BİLİM

Kanserde 5 Yıl Sağkalım %70’e Ulaştı

Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 raporu, sağkalımın yükseldiğini ancak yeni tanıların arttığını bildiriyor.

Kanser tanısı alan bireylerin 5 yıl ve daha uzun süre yaşama olasılığı, önceki on yıllara kıyasla belirgin biçimde artmış durumda. 2026 yılına ait güncel kanser istatistikleri, özellikle erken tanı ve tedavi alanındaki ilerlemelerin bu artışta rol oynadığını gösteriyor. Ancak aynı veriler, yeni kanser tanılarının sayısal olarak yükselmeye devam ettiğine de işaret ediyor.

Çalışma, Amerika Birleşik Devletleri genelindeki ulusal kanser kayıtları ve ölüm istatistiklerinden elde edilen verilerin analizine dayanıyor. Araştırma, Amerikan Kanser Derneği (American Cancer Society) bünyesinde görev yapan epidemiyologlar ve halk sağlığı araştırmacıları tarafından yürütülen, gözlemsel ve istatistiksel sürveyans niteliğinde bir değerlendirme olarak yayımlandı.

Rapora göre, tüm kanser türleri birlikte ele alındığında 5 yıllık göreli sağkalım oranı yaklaşık %70 düzeyine ulaşmış durumda. Akciğer, karaciğer ve bazı hematolojik kanserlerde sağkalım oranlarının geçmişe kıyasla belirgin şekilde yükseldiği bildiriliyor. Bu artış, erken evrede tanı konulması, hedefe yönelik tedaviler ve destekleyici bakım olanaklarının gelişmesiyle ilişkilendiriliyor.

Buna karşılık, bazı kanser türlerinde sağkalım artışının sınırlı kaldığı veya durağan seyrettiği belirtiliyor. Özellikle bazı endometriyal kanser alt tipleri ile prostat kanserinde, son yıllarda sağkalım oranlarında anlamlı bir iyileşme gözlenmediği ifade ediliyor. Uzmanlar, bu durumun tarama, korunma ve hasta farkındalığı alanlarında yeni yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu düşündürdüğünü vurguluyor.

Raporda ayrıca, nüfusun yaşlanması, obezite oranlarındaki artış ve bazı çevresel risk faktörlerinin, yeni kanser vakalarının sayısal olarak yükselmesinde etkili olabileceği belirtiliyor. Ancak bu ilişkilerin nedensellik göstermediği, yalnızca epidemiyolojik eğilimleri yansıttığı özellikle not ediliyor.

Bir halk sağlığı uzmanı değerlendirmesinde, “Sağkalım oranlarındaki artış olumlu bir gelişme olmakla birlikte, bu tablo kanser yükünün azaldığı anlamına gelmiyor. Koruyucu sağlık politikaları ve toplumsal eğitim, tedavi kadar önemli olmaya devam ediyor” ifadelerine yer veriliyor.

Araştırmacılar, bu verilerin klinik deney sonuçları değil; geniş nüfus verilerine dayalı gözlemsel analizler olduğunu vurguluyor. Bulguların bireysel hasta prognozu için doğrudan belirleyici olmadığı, yalnızca genel eğilimleri ortaya koyduğu belirtiliyor.