Yüksek ölüm oranı, hızlı klinik seyri ve henüz onaylanmış bir aşı ya da özgül tedavisinin bulunmaması nedeniyle Nipah virüsü, Dünya Sağlık Örgütü tarafından salgın potansiyeli yüksek patojenler arasında değerlendiriliyor.
Prof. Dr. Ümit Savaşçı, Nipah virüsünün sıradan bir salgın etkeni olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, hastalığın tanı, tedavi ve korunma boyutlarına ilişkin kritik bilimsel değerlendirmelerde bulundu.

“Nipah, en ölümcül zoonotik virüslerden biridir”
Prof. Dr. Savaşçı, önceki salgınlardan elde edilen epidemiyolojik verilerin son derece çarpıcı olduğunu belirtti:
“Nipah virüsü enfeksiyonlarında bildirilen ölüm oranları yüzde 40 ile 70 arasında değişmektedir. Bu oranlar, virüsün yalnızca bulaşıcı değil, aynı zamanda son derece yıkıcı bir klinik tabloya yol açtığını göstermektedir.”
Belirtiler sinsi başlıyor, tablo hızla ağırlaşıyor
Nipah virüsü enfeksiyonunun erken dönem bulgularının çoğu zaman özgül olmadığını belirten Prof. Dr. Savaşçı, hastalığın başlangıçta grip benzeri semptomlarla seyredebildiğini söyledi.
Erken dönem belirtiler:
• Ateş
• Şiddetli baş ağrısı
• Kas ve eklem ağrıları
• Halsizlik
• Bilinç bulanıklığı
Hastalığın ilerleyen evrelerinde ise ensefalit (beyin iltihabı), nöbetler, solunum yetmezliği, koma ve çoklu organ yetmezliği gelişebildiğini, bu sürecin günler içinde ölümle sonuçlanabildiğini ifade etti.
Tanı: Klinik şüphe ve laboratuvar doğrulama şart
Nipah virüsünde erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Savaşçı, teşhisin yalnızca klinik bulgularla değil, ileri laboratuvar yöntemleriyle konulabildiğini belirtti:
• PCR yöntemiyle virüsün genetik materyalinin saptanması
• Kan, beyin omurilik sıvısı ve solunum örneklerinin incelenmesi
• Yüksek biyogüvenlikli laboratuvarlarda analiz
“Bu nedenle Nipah şüphesi olan hastaların hızla izole edilmesi ve referans merkezlere yönlendirilmesi gerekir” dedi.
“En büyük risk: İnsan–insan bulaş”
Virüsün doğal rezervuarının meyve yarasaları olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Savaşçı, asıl tehlikenin insanlar arası bulaş olduğunu vurguladı:
“Nipah virüsü, hasta kişinin vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla bulaşabilir. Özellikle sağlık çalışanları ve hasta yakınları için ciddi risk oluşturur. Hastane kaynaklı yayılımlar bu virüste dikkat çekici düzeydedir.”
Tedavi: Spesifik ilaç yok, destek tedavisi esastır
Nipah virüsüne karşı onaylanmış bir aşı veya spesifik antiviral tedavi bulunmadığını belirten Prof. Dr. Savaşçı, mevcut yaklaşımın tamamen destek tedavisine dayandığını ifade etti:
• Solunum desteği
• Yoğun bakım izlemi
• Nörolojik ve sistemik komplikasyonların yönetimi
“Bu nedenle erken tanı, izolasyon ve temaslı takibi, hastalıkla mücadelede en etkili araçlardır” dedi.
Korunma: Paniğe değil, bilinçli önleme ihtiyaç var
Toplumun paniğe kapılmaması gerektiğini ancak rehavetin de ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Prof. Dr. Savaşçı, temel halk sağlığı önlemlerinin önemine dikkat çekti:
• El ve temas hijyenine özen gösterilmesi
• Yıkanmamış meyve ve içeceklerden kaçınılması
• Enfekte kişilerle yakın temastan uzak durulması
• Sağlık kurumlarında enfeksiyon kontrol kurallarına sıkı uyum
Türkiye için tehdit var mı?
Prof. Dr. Savaşçı, mevcut veriler ışığında Nipah virüsünün Türkiye için şu aşamada doğrudan bir tehdit oluşturmadığını ancak küresel hareketlilik nedeniyle dikkatli olunması gerektiğini vurguladı:
“Türkiye’de Nipah virüsü vakası bulunmamaktadır. Ancak uluslararası seyahatler ve küresel salgın dinamikleri göz önüne alındığında, erken uyarı sistemleri ve bilimsel izleme büyük önem taşımaktadır.”
Küresel risk yakından izleniyor
Nipah virüsü, uluslararası sağlık otoriteleri tarafından yüksek salgın potansiyeli taşıyan hastalıklar arasında yer alıyor. Uzmanlar, bölgesel vakaların küresel bir tehdide dönüşmemesi için erken bildirim, şeffaf veri paylaşımı ve bilimsel iş birliğinin kritik rol oynadığına dikkat çekiyor.




