Rahat ve güvenli bir ayakkabı seçerken nelere bakılmalı?
Rahat ve güvenli bir ayakkabı seçerken nelere bakılmalı?
İçeriği Görüntüle

Kalabalık bir ortamda konuşmaları ayırt etmekte zorlanmak, televizyonun sesini eskisinden daha fazla açmak veya telefonda sürekli aynı kulağı kullanmak çoğu zaman yaşa ya da gürültüye bağlanıyor. Oysa işitmedeki değişimin arkasında kan şekeri yüksekliği, insülin direnci, obezite, hipertansiyon ve kan yağlarındaki bozukluklar da bulunabilir.

Bilimsel çalışmalar, metabolik sağlığı bozan bu durumlarla işitme kaybı arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor. Ancak tablo tek yönlü ve basit değil. Yaş, genetik özellikler, gürültü, sigara kullanımı, geçirilmiş hastalıklar ve bazı ilaçlar da işitmeyi etkileyebiliyor.

İç kulak neden metabolik değişimlere duyarlı?

Sesleri algılayabilmemiz için iç kulaktaki salyangoz biçimli koklea ve burada bulunan hassas hücrelerin düzenli kan akımına ihtiyacı vardır. Bu hücreler, ses titreşimlerini beyne iletilecek elektrik sinyallerine dönüştürür.

Uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, küçük damarların ve sinirlerin yapısını bozabilir. Damar iç yüzeyindeki işlev kaybı, iltihabi süreçler ve oksidatif stres olarak adlandırılan hücresel hasar da iç kulağın beslenmesini olumsuz etkileyebilir. Kokleadaki hassas hücreler zarar gördüğünde gelişen kayıp çoğunlukla sensörinöral işitme kaybıdır; başka bir ifadeyle sorun, iç kulak ya da işitme siniri düzeyindedir.

Bu mekanizmalar biyolojik açıdan anlamlı olsa da belirli bir kişideki işitme kaybının yalnızca diyabetten veya tansiyondan kaynaklandığını söylemek her zaman mümkün değildir.

Diyabet ve işitme kaybı arasındaki ilişki ne kadar güçlü?

Yirmi sekiz gözlemsel araştırmayı bir araya getiren bir sistematik derleme ve meta-analiz, işitme kaybının diyabet, obezite, hipertansiyon ve metabolik sendromla ilişkili olduğunu bildirdi. İncelenen çalışmalar arasında belirgin farklılıklar bulunmasına rağmen en güçlü ilişkilerden biri diyabet grubunda görüldü.

Metabolik sendrom ise tek bir hastalığı değil; bel çevresinde yağlanma, yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon, yüksek trigliserit ve düşük iyi kolesterol gibi sorunların birlikte bulunmasını anlatır. Bu bileşenlerin sayısı arttıkça damar ve sinir hasarının da ağırlaşabileceği düşünülüyor.

Bununla birlikte bu verilerin önemli bölümü gözlemsel çalışmalardan geliyor. Dolayısıyla metabolik bozuklukların her işitme kaybının doğrudan nedeni olduğu söylenemez. İleri yaş, gürültüye maruz kalma ve sigara gibi ortak risk etkenleri de sonuçları etkileyebilir.

İlk işaret yalnızca sesleri az duymak olmayabilir

İşitme kaybı her zaman çevredeki seslerin birden azalmasıyla başlamaz. Bazı kişiler sessiz bir odada konuşulanları duyabildiği hâlde kalabalıkta sözcükleri ayırt etmekte zorlanır. Bu durum, klasik işitme testinde belirgin kayıp görülmeden de yaşanabilir.

Dikkat edilmesi gereken değişiklikler arasında şunlar yer alır:

Konuşulanları sık sık tekrar ettirme

Kalabalık ortamlarda sözcükleri seçememe

Televizyon veya telefon sesini giderek yükseltme

İnsanların anlaşılmaz ya da mırıldanarak konuştuğunu düşünme

Kulakta çınlama, uğultu veya dolgunluk hissi

Telefonu sürekli aynı kulakta kullanma ihtiyacı

Seslerin geldiği yönü bulmakta zorlanma

Bu yakınmalar kulak kiri, orta kulakta sıvı, enfeksiyon veya başka kulak hastalıklarında da görülebilir. Nedeni ayırt etmek için kulak muayenesi ve işitme testi gerekir.

Zayıflama ve diyabet ilaçlarıyla ilgili bulgular ne söylüyor?

Metabolik hastalıkların yanı sıra bu hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçların işitme üzerindeki olası etkileri de araştırılıyor. Özellikle GLP-1 reseptör agonistleri ve SGLT2 inhibitörleri hakkında yeni çalışmalar bulunuyor.

Yirmi dokuz randomize klinik araştırmadaki 145 bin 895 katılımcının verilerini inceleyen bir ağ meta-analizinde, liksisenatid ile haftada 6 miligram efpeglenatid kullanılan gruplarda kontrol gruplarına göre daha fazla işitme kaybı olayı bildirildi. İncelenen diğer GLP-1 grubu ilaçlar ve SGLT2 inhibitörleri için anlamlı bir risk artışı saptanmadı.

Bu bulgu, söz konusu iki ilacın kesin olarak işitme kaybına yol açtığını kanıtlamıyor. İşitme kaybı araştırmaların ana hedefi değildi, olay sayıları düşüktü ve sonuçların farklı çalışmalarla doğrulanması gerekiyor. Ayrıca efpeglenatid birçok ülkede rutin kullanımda bulunan bir ilaç değil.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gönüllü yan etki bildirimlerini inceleyen ayrı bir araştırmada ise bazı GLP-1 ilaçlarıyla kulak çınlaması ve işitmeyle ilgili bildirimler arasında güvenlik sinyalleri görüldü. Bu tür veri tabanları, bildirimin gerçekten ilaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığını göstermez. Aynı şikâyet hastalığın kendisinden, başka bir ilaçtan veya eşlik eden sağlık sorunlarından doğmuş olabilir.

Hızlı kilo kaybı kulakta farklı bir soruna neden olabilir

Kısa sürede belirgin miktarda kilo verilmesi, orta kulak ile boğaz arasında uzanan Östaki tüpünün çevresindeki yağ dokusunu azaltabilir. Tüp normalden fazla açık kaldığında kişi kendi sesini, nefesini veya nabzını kulak içinde aşırı yüksek ve yankılı duyabilir.

Bu durum doğrudan iç kulak hücrelerinin kaybı anlamına gelmez. Yine de çınlama, tıkanıklık, yankı ya da kişinin kendi sesini olağan dışı yüksek duyması başladığında kulak burun boğaz değerlendirmesi gerekir.

İlaç kendiliğinden bırakılmamalı

Diyabet veya obezite tedavisi sırasında yeni bir işitme sorunu gelişmesi, ilacın doğrudan sorumlu olduğu anlamına gelmez. Kullanılan bütün ilaçlar, doz değişiklikleri, kilo verme hızı, kan şekeri seyri, gürültü öyküsü ve eşlik eden hastalıklar birlikte değerlendirilmelidir.

Reçeteli bir ilacı hekim görüşü olmadan kesmek veya dozunu değiştirmek, kan şekerinin yükselmesi ve tedavinin aksaması gibi daha ciddi sonuçlara yol açabilir. Yeni başlayan çınlama, baş dönmesi, kulakta dolgunluk veya işitme azalması tedaviyi düzenleyen hekime bildirilmeli; gerekli görülürse kulak burun boğaz uzmanına başvurulmalıdır.

İşitme sağlığını korumak için neler yapılabilir?

Kan şekeri, tansiyon ve kan yağlarının hedef aralıkta tutulması genel damar ve sinir sağlığını destekler. Bunun işitme kaybını kesin olarak önlediği söylenemese de metabolik risklerin yönetilmesi, iç kulağı etkileyebilecek damar hasarını azaltmaya yardımcı olabilir.

Sigara kullanmamak, yüksek sesli ortamlarda kulak koruyucu kullanmak ve kulaklık sesini güvenli düzeyde tutmak da önemlidir. İşitme güçlüğü fark edildiğinde yıllarca beklemek yerine odyolojik değerlendirme yaptırmak, kaybın derecesinin ve türünün belirlenmesini sağlar.

Diyabeti bulunan kişilerde tek tip bir işitme taraması programı üzerinde tam görüş birliği yoktur. Buna rağmen konuşmaları ayırt etme güçlüğü, çınlama veya sesleri daha az duyma gibi yakınmalar varsa işitme testi geciktirilmemelidir.

Ani işitme kaybında beklenmemeli

Bir kulakta birkaç saat ya da birkaç gün içinde belirgin işitme azalması, özellikle çınlama, kulakta dolgunluk veya baş dönmesiyle birlikteyse acil değerlendirme gerektirir. Kulak kiri varmış gibi hissedilmesi bu olasılığı dışlamaz.

Ani sensörinöral işitme kaybında tedavinin erken başlanması sonucu etkileyebileceğinden, kişinin aynı gün sağlık kuruluşuna başvurması gerekir. Randevu beklemek veya şikâyetin kendiliğinden geçmesini izlemek zaman kaybına yol açabilir.

KAYNAKLAR
1. Revista Médica de Chile – Association between Metabolic Syndrome and Risk of Hearing Loss: a Systematic Review and Meta-analysis – María Victoria Díaz-Franco ve çalışma arkadaşları – 2023 – DOI: 10.4067/s0034-98872023000901125
2. Pharmaceuticals – Risk of Hearing Loss in Patients Treated with Exendin-4 Derivatives: A Network Meta-Analysis of Glucagon-like Peptide-1 Receptor Agonists and Sodium-Glucose Cotransporter 2 Inhibitors – Jiann-Jy Chen ve çalışma arkadaşları – 2025 – DOI: 10.3390/ph18050735
3. The Laryngoscope – Otolaryngologic Side Effects of GLP-1 Receptor Agonists – Faizaan I. Khan ve çalışma arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1002/lary.32061
4. Otolaryngology–Head and Neck Surgery – Clinical Practice Guideline: Sudden Hearing Loss (Update) – Sujana S. Chandrasekhar ve çalışma arkadaşları – 2019 – DOI: 10.1177/0194599819859885
5. Dünya Sağlık Örgütü – World Report on Hearing – 2021