İnce belli bardaktan yükselen buhar, kahvenin ilk yudumu, çorbanın daha ocaktan yeni inmiş hali… Birçok kişi için yiyecek ve içecek ne kadar sıcaksa o kadar güzel. Hatta dilimizi hafifçe yakacak sıcaklık bazen “tam kıvamında” kabul ediliyor.

Ancak yemek borusu açısından durum farklı olabilir.

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, 65 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda tüketilen çok sıcak içecekleri “insanlar için muhtemelen kanserojen” olarak sınıflandırıyor. Buradaki önemli ayrıntı ise çayın, kahvenin veya başka bir içeceğin kendisinden ziyade tüketildiği sıcaklık.

Bilimsel kanıtlar özellikle çok sıcak içeceklerin uzun yıllar ve düzenli biçimde tüketilmesi ile yemek borusunun en sık görülen kanser türlerinden biri olan skuamöz hücreli karsinom arasında ilişki bulunduğuna işaret ediyor.

Çok sıcak içecek yemek borusunu nasıl etkileyebilir?

Ağızdan mideye uzanan yemek borusunun iç yüzeyi hassas bir hücre tabakasıyla kaplıdır. Çok sıcak sıvı bu yüzeyle doğrudan temas eder.

Araştırmacıların üzerinde durduğu temel mekanizma tekrarlayan termal hasar, yani ısıya bağlı doku zedelenmesidir.

Çok yüksek sıcaklıktaki içeceklerin tekrar tekrar tüketilmesi yemek borusunun iç yüzeyinde hasara yol açabilir. Vücut bu hasarı onarmaya çalışır. Bu sürecin yıllarca tekrarlanmasının kanser gelişimine zemin hazırlayabilecek biyolojik değişikliklere katkıda bulunabileceği düşünülüyor.

Ancak bunu “sıcak bir bardak çay içtim, kanser olacağım” şeklinde yorumlamak doğru değil.

Kanser gelişimi tek bir yudumla açıklanabilecek bir süreç değildir. Burada tartışılan konu, çok sıcak içeceklerin alışkanlık halinde ve uzun süre tüketilmesidir.

Kritik sınır 65 derece mi?

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı değerlendirmesinde 65 derecenin üzerindeki içecekleri “çok sıcak” olarak tanımlıyor.

Bu sıcaklıktaki içeceklerin tüketilmesi, insanlar için muhtemelen kanserojen anlamına gelen Grup 2A kategorisinde değerlendiriliyor.

Bu sınıflandırma önemli bir ayrıntı içeriyor: 65 derece, altında hiçbir risk bulunmadığını gösteren kesin bir “güvenlik sınırı” değildir.

Nitekim İran’da gerçekleştirilen geniş kapsamlı bir araştırmada daha düşük sıcaklıklarda da dikkat çekici sonuçlar elde edildi.

50 binden fazla kişinin çay alışkanlığı incelendi

International Journal of Cancer’da yayımlanan Golestan Kohort Çalışması, bu konudaki önemli araştırmalardan biri.

Araştırmada 40 ile 75 yaş arasındaki 50 bin 45 kişinin çay içme alışkanlıkları incelendi ve içtikleri çayın sıcaklığı başlangıçta objektif olarak ölçüldü.

Katılımcılar yaklaşık 10 yıl takip edildi.

Araştırma süresince 317 kişide yemek borusunun skuamöz hücreli kanseri gelişti.

Sonuçlarda 60 derece ve üzerindeki çayı tüketenlerde, 60 derecenin altında tüketenlere kıyasla bu kanser türünün daha yüksek görülmesiyle ilişki saptandı.

Çayını “çok sıcak” içtiğini söyleyenlerde de risk daha yüksek bulundu. Ayrıca çayın bardağa dökülmesinden sonra daha kısa süre bekleyen kişilerde riskin arttığı görüldü.

Bununla birlikte çalışma gözlemsel nitelikteydi. Dolayısıyla sonuçlar önemli bir ilişki gösterse de tek başına her birey için doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurmaya yeterli değildir.

Çayın kendisi mi, sıcaklığı mı?

Göz Sağlığını Destekleyen 10 Besin: Sofranızda Bunlara Yer Açın
Göz Sağlığını Destekleyen 10 Besin: Sofranızda Bunlara Yer Açın
İçeriği Görüntüle

Buradaki en önemli ayrımlardan biri bu.

Uluslararası değerlendirmelerde kahvenin veya çayın sırf kendisi nedeniyle bu risk kategorisine yerleştirilmesi söz konusu değil. Dikkat çekilen unsur, içeceğin aşırı sıcak tüketilmesi.

Başka bir ifadeyle mesele fincandaki içeceğin adı değil, yemek borusuna ulaştığı sıcaklık.

Bu nedenle aynı yaklaşım yalnızca çay ve kahve için değil, aşırı sıcak tüketilen diğer içecekler ve yiyecekler açısından da önem taşıyabilir.

“Birkaç dakika beklemek yeterli” denebilir mi?

Çayı veya kahveyi hazırladıktan sonra biraz soğumasını beklemek mantıklı ve uygulanabilir bir önlem.

Ancak herkese uygulanabilecek kesin bir “3 dakika bekleyin” veya “5 dakika bekleyin” kuralı vermek bilimsel açıdan doğru olmaz.

İçeceğin başlangıç sıcaklığı, bardağın büyüklüğü ve malzemesi, ortam sıcaklığı, içeceğin miktarı ve süt ya da su eklenmesi soğuma süresini değiştirebilir.

Bu nedenle en basit yaklaşım, içeceği ağzı veya boğazı yakacak kadar sıcak tüketmemektir.

Çayın ya da kahvenin birkaç dakika soğumasına izin vermek, daha geniş bir kaba aktarmak veya tercihe göre bir miktar daha soğuk sıvı eklemek sıcaklığın düşmesine yardımcı olabilir.

“Dilim yanmıyorsa sorun yok” demek doğru mu?

Ağız içindeki sıcaklık hissi kişiden kişiye değişebilir. İnsanlar zaman içinde sıcak içeceklere alışabilir ve başkasına çok sıcak gelen bir içeceği rahatlıkla tüketebilir.

Bu nedenle yalnızca kişisel sıcaklık algısını kesin bir termometre gibi değerlendirmek doğru değildir.

Özellikle içeceği içerken ağızda belirgin yanma hissi oluşuyorsa veya içebilmek için sürekli üfleme ve küçük yudumlarla bekleme ihtiyacı duyuluyorsa biraz daha soğumasını beklemek basit bir önlem olabilir.

Baharatlı yiyeceklerle aynı şey değil

Acı biber yediğimizde ağızda güçlü bir yanma hissi oluşabilir. Ancak bu his ile çok sıcak bir sıvının oluşturduğu fiziksel ısı hasarı aynı şey değildir.

Acı biberdeki kapsaisin adlı madde ağızdaki sıcaklık ve ağrı reseptörlerini uyarır. Bu nedenle beyin “yanma” hissi algılar.

Mevcut bilimsel kanıtlar, baharatlı yiyecek tüketimini çok sıcak içeceklerde olduğu şekilde yemek borusu kanseri için kabul edilmiş bağımsız bir risk faktörü olarak göstermiyor.

Bununla birlikte çok baharatlı yiyecekler bazı kişilerde reflü veya mide-bağırsak yakınmalarını artırabilir.

Soğuk su yemek borusu kanseri yapar mı?

Soğuk suyun yemek borusu kanserine yol açtığını gösteren güvenilir bilimsel kanıt bulunmuyor.

Dolayısıyla “çok sıcak zararlıysa çok soğuk da aynı şekilde kanser yapar” şeklinde bir denge kurmak bilimsel açıdan doğru değil.

Aşırı sıcak içeceklerle ilgili kaygının temelinde tekrarlayan termal hasar bulunuyor.

Süt ve sütlü içecekler riskli mi?

Süt ürünlerinin tüketilmesi, çok sıcak içeceklerle ilgili değerlendirmedeki gibi yemek borusu kanseri için kabul edilmiş bir risk faktörü değildir.

Burada da sıcaklık ile içeceğin içeriğini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Örneğin kahveye soğuk süt eklemek içeceğin sıcaklığını düşürebilir. Fakat buradan “süt yemek borusu kanserinden korur” şeklinde kesin bir sonuç çıkarmak da doğru olmaz.

Beslenme ile kanser arasındaki ilişkiler tek bir gıdaya indirgenemeyecek kadar karmaşıktır.

Reflü ile çok sıcak içecek aynı risk mekanizması değil

Yemek borusu kanseri tek bir hastalık biçiminden oluşmaz.

Çok sıcak içeceklerle ilgili bilimsel değerlendirmeler özellikle skuamöz hücreli karsinom üzerinde yoğunlaşıyor.

Uzun süreli gastroözofageal reflü hastalığı ise yemek borusunun başka bir kanser türü olan adenokarsinom açısından önemli bir risk faktörüdür.

Reflüde mide içeriği düzenli olarak yemek borusuna geri kaçar. Uzun yıllar devam eden reflü bazı kişilerde yemek borusunun alt bölümündeki hücrelerin değişmesine ve Barrett özofagusu adı verilen duruma yol açabilir. Barrett özofagusu bulunan kişilerde adenokarsinom riski yükselir.

Bu nedenle uzun süredir devam eden ve sık tekrarlayan reflü yakınmalarının değerlendirilmesi önemlidir.

Yemek borusu kanserinde tek risk sıcak içecekler değil

Çok sıcak içecekler risk tablosunun yalnızca bir parçasıdır.

Yemek borusu kanserinin türüne göre risk faktörleri değişebilmekle birlikte özellikle sigara kullanımı ve alkol tüketimi, skuamöz hücreli yemek borusu kanseri açısından önemli risk faktörleri arasındadır.

Adenokarsinom açısından ise uzun süreli reflü, Barrett özofagusu ve obezite gibi faktörler önem taşır.

Bu nedenle kanser riskini yalnızca çayın sıcaklığına indirgemek yanıltıcı olur.

Hangi belirtiler önemsenmeli?

Çok sıcak çay veya kahve içiyor olmak tek başına kanser belirtisi değildir. Ancak yemek borusuyla ilgili bazı yakınmalar uzun süre devam ediyorsa değerlendirilmesi gerekir.

Özellikle giderek artan yutma güçlüğü, yiyeceklerin boğazda veya göğüste takıldığı hissi, yutarken ağrı, açıklanamayan kilo kaybı, sürekli göğüs arkasında rahatsızlık, tekrarlayan kusma veya sindirim sistemi kanamasını düşündürebilecek belirtiler göz ardı edilmemelidir.

Bu belirtilerin çok daha sık görülen ve kanser dışındaki nedenleri de vardır. Ancak özellikle kalıcı veya ilerleyici olmaları durumunda sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir.

Çayı ve kahveyi bırakmak gerekiyor mu?

Mevcut kanıtların söylediği bu değil.

Amaç çayı veya kahveyi hayatınızdan çıkarmak değil, aşırı sıcak tüketme alışkanlığından kaçınmak.

İçeceğin biraz soğumasını beklemek günlük yaşamda uygulanabilecek oldukça basit bir davranış değişikliğidir.

Çayın tadı birkaç dakika bekleyebilir. Yemek borusunun ise her gün yeniden sınanmasına gerek yok.

KAYNAKLAR

  1. International Agency for Research on Cancer – IARC Monographs on the Evaluation of Carcinogenic Risks to Humans, Volume 116: Drinking Coffee, Mate, and Very Hot Beverages – 2018.
  2. The Lancet Oncology – Carcinogenicity of drinking coffee, mate, and very hot beverages – Loomis D, Guyton KZ, Grosse Y, Lauby-Secretan B, El Ghissassi F, Bouvard V ve diğerleri – 2016 – DOI: 10.1016/S1470-2045(16)30239-X
  3. International Journal of Cancer – A prospective study of tea drinking temperature and risk of esophageal squamous cell carcinoma – Islami F, Poustchi H, Pourshams A ve diğerleri – 2020 – DOI: 10.1002/ijc.32220
  4. International Journal of Cancer – High-temperature beverages and foods and esophageal cancer risk: A systematic review – Islami F, Boffetta P, Ren JS, Pedoeim L, Khatib D, Kamangar F – 2009 – DOI: 10.1002/ijc.24445
  5. British Journal of Cancer – A very-hot food and beverage thermal exposure index and esophageal cancer risk in Malawi and Tanzania: findings from the ESCCAPE case-control studies – Masukume G ve diğerleri – 2022 – DOI: 10.1038/s41416-022-01890-8
  6. Aliment Pharmacol Ther – Meta-analysis: the association of oesophageal adenocarcinoma with symptoms of gastro-oesophageal reflux – Rubenstein JH, Taylor JB – 2010 – DOI: 10.1111/j.1365-2036.2010.04471.x