BİLİM

Evde Sürekli Bağırma Çocuk Beynini Nasıl Etkiliyor? Beyin Tehdit Altında Olabilir

Nörogörüntüleme çalışmalarına göre, ev içi sürekli bağırma ve çatışma ortamı çocukların stresle ilişkili beyin bölgelerinde kalıcı hassasiyetle bağlantılı olabilir.

Çocukların maruz kaldığı ev içi bağırma, sert tartışma ve sürekli çatışma ortamlarının beyin gelişimi üzerinde etkileri olabileceğine dair bilimsel bulgular artıyor. Nörogörüntüleme temelli araştırmalar, bu tür ortamlarda büyüyen çocuklarda beynin tehdit algısıyla ilişkili bölgelerinde belirgin bir hassasiyet görülebileceğini ortaya koyuyor.

İngiltere’de yürütülen ve çocuk gelişimi ile beyin görüntüleme alanında sık atıf alan çalışmalarda, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) yöntemi kullanılarak çocukların beyin yapıları incelendi. Çalışmalar, özellikle amigdala olarak bilinen ve korku, stres ve tehdit algısıyla ilişkili bölgenin, yüksek çatışmalı ev ortamlarında daha yoğun tepki verebildiğini gösterdi.

Araştırmalarda elde edilen bulgulara göre, bu çocuklarda beynin çevresel uyaranları “potansiyel tehlike” olarak algılama eğilimi artabiliyor. Bilim insanları, bu durumun kısa vadede dikkat sorunları, uzun vadede ise kaygı ve stresle ilişkili belirtilerle bağlantılı olabileceğini belirtiyor. Ancak bu değişimlerin her çocukta aynı düzeyde ortaya çıkmadığı, bireysel dayanıklılık ve sosyal destek gibi faktörlerin sonucu etkileyebildiği vurgulanıyor.

Çalışmaların önemli bir bölümü, University College London bünyesindeki araştırma grupları tarafından yürütüldü ve Child Development, Development and Psychopathology gibi hakemli dergilerde yayımlandı. Alanın temel referanslarından biri olan bu çalışmalarda, uzunlamasına gözlem ve nörogörüntüleme yöntemleri birlikte kullanıldı. Bazı makalelerde bildirilen bulgular, DOI numaralarıyla kayıt altına alınmış olup, çocukluk çağı stresinin beyin devreleri üzerindeki etkisini inceleyen literatürde sıkça atıf almaktadır.

Uzmanlar, elde edilen sonuçların ev içi bağırmanın “tek başına” travma anlamına geldiğini göstermediğini özellikle vurguluyor. Bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanı, “Bu bulgular neden–sonuç ilişkisini kesin olarak kanıtlamaz; daha çok uzun süreli stresle beyin işlevleri arasındaki ilişkiye işaret eder” değerlendirmesinde bulunuyor.

Araştırmacılar ayrıca, söz konusu çalışmaların büyük bölümünün gözlemsel ve deneysel olmayan nitelikte olduğunu, bu nedenle sonuçların temkinli yorumlanması gerektiğini belirtiyor. Bulgular, klinik tanı koymak amacıyla değil; çocuk gelişiminde sağlıklı iletişim ortamlarının önemini bilimsel çerçevede anlamaya katkı sunmak amacıyla değerlendiriliyor.