“Eksik bir şey kalmasın…”
Son yıllarda bazı klinik kararların arkasında yalnızca tıbbi gerekçeler değil, hukuki kaygılar da konuşuluyor. Sağlık sisteminde giderek daha sık dile getirilen bir kavram var: defansif tıp.
Özellikle kadın hastalıkları ve doğum, acil tıp ve cerrahi gibi risk düzeyi yüksek branşlarda malpraktis süreçlerinin yarattığı baskının, hekim davranışlarını etkilediği belirtiliyor. Uzmanlar, dava korkusunun klinik karar mekanizmasına dahil olmasının hem hekim hem hasta açısından yeni sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
⸻
Defansif tıp nedir?
Defansif tıp, hekimin olası bir şikayet ya da dava ihtimaline karşı tıbben zorunlu olmayan ek tetkik istemesi, daha fazla görüntüleme yapması ya da riskli hastayı sevk etmesi şeklinde tanımlanıyor.
Bu yaklaşım iki şekilde ortaya çıkıyor:
• Pozitif defansif yaklaşım: “Ne olur ne olmaz” düşüncesiyle fazladan test ve işlem yapılması.
• Negatif defansif yaklaşım: Komplikasyon riski taşıyan hastadan kaçınma veya sevk zincirini uzatma.
Her iki durumda da temel motivasyonun hukuki riskten korunma olduğu ifade ediliyor.
⸻
Gereksiz tetkik artışı mı?
Uzmanlara göre defansif tıbbın en görünür sonucu, tetkik sayılarındaki artış. Fazladan MR, BT, kan tahlili ya da konsültasyon talebi hem maliyeti yükseltiyor hem de sistemin yükünü artırıyor.
Bu durum:
• Bekleme sürelerini uzatabiliyor
• Gerçekten acil vakaların erişimini zorlaştırabiliyor
• Hastayı gereksiz radyasyon ve yan etki riskiyle karşı karşıya bırakabiliyor
⸻
Sezaryen kararları tartışması
Kadın doğum alanında defansif tıp en çok sezaryen kararları üzerinden tartışılıyor. Klinik gereklilik temel kriter olsa da, bazı değerlendirmelerde hukuki kaygıların karar sürecini etkileyebileceği ifade ediliyor.
Bu noktada uzmanlar, komplikasyon ile malpraktisin birbirine karıştırılmaması gerektiğini vurguluyor. Her olumsuz sonucun tıbbi hata anlamına gelmediğinin altı çiziliyor.
⸻
Riskli hastalar için erişim sorunu
Defansif yaklaşımın bir diğer boyutu, yüksek komplikasyon riski taşıyan hastaların daha sık sevk edilmesi. Bu durum özellikle ileri yaş gebelikler veya ek hastalığı olan bireyler için erişim sorununa yol açabiliyor.
Sevk zincirinin uzaması, tanı ve tedavide gecikme riskini de beraberinde getiriyor.
⸻
Hekimlerde tükenmişlik artışı
Sürekli dava ihtimalini düşünerek çalışmanın mesleki motivasyonu zedelediği belirtiliyor. Hukuki baskı, riskli branşlardan uzaklaşma eğilimini artırabiliyor.
Uzmanlara göre sağlık hizmetinde hem hasta haklarının korunması hem de hekimin adil değerlendirilmesi arasında dengeli bir sistem kurulması gerekiyor. Aksi halde korku merkezli bir tıp pratiği oluşabileceği uyarısı yapılıyor.
⸻
Sonuç
Malpraktis süreçleri sağlık sisteminin bir gerçeği. Ancak dava korkusunun klinik kararların önüne geçmesi, uzun vadede hem hastaya hem sisteme zarar verebilir.
Tıbbın pusulası bilim olmalı.
Hukuki güvence ise o pusulanın kırılmasını engelleyen sağlam bir çerçeve.


