik kokusu olan, deriye boya bırakan, kolay parçalanan, üretici bilgisi belirsiz ve olağan dışı ucuz ürünlerde ailelerin daha dikkatli olması gerekir.
“Tüketici koklayarak kimyasal güvenlik testi yapamaz”
Vatandaşlarımız bazı ürünlerde ağır plastik kokusu olduğunda haklı olarak endişeleniyor. Koku bazen uyarıcı olabilir. Fakat bir ürünün güvenli olup olmadığı yalnızca koklayarak anlaşılamaz. Aynı şekilde kötü kokmayan bir ürünün tamamen güvenli olduğu da söylenemez.
Kimyasal güvenlik laboratuvar analizleriyle anlaşılır. Kurşun, kadmiyum, ftalat ve benzeri maddeler belirli testlerle ölçülür. Bu nedenle tüketicinin omzuna gereğinden fazla yük bindirmek doğru değildir. Elbette vatandaş dikkatli olacak; ama asıl görev denetim mekanizmasındadır.
Gümrükte denetim yapılmalı, piyasaya giren ürünler düzenli olarak test edilmeli, çevrim içi platformlarda satıcı sorumluluğu artırılmalı ve uygunsuz ürünler hızla toplatılmalıdır.
“Ucuz ürün halk sağlığı problemi haline gelmemeli”
Bugün dünyada hızlı moda ve düşük maliyetli e-ticaret ürünleri çok büyük bir pazar oluşturdu. İnsanlar ekonomik şartlar nedeniyle daha ucuz ürüne yöneliyor. Bunu anlamak gerekir. Fakat ucuzluk, sağlıksız ve denetimsiz üretimin bahanesi olamaz.
Halk sağlığını ilgilendiren ürünlerde standart bellidir. Ayakkabı da tekstil de oyuncak da çocuk çantası da bu standardın dışında tutulamaz. İnsan bedeniyle temas eden her ürün, sağlık güvenliği açısından değerlendirilmelidir.
Burada yalnızca tüketiciyi değil, dürüst üreticiyi de korumak gerekir. Standartlara uygun üretim yapan firmalar, denetimsiz ve sağlıksız ürünlerle haksız rekabete zorlanmamalıdır.
“Ayakta başlayan temas, tüm vücudu ilgilendirebilir”
Bazıları “Sonuçta bu bir ayakkabı, ne olabilir?” diye düşünebilir. Ancak deri, vücudumuzun en büyük organıdır. Ayak derisi de özellikle terleme, sürtünme ve uzun süreli kapalı kalma nedeniyle kimyasal temas açısından dikkate alınması gereken bir bölgedir.
Ayakkabı gün içinde saatlerce kullanılır. Çocuklar okulda, gençler sporda, çalışanlar iş yerinde aynı ayakkabıyla uzun süre kalabilir. Eğer ürünün içinde yasal sınırları aşan kimyasallar varsa bu temasın önemsiz olduğunu söyleyemeyiz.
Elbette riskin düzeyi ürüne, madde miktarına ve kullanım süresine göre değişir. Fakat halk sağlığı yaklaşımı şunu gerektirir: Önce tedbir, sonra pişmanlık.
“Aileler nelere dikkat etmeli?”
Vatandaşlarımıza pratik olarak şunları öneriyorum:
Kaynağı belirsiz ürünlerde dikkatli olunmalı. Olağan dışı düşük fiyat tek başına tercih sebebi yapılmamalı. Çocuk ürünlerinde güvenilir satıcıdan alışveriş yapılmalı. Yoğun kimyasal koku, deriye boya bırakma, aşırı plastik hissi ve ürün bilgisinin bulunmaması uyarıcı kabul edilmeli.
Ayakkabı ve terlikler mümkünse çorapla kullanılmalı. Çıplak deriyle uzun süre temas eden ürünlerde daha seçici davranılmalı. Çocukların kullandığı ürünlerde menşe, etiket ve güvenlik bilgisi mutlaka kontrol edilmeli. Şüpheli ürünlerde kullanım ısrarla sürdürülmemeli.
Ancak tekrar vurgulamak isterim: Tüketici kendi başına laboratuvar gibi davranamaz. Devletin ve ilgili kurumların piyasa gözetimi burada belirleyicidir.
“Bu mesele korku değil, bilinç meselesidir”
Ben bu konunun panik diliyle anlatılmasını doğru bulmam. “Ayakkabı giyen kanser olacak” gibi ifadeler toplumu korkutur ama bilgilendirmez. Bizim yapmamız gereken, bilimsel riski doğru anlatmak ve önlem mekanizmasını güçlendirmektir.
Kurşun, kadmiyum ve bazı ftalat türleri; çocuk gelişimi, hormon sistemi, üreme sağlığı ve kanser riski açısından dünyada yakından izlenen maddelerdir. Bu maddelerin tüketici ürünlerinde yasal sınırları aşması kabul edilemez.
Ayakkabı, çanta, terlik ve tekstil ürünlerinde kimyasal güvenlik lüks değildir. Bu, halk sağlığının temel bir parçasıdır.
“Son söz: Ucuzluk cazip olabilir ama sağlık daha kıymetlidir”
Vatandaşlarımız ekonomik şartlar nedeniyle uygun fiyatlı ürün arayabilir. Bu çok anlaşılır bir durumdur. Ancak ürün ucuz diye güvenlikten vazgeçilemez. Sağlığı tehdit edebilecek bir kimyasal maruziyetin bedeli, etikette yazan fiyattan çok daha ağır olabilir.
Benim çağrım açıktır: Tüketici bilinçli olsun, satıcı sorumlu olsun, üretici standartlara uysun, kamu otoritesi denetimi artırıp şeffaf biçimde paylaşsın.
Çünkü mesele yalnızca bir çift ayakkabı değildir. Mesele, çocuklarımızın sağlığı, ailelerin güveni ve toplumun kimyasal güvenliğidir.




