Bugün aynı üniversite, bir listede ilk 300’e girerken başka bir listede 1200’lü sıralara düşebiliyorsa, sorun artık üniversitelerde değil; ölçüm aklında aranmalı.
Sıralama dediğimiz şey gerçekten “ölçüm” mü?
Küresel sıralamalar tarafsız bilimsel ölçümler gibi sunulsa da, gerçekte her biri ideolojik tercihler içeriyor. En belirgin örnekler Times Higher Education (THE) ve QS World University Rankings.
Bu iki sistem, üniversiteyi ölçerken şu örtük varsayımı esas alıyor:
“İyi üniversite, her alanda olan ve herkes tarafından bilinen üniversitedir.”
Bu varsayım, bilimsel bir zorunluluk değil; tarihsel ve kültürel bir kabuldür. Ve bu kabul, tematik üniversiteleri baştan “eksik” ilan eder.
Algı anketleri: Bilimin yerine geçen gölge
THE ve QS’in en sorunlu alanı, algı anketlerine verdiği ağırlık. Akademik itibar, işveren algısı, uluslararası bilinirlik… Bunların büyük bölümü:
-
Ölçülebilir değil
-
Tekrar üreten
-
Eski markaları ödüllendiren
-
Yeni ve tematik yapıları cezalandıran
göstergelerden oluşuyor.
Bir üniversite ne kadar çok makale üretirse üretsin, ne kadar yüksek atıf alırsa alsın; eğer “bilinen” değilse, algı cetvelinde düşük puan alıyor. Bu noktada sıralama, bilimi değil hafızayı ölçüyor.
Tematik üniversiteler neden sistem dışına itiliyor?
Tıp, sağlık, biyomedikal, savunma, tarım gibi alanlarda uzmanlaşmış üniversiteler; klasik çok alanlı üniversite modeline uymaz. Bilinçli olarak uymaz. Çünkü amaçları yayılmak değil, derinleşmektir.
Ancak THE ve QS için:
-
Sosyal bilim yoksa eksi
-
Sanat fakültesi yoksa eksi
-
Geniş kampüs yoksa eksi
-
Uluslararası öğrenci oranı sınırlıysa eksi
Bu yaklaşım şu soruyu gündeme getiriyor:
Üniversiteyi mi ölçüyoruz, yoksa batı merkezli üniversite idealine uyumunu mu?
Bilim nerede daha net görünüyor?
Bu noktada CWTS Leiden Ranking farklı bir yerde duruyor. Leiden, algıyı, itibarı, marka değerini ve kampüs romantizmini dışarıda bırakıyor. Yalnızca şuna bakıyor:
-
Ne kadar yayın?
-
Ne kadar atıf?
-
Hangi alanda?
-
Ne kadar etki?
Sonuç da çarpıcı oluyor:
Tematik üniversiteler, özellikle sağlık ve biyomedikal alanlarında dünya ilk 100’üne giriyor. Çünkü orada ölçülen şey algı değil, çıktı.
O halde sorun nerede?
Sorun üniversitelerde değil. Sorun, sıralamaların şu soruya verdiği cevapta:
-
Bilim üretimi mi daha önemli?
-
Yoksa algı, prestij ve tarihsel marka mı?
THE ve QS ikinciyi tercih ediyor. Bu tercih bilimsel bir zorunluluk değil; politik bir tercihtir. Ve bu tercih, küresel akademik hiyerarşiyi olduğu gibi korumaya hizmet eder.
Sonuç: Terazi eğriyse sonuç da eğridir
Bugün küresel sıralamalar, üniversiteleri yarıştırmaktan çok üniversite tiplerini hiyerarşik olarak sınıflandırıyor. Tematik, kamu hizmeti odaklı ve uygulamalı üniversiteler bu sistemde doğal olarak aşağı itiliyor.
Bu yüzden artık asıl soru şudur:
Küresel üniversite sıralamaları bilimi mi ölçüyor, yoksa algıyı yeniden mi üretiyor?
Cevap netleşiyor:
Bilimi ölçen listeler var.
Algıyı ölçenler de var.
Sorun, ikincisinin “tek gerçek” gibi sunulması.