Azizoğlu, engelli vatandaşlarla bir araya geldiğinde mesafeyi değil yakınlığı seçiyor. Engelliyle engelli oluyor; sarılıyor, uzun uzun sohbet ediyor, acele etmeden dinliyor. Bir talep iletildiğinde önce gönlü alıyor, sonra çözümü konuşuyor. Rampanın eğimi, kaldırımın yüksekliği kadar, insanın kendini anlaşılmış hissetmesi de onun için öncelik.
Yaşlıyla yaşlı oluyor; dizinin dibine oturup hatır soruyor, geçmişi dinliyor. Gençle genç oluyor; sahada, masada, fikirde yan yana duruyor. Çocukla çocuk oluyor; bir oyuna katılıyor, bir gülüşe eşlik ediyor. Herkesle kendi diliyle konuşabilen, herkese kendi dünyasından yaklaşabilen bir başkan profili çiziyor.
Çalışkanlığı ise makam odasında değil, sahanın temposunda kendini gösteriyor. Esnaf ziyaretlerinden mahalle buluşmalarına, sosyal etkinliklerden birebir temaslara uzanan yoğun bir emek. Sürmene’de sosyal belediyecilik bir söylem değil; süreklilik kazanan bir pratik.
Bu ilçede hizmet, çizilen projeler kadar kurulan bağlarla ölçülüyor. Hüseyin Azizoğlu’nun belediyeciliği; yatırımı insanla, planı merhametle, çözümü samimiyetle tamamlıyor. Sürmene’de başkanlık, kapısı açık bir makamdan çok, yanında hissedilen bir duruş anlamına geliyor.
Sürmene’de yollar yapılırken gönüller de onarılıyor. Çünkü bu ilçede hizmet, insanla başlıyor. Hüseyin Azizoğlu’nun sahadaki duruşu, “belediyecilik” kelimesini yeniden tanımlıyor: Birlikte yürümek, birlikte üretmek, birlikte gülmek.
Kısacası Sürmene’de başkanlık, kapısı açık bir oda değil; kalbi açık bir duruş.