Aksaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevdet Erdöl, yaptığı değerlendirmede, çocukları koruma iradesinin güçlü olduğunu ancak bu iradenin sahada daha etkili ve caydırıcı araçlarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
“Sokaklar Çocuklardan Alınmamalı”
Prof. Dr. Erdöl, Atlas Çağlayan, Mattia Ahmet Minguzzi, Alperen Ömer Toprak ve Hakan Çakır gibi isimlerin artık yalnızca bireysel trajediler değil, sistemin dikkatle ele alması gereken uyarı işaretleri hâline geldiğini belirtti. Erdöl, “Bu çocukların önemli bir kısmı suçun asli faili değil, suça itilen ve çoğu zaman istismar edilen mağdurlardır. Devletin temel yaklaşımı elbette çocuğu korumaktır. Ancak uygulamadaki bazı boşluklar, çocukları suça sürükleyen yetişkinlerin daha rahat hareket edebilmesine zemin hazırlayabilmektedir. Burada sorun koruma anlayışının kendisi değil, bu anlayışın kötüye kullanılabilmesidir” ifadelerini kullandı.

Devlet Kararlılığı ve Uluslararası Deneyimler
Prof. Dr. Erdöl, dünyadaki uygulamaların birebir kopyalanmasını savunmadıklarını, ancak uluslararası tecrübelerden ders çıkarılmasının önem taşıdığını ifade etti. Bu kapsamda El Salvador örneğini hatırlatarak, sert güvenlik politikalarının tartışmalı yönleri bulunsa da devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi ve organize suç yapılarının dağıtılması açısından dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu söyledi.
“Her ülkenin kendi toplumsal dokusu vardır. Ancak ortak gerçek şudur: Devlet, özellikle çocukları kullanan ve suça sürükleyen organize yapılar karşısında tereddütsüz bir kararlılık sergilemek zorundadır.”
Caydırıcılık Odaklı Uygulamalar
Prof. Dr. Erdöl, birçok ülkede çocukları suça sürükleyen yapılarla mücadelede hukukun hem koruyucu hem de caydırıcı yönünün birlikte işletildiğini belirterek şu örnekleri paylaştı:
• Singapur’da sıfır tolerans yaklaşımıyla suç oluşmadan önce güçlü önleme mekanizmaları devreye alınıyor.
• Japonya’da disiplin, toplumsal denetim ve erken müdahale sayesinde suçun normalleşmesine izin verilmiyor.
• Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı eyaletlerde, ağır suçlara karışan 16–17 yaş grubundaki failler yetişkin mahkemelerinde yargılanarak caydırıcılık sağlanmaya çalışılıyor.
Bu uygulamaların amacının cezalandırmayı yüceltmek değil, suçu cazip olmaktan çıkarmak olduğunun altını çizdi.
“Kavram Kutsallaştırılmamalı”
Prof. Dr. Erdöl, “suça sürüklenen çocuk” kavramının çocukları korumak için geliştirildiğini, ancak mutlak ve tartışılmaz bir alana dönüştürülmesinin riskler barındırdığını vurguladı. “Çocuğu korumak başka bir şeydir, suçu ve suç ağlarını görmezden gelmek başka bir şeydir” diyen Erdöl, çocukları suça iten, yönlendiren ve kullanan yetişkinler için çok daha net ve caydırıcı yaptırımların zorunlu olduğunu ifade etti.
Devletin Koruyucu İradesi Tartışma Konusu Değildir
Bu tartışmanın hiçbir aşamasında devletin suçluyu koruduğu ya da suça göz yumduğu gibi bir anlam çıkarılamayacağını vurgulayan Erdöl, Türkiye Cumhuriyeti’nin çocukları korumayı anayasal bir sorumluluk olarak gören güçlü bir devlet olduğunu belirtti. Güvenlikten eğitime, sosyal politikalardan adalete kadar çok boyutlu bir mücadele yürütüldüğünü ifade eden Erdöl, burada dile getirilen hususun devlet iradesinin zayıflığı değil; bu güçlü iradenin, sahadaki yeni suç biçimlerine ve çocukları istismar eden organize yapılara karşı daha güncel, daha net ve daha caydırıcı araçlarla desteklenmesi gereği olduğunu söyledi. Amaçlarının devleti eleştirmek değil, çocukların hayatını koruyan hukuk zırhını daha da sağlamlaştırmak olduğunu vurguladı.
“Merhamet ile Caydırıcılık Birlikte Yürümeli”
Prof. Dr. Erdöl, çözümün yalnızca cezaevleriyle sınırlı olmadığını; aile yapısının güçlendirilmesi, okul ortamlarının güvenli hâle getirilmesi ve sokak denetiminin artırılmasıyla bütüncül bir yaklaşım gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Bu mesele duygusal reflekslerle değil, kararlı ve akılcı politikalarla ele alınmalıdır. Çocukları korumak için merhamet kadar caydırıcılığa da ihtiyaç vardır. Hukuk sistemi, çocukları suça sürükleyenlerin cesaret bulduğu değil, çocukların kendini güvende hissettiği bir yapıya kavuşturulmalıdır.”
Yetkililerin, artan çocuk suçları ve genç ölümleri karşısında, Türkiye’nin kendi toplumsal yapısına uygun, koruyucu olduğu kadar caydırıcı yönü de güçlü yasal ve yapısal düzenlemeleri gündeme almasının önemine dikkat çekiliyor.


