Market raflarında ya da sosyal medyada zaman zaman “kanserle savaşan besin”, “tümör düşmanı yiyecek” veya “kanseri önleyen mucize gıda” gibi iddialarla karşılaşmak mümkün. Brokoli, domates, yaban mersini, yeşil çay ve zerdeçal bu listelerin değişmez üyeleri arasında.

Peki gerçekten bazı yiyeceklerin kanserden koruyucu gücü var mı?

Bilimsel verilerin verdiği cevap, tek bir yiyeceğin peşinden koşmaktan çok daha farklı bir noktaya işaret ediyor: Kanserden koruyan mucize bir besin yok. Önemli olan beslenmenin bütünü.

Kanser riskinin azaltılmasına yönelik uluslararası öneriler, sebze, meyve, tam tahıl ve bakliyat ağırlıklı bir beslenme düzenini öne çıkarırken; işlenmiş etlerin, aşırı işlenmiş gıdaların, şekerli içeceklerin ve alkolün sınırlandırılmasını öneriyor.

“Kanserle savaşan besin” ifadesi neden yanıltıcı olabilir?

Bir besinin laboratuvar ortamında kanser hücrelerinin çoğalmasını yavaşlatması, o yiyeceğin insanlarda kanseri önlediği veya tedavi ettiği anlamına gelmez.

Bu ayrım özellikle zerdeçal, yeşil çay, üzüm ve bazı meyvelerde bulunan bitkisel bileşiklerle ilgili araştırmalarda önem taşıyor.

Laboratuvar çalışmalarında umut verici sonuçlar alınabilse de insan vücudu çok daha karmaşık. Bir yiyeceğin içindeki belirli bir maddenin hücre kültüründe gösterdiği etkiyi, o yiyeceği günlük yaşamda tüketerek aynı düzeyde elde etmek çoğu zaman mümkün değil.

Bu nedenle bilimsel yaklaşım tek tek “süper gıdalardan” ziyade uzun yıllar boyunca sürdürülen genel beslenme düzenine odaklanıyor.

1. Brokoli, lahana ve karnabahar

Brokoli, karnabahar, lahana, Brüksel lahanası ve karalahana aynı sebze ailesinin üyeleri.

Bu sebzeler lifin yanı sıra glukozinolat adı verilen doğal bitki bileşiklerini içeriyor. Sindirim sırasında bu maddeler farklı biyolojik bileşiklere dönüşebiliyor ve bunların hücreler üzerindeki etkileri uzun süredir araştırılıyor.

Laboratuvar çalışmalarındaki sonuçlar dikkat çekici olsa da insanlarda tek başına brokoli veya benzeri bir sebzenin belirli bir kanseri önlediğini söylemek için kanıt yeterli değil.

Buna karşılık bu sebzeleri düzenli olarak tüketmek, sebze çeşitliliğini artıran sağlıklı bir beslenme düzeninin değerli bir parçası.

2. Domates

Domatesin kırmızı renginden büyük ölçüde likopen adı verilen doğal pigment sorumlu.

Likopen güçlü antioksidan özellikleri nedeniyle özellikle prostat kanseriyle ilişkili araştırmaların odağında bulunuyor. Domates tüketimi ile bazı kanserlerin görülme olasılığı arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar bulunmakla birlikte sonuçlar tek başına domatesin koruyucu olduğunu kanıtlamıyor.

İlginç noktalardan biri, likopenin pişirilmiş ve işlenmiş domates ürünlerinden vücut tarafından daha kolay kullanılabilir hale gelebilmesi.

Ancak domates sosunun veya salçanın bir kanser ilacı olmadığı unutulmamalı. Buradaki kazanç, sebzelerden zengin genel beslenme düzeninin parçası olmasından geliyor.

3. Fasulye, mercimek ve nohut

Bakliyatlar kanserden korunmaya yönelik beslenmenin sessiz yıldızlarından biri olabilir.

Ispanaktan Mercimeğe, Et ve Deniz Ürünlerine: Demir İçin Ne Yemeli?
Ispanaktan Mercimeğe, Et ve Deniz Ürünlerine: Demir İçin Ne Yemeli?
İçeriği Görüntüle

Kuru fasulye, mercimek, nohut ve bezelye hem bitkisel protein hem de önemli miktarda lif sağlıyor.

Özellikle lif konusu dikkat çekiyor. Bilimsel kanıtlar, yeterli miktarda lif içeren beslenmenin kolorektal yani kalın bağırsak ve rektum kanseri riskinin azalmasıyla ilişkili olduğunu gösteriyor.

Lif aynı zamanda bağırsak hareketlerini destekliyor ve bağırsak bakterileri tarafından parçalandığında çeşitli kısa zincirli yağ asitlerinin oluşmasına katkıda bulunuyor.

Bu nedenle bakliyatları yalnızca “protein alternatifi” olarak görmek eksik kalıyor.

4. Tam tahıllar

Yulaf, bulgur, tam buğday ekmeği, esmer pirinç ve diğer tam tahıllar rafine edilmiş tahıllara göre daha fazla lif ve çeşitli bitkisel bileşikler içeriyor.

Kanserden korunma konusunda en güçlü beslenme bulgularından biri de burada ortaya çıkıyor.

Dünya Kanser Araştırma Fonu değerlendirmelerine göre tam tahıl tüketiminin kolorektal kanser riskini azalttığına ilişkin güçlü kanıt bulunuyor.

Tam tahılların sağladığı lif ayrıca kilo kontrolüne yardımcı olabilecek daha yüksek tokluk hissine katkıda bulunabilir.

Bu önemli çünkü fazla kilo ve obezite, birçok kanser türü açısından değiştirilebilir risk faktörleri arasında bulunuyor.

5. Koyu yeşil yapraklı sebzeler

Ispanak, pazı, marul ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeler; lif, folat ve karotenoidler dahil olmak üzere çok sayıda besin öğesi ve doğal bitki bileşiği içeriyor.

Ancak burada da “ne kadar çok, o kadar kesin koruma” şeklinde bir denklem kurmak doğru değil.

Asıl amaç tabağı farklı renk ve türlerde sebzelerle çeşitlendirmek.

Tek bir sebzeyi her gün büyük miktarlarda tüketmek yerine farklı sebze ve meyvelerin dönüşümlü olarak sofraya gelmesi, daha geniş bir besin çeşitliliği sağlıyor.

6. Çilek, ahududu ve yaban mersini

Kırmızı, mor ve mavi meyveler antioksidan özellik gösterebilen çeşitli polifenoller ve doğal bitki pigmentleri içeriyor.

Çilek ve ahudududa ellagik asit, yaban mersini gibi koyu renkli meyvelerde ise antosiyaninler dikkat çekiyor.

Bu maddelerin hücresel düzeydeki etkileri yoğun biçimde araştırılıyor.

Ancak laboratuvarda görülen antioksidan veya hücresel etkileri doğrudan “yaban mersini kanseri önler” şeklinde yorumlamak bilimsel olarak doğru değil.

Meyvelerin esas avantajı, sağlıklı ve çeşitli bir beslenme düzeninin parçası olmaları.

7. Üzüm

Özellikle kırmızı ve mor üzüm, resveratrol adı verilen doğal bir bitki bileşiği içeriyor.

Resveratrol antioksidan ve iltihapla ilişkili biyolojik süreçler üzerindeki potansiyel etkileri nedeniyle uzun yıllardır araştırılıyor.

Hücre ve hayvan çalışmalarında ilgi çekici sonuçlar görülmüş olsa da üzüm yemenin veya resveratrol takviyesi kullanmanın insanlarda kanseri önlediğini ya da tedavi ettiğini gösteren yeterli kanıt bulunmuyor.

Üstelik resveratrol içerdiği gerekçesiyle kırmızı şarap tüketmek de doğru bir yaklaşım değil. Alkol tüketiminin çeşitli kanserlerin riskini artırdığı biliniyor.

8. Zerdeçal

Zerdeçalın sarı rengini veren başlıca maddelerden biri kurkumin.

Kurkumin, kanser hücrelerinin büyümesi ve hücresel sinyal mekanizmaları üzerindeki potansiyel etkileri nedeniyle çok sayıda laboratuvar araştırmasına konu oldu.

Fakat laboratuvar bulguları zerdeçalın insanlarda kanseri önlediği veya tedavi ettiği anlamına gelmiyor.

Zerdeçal yemeklerde baharat olarak kullanılabilir ancak kanser tedavisinin alternatifi değildir. Özellikle yoğunlaştırılmış kurkumin takviyeleri, kullanılan ilaçlarla etkileşebileceğinden gelişigüzel kullanılmamalıdır.

Yeşil çay gerçekten koruyor mu?

Yeşil çaydaki kateşin adı verilen doğal bileşikler antioksidan özellikleri nedeniyle uzun süredir araştırılıyor.

Laboratuvar deneylerinde çeşitli olumlu etkiler bildirilmesine rağmen insan çalışmalarından elde edilen sonuçlar bütün kanser türleri için tutarlı değil.

Bu nedenle yeşil çayı “kanseri önleyen içecek” olarak tanımlamak bilimsel kanıtların önüne geçmek olur.

Şekersiz tüketildiğinde sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olabilir ancak tedavi veya koruyucu ilaç gibi görülmemeli.

Asıl önemli olan tabağın bütünü

Kanserden korunma konusunda bilimsel kanıtlar tek bir yiyecekten ziyade genel beslenme modeline dikkat çekiyor.

Sebze, meyve, tam tahıl ve bakliyatların günlük beslenmede ağırlık kazanması; vücudun ihtiyaç duyduğu lif, vitamin, mineral ve çok sayıda doğal bitki bileşiğinin birlikte alınmasını sağlıyor.

Dünya Kanser Araştırma Fonu, günlük beslenmenin önemli bölümünün tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve bakliyatlardan oluşmasını öneriyor. Günlük en az 400 gram farklı türde nişastasız sebze ve meyve ile besinlerden yaklaşık 30 gram lif hedeflenmesi öneriler arasında yer alıyor.

Bu rakamları katı bir günlük matematiğe dönüştürmek yerine tabağın rengini ve çeşitliliğini artırmak daha uygulanabilir bir başlangıç olabilir.

Sadece ne yediğiniz değil, neyi azalttığınız da önemli

Kanser riskini azaltmaya yönelik beslenme yalnızca tabağa sağlıklı yiyecek eklemekten ibaret değil.

İşlenmiş et tüketiminin kolorektal kanserle nedensel ilişkisine dair güçlü bilimsel kanıt bulunuyor. Sucuk, salam, sosis ve benzeri işlenmiş et ürünlerinin mümkün olduğunca sınırlandırılması bu nedenle önem taşıyor.

Kırmızı et tamamen yasaklanmış bir yiyecek değil ancak aşırı tüketilmemesi öneriliyor.

Şekerli içecekler ve enerji yoğunluğu yüksek aşırı işlenmiş yiyecekler de fazla kalori alımını ve kilo artışını kolaylaştırabileceğinden sınırlanması önerilen ürünler arasında.

Alkol konusunda ise kanserden korunma açısından en düşük risk, alkol tüketmemekle ilişkili.

Vitamin hapları yiyeceklerin yerini tutar mı?

Meyve ve sebzelerin içindeki vitaminleri hap halinde almak aynı sonucu vermiyor.

Kanserden korunmak amacıyla yüksek doz vitamin, mineral veya antioksidan takviyesi kullanılması genel olarak önerilmiyor.

Besinlerde yüzlerce farklı biyolojik bileşik birlikte bulunuyor. Sağlık üzerindeki olası yararın tek bir vitamine veya antioksidana indirgenmesi mümkün değil.

Üstelik bazı yüksek doz takviyelerin belirli gruplarda yarar yerine zarar oluşturabileceğini gösteren araştırmalar da bulunuyor.

Bu nedenle ihtiyaç duyulan besin öğelerinin mümkün olduğunca dengeli beslenmeyle karşılanması temel yaklaşım olmalı.

Kanser tanısı alanlar için kurallar değişebilir

Kanserden korunmaya yönelik beslenme önerileri ile aktif kanser tedavisi sırasında uygulanacak beslenme programı aynı şey değildir.

Kemoterapi, radyoterapi veya ameliyat sürecinde iştahsızlık, bulantı, yutma güçlüğü, ağız yaraları, ishal, kabızlık veya istemsiz kilo kaybı görülebilir. Böyle dönemlerde hastanın enerji ve protein ihtiyacı genel toplumdan farklı olabilir.

Bu nedenle kanser tanısı bulunan kişilerin internetten gördükleri kısıtlayıcı diyetleri uygulamaları veya hekimlerinin verdiği tedavinin yerine herhangi bir besini, bitkisel ürünü ya da takviyeyi koymaları ciddi sorunlara yol açabilir.

Sofrada uygulanabilecek basit değişiklikler

Günlük beslenmeyi tamamen değiştirmek yerine küçük adımlarla ilerlemek daha sürdürülebilir olabilir.

Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek tercih etmek, ana öğünlere salata veya sebze eklemek, haftanın bazı günlerinde kuru baklagilleri ana yemek yapmak, tatlı ihtiyacında meyvelere daha sık yer vermek ve işlenmiş et tüketimini azaltmak bunlardan bazıları.

Brokoli de domates de mercimek de yaban mersini de sağlıklı bir sofrada yer bulabilir.

Fakat bilimsel mesaj bundan daha büyük:

Kanserden korunmanın sırrı tek bir “mucize besinde” değil; yıllar boyunca sürdürülebilen sağlıklı beslenme düzeninde, sağlıklı kilonun korunmasında, fiziksel aktivitede, tütünden uzak durmada ve alkol tüketiminin önlenmesinde yatıyor.

KAYNAKLAR

  1. CA: A Cancer Journal for Clinicians – American Cancer Society Guideline for Diet and Physical Activity for Cancer Prevention – Rock CL, Thomson C, Gansler T ve arkadaşları – 2020 – DOI: 10.3322/caac.21591
  2. World Cancer Research Fund / American Institute for Cancer Research – Diet, Nutrition, Physical Activity and Cancer: a Global Perspective, Third Expert Report – 2018
  3. World Cancer Research Fund / American Institute for Cancer Research – Wholegrains, Vegetables and Fruit and the Risk of Cancer – 2018
  4. The Journal of Nutrition – The World Cancer Research Fund/American Institute for Cancer Research Third Expert Report on Diet, Nutrition, Physical Activity, and Cancer: Impact and Future Directions – Clinton SK, Giovannucci EL, Hursting SD – 2020 – DOI: 10.1093/jn/nxz268
  5. World Cancer Research Fund – Cancer Prevention Recommendations – bilimsel kanıt değerlendirmeleri ve beslenme önerileri