Bazen bir insanın yüzünde ansızın bir şimşek çakar. Bir saniye önce konuşan, gülen, çayını yudumlayan kişi birden durur. Eli yanağına gider. Yüz kasları kasılır. Gözler kapanır.

Sanki görünmeyen bir bıçak sinirlerin içinden geçip gitmiştir. Ağrı birkaç saniye sürer, bazen bir dakika… Sonra aynı hızla kaybolur. Ama bıraktığı korku kalır.

Halk arasında delirten hastalık olarak tanımlanan trigeminal nevralji tam da böyle bir ağrıdır. Tıbbın içinde yıllardır bilinen ama toplumun çoğu zaman fark etmediği bir yüz ağrısı. Çoğu kişi bunu diş ağrısı sanır. Hatta aylarca, bazen yıllarca diş hekimleri arasında dolaşır. Çekilen dişler olur, yapılan dolgular olur. Ama ağrı geçmez. Çünkü mesele diş değildir. Mesele yüzün en büyük siniridir.

Trigeminal sinir, yüzün hissini taşıyan ana hattır. Alından çeneye kadar uzanan geniş bir bölgeyi kontrol eder. Bu sinirde ortaya çıkan bir hassasiyet ya da bası, hastanın tarif etmekte zorlandığı bir ağrıya yol açar. Hastalar çoğu zaman aynı cümleyi kurar: “Elektrik çarpıyor gibi.”

Gerçekten de ağrının karakteri böyledir. Bir anda gelen, keskin, delici, sarsıcı bir ağrı. Saniyeler içinde kaybolur ama gün içinde defalarca tekrar edebilir. Yüzün bir tarafında görülür. Çene, yanak, dudak, diş etleri… Hatta bazen konuşmak bile ağrıyı başlatabilir.

İlginç olan, en basit temasların bile atağı tetikleyebilmesidir. Yüz yıkamak, diş fırçalamak, sakal tıraşı olmak, hatta rüzgârın yanağa değmesi… Bunlar sağlıklı bir insan için fark edilmeyecek şeylerdir. Trigeminal nevraljisi olan biri için ise ağrının kapısını açan küçük bir anahtar olabilir.

Bu yüzden hastaların önemli bir kısmı yemek yemekten bile çekinir hale gelir. Konuşmayı azaltır. Yüzünü yıkamaktan korkar. Ağrının ne zaman geleceği bilinmez. O belirsizlik insanı yorar.

Tanı çoğu zaman hastanın anlattığı hikâyede saklıdır. Bir nörolojik muayene yapılır. Ağrının dağılımına bakılır. Beyin görüntülemeleriyle sinire baskı yapan bir damar, tümör ya da başka bir neden olup olmadığı araştırılır. Çünkü bazen bu ağrı, sinirin yanında seyreden bir damarın sürekli temasından kaynaklanabilir.

Tedavide ilk adım çoğu zaman ilaçtır. Sinirin aşırı uyarılmasını azaltan bazı ilaçlar hastaların büyük bölümünde ağrıyı kontrol altına alabilir. Ama her hasta bu şansı yakalayamaz. İlaçların yetersiz kaldığı durumlarda beyin ve sinir cerrahisi devreye girer.

Cerrahi yöntemler arasında en bilinenlerden biri mikrovasküler dekompresyon olarak adlandırılan girişimdir. Amaç, sinire baskı yapan damarı sinirden ayırmaktır. Uygun hastalarda oldukça etkili sonuçlar alınabilir. Bunun dışında radyocerrahi ve bazı girişimsel yöntemler de seçenekler arasında yer alır.

Trigeminal nevraljinin en büyük sorunu ise çoğu zaman yanlış anlaşılmasıdır. Yüz ağrısı denince akla ilk gelen diş olur. Bu yüzden hastalar aylarca, hatta yıllarca yanlış kapıları çalabilir. Oysa bazı ağrılar vardır ki dişten değil sinirden gelir.

Yüzde aniden gelen, elektrik çarpması gibi kısa ama şiddetli ağrılar varsa… Özellikle aynı bölgede tekrar ediyorsa… Diş tedavileri işe yaramıyorsa… İşte o noktada trigeminal nevraljiyi düşünmek gerekir.

Çünkü bazen sorun dişte değil, sinirin derinlerinde saklıdır. Ve o küçük sinir, insan hayatını beklenmedik biçimde zorlaştırabilir. Ama doğru tanı konulduğunda, o yıldırım gibi ağrıların söndürülmesi de mümkündür.