Dünya, sessiz ama derin bir nüfus krizine doğru hızla ilerliyor. 2024–2025 dönemine ilişkin güncel doğurganlık tahminleri, birçok büyük ekonominin 2,1’lik nüfus yenilenme eşiğinin çok altına düştüğünü gösteriyor. Uzmanlara göre bu tablo, yalnızca demografik bir sorun değil; ekonomik, sosyal ve siyasi sonuçları olan varoluşsal bir kırılma anlamına geliyor.

Açıklanan verilere göre tablo çarpıcı:
• Güney Kore: 0,72 – Kritik eşik
• Çin: 1,00 – Kritik
• Tayvan: 1,11 – Kritik
• Polonya: 1,10 – Kritik
• İspanya: 1,19 – Kritik
• Japonya: 1,20 – Kritik
• İtalya: 1,21 – Kritik
• Almanya: 1,35 – Ağır risk
• Rusya: 1,37 – Ciddi risk
• Türkiye: 1,48 – Uyarı seviyesi
• Birleşik Krallık: 1,49 – Uyarı
• ABD: 1,62 – Uyarı

Uzmanlar, bu düşüşün geçici bir dalgalanma olmadığını, aksine yapısal bir kırılmaya işaret ettiğini belirtiyor. Mevcut eğilimler devam ederse, önümüzdeki on yıllarda dünya şu sonuçlarla karşı karşıya kalabilir:
• 📉 Nüfus çöküşü ve demografik daralma
• 👴 Çalışan nüfusun yaşlı nüfusu taşıyamaması
• 🛠️ İşgücü açığı ve üretim kaybı
• 🏦 Sosyal güvenlik ve emeklilik sistemlerinin sürdürülemez hâle gelmesi
• 🏘️ Boşalan şehirler, terk edilen bölgeler

Demografi uzmanlarına göre bu tablo, yalnızca bireysel tercihlerin sonucu değil. Yüksek yaşam maliyetleri, konut krizi, güvencesiz istihdam, çocuk bakımının pahalı ve erişilemez olması gibi faktörler doğurganlığı doğrudan etkiliyor. Kültürel dönüşüm ve şehir yaşamının baskısı da bu süreci hızlandırıyor.

Bilim İnsanları Uyardı: Dünya Çok Uzak Bir Gelecekte Yaşanamaz Hale Gelecek
Bilim İnsanları Uyardı: Dünya Çok Uzak Bir Gelecekte Yaşanamaz Hale Gelecek
İçeriği Görüntüle

Uzmanlar, hükümetlerin artık doğurganlık meselesini ikincil bir sosyal politika başlığı olarak değil, ulusal güvenlik ve ekonomik sürdürülebilirlik meselesi olarak ele alması gerektiğini vurguluyor. Çocuk bakım desteği, konut reformları, doğrudan mali teşvikler ve aile yaşamını destekleyen yapısal düzenlemelerin ertelenmesi hâlinde, birçok ülke geri dönüşü zor bir yola girebilir.

Bu tabloya ilişkin yapılan değerlendirmelerde ortak vurgu net:
Bu isteğe bağlı bir tercih değil, insanlığın geleceğini ilgilendiren bir zorunluluk.