Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, genç kadınlarda bazı kanser türlerinin görülme sıklığında dikkat çekici bir artış yaşandığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu artış özellikle hormonlara duyarlı dokuları etkileyen kanser türlerinde daha belirgin seyrediyor.
Meme, rahim (endometrium), yumurtalık ve tiroit gibi dokular; östrojen, progesteron, tiroit hormonları ve insülin gibi hormonların dengeli çalışmasına bağlı olarak işlev görüyor. Bu hormonal dengenin uzun yıllar boyunca bozulması, hücresel düzeyde kontrolsüz çoğalmaya zemin hazırlayabiliyor.
Araştırmalarda öne çıkan en güçlü risk faktörlerinden biri ise yüksek vücut yağ oranı. Yağ dokusunun östrojen üretimine katkı sağlaması nedeniyle, obezitenin özellikle meme ve rahim kanseri riskini artırabildiği biliniyor. Uzmanlar bu nedenle sağlıklı kilonun korunmasının kanserden korunmada önemli bir rol oynadığını vurguluyor.
Kadınlarda doğurganlıkla ilgili faktörler de risk değerlendirmesinde dikkate alınıyor. Erken yaşta gebelik ve gebelik sırasında artan progesteron hormonunun, özellikle meme ve yumurtalık kanserine karşı uzun vadeli koruyucu etki sağlayabileceğine dair güçlü bilimsel veriler bulunuyor. Buna karşılık ileri yaşta doğum ve düşük gebelik sayısı bazı kanser türleri için risk artışıyla ilişkilendirilebiliyor.
Uzmanlar ayrıca çevresel faktörlere de dikkat çekiyor. Günlük yaşamda maruz kalınan bazı kimyasal maddelerin hormonal sistem üzerinde etkileri olabileceği, bu konunun halen yoğun biçimde araştırıldığı ifade ediliyor. Ancak bu alanda kesin neden-sonuç ilişkilerinin henüz netleşmediği vurgulanıyor.
Bilim insanları, genç yaşta görülen kanserlerdeki artışın tek bir nedene bağlanamayacağını; kilo artışı, hormonal değişimler, yaşam tarzı ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığını belirtiyor. Uzmanlar düzenli sağlık kontrolleri, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve kilo kontrolünün önemine dikkat çekerek, bireysel riskler konusunda hekim görüşü alınmasını öneriyor.





