Batı dünyası yıllarca sağlık sistemlerini vitrinde tuttu. Güçlü ekonomi, yüksek teknoloji, köklü kurumlar, uzun ömür. Fakat vitrin parlarken koridorlar karardı. Bugün Kanada’dan İngiltere’ye, Avustralya’dan başka birçok gelişmiş ülkeye kadar ortak şikâyet aynı cümlede düğümleniyor: Hastaya zamanında ulaşılamıyor. Bu artık sadece konfor sorunu değil, doğrudan hasta güvenliği sorunu.

En sert örneklerden biri Kanada’nın Manitoba eyaletinden geldi. Eyaletin hasta güvenliği sayfasında yayımlanan kritik olay raporlarında, bakıma erişimde gecikme, tedavide gecikme, kötüleşen hastaya sistemin geç yanıt vermesi ve üst düzey bakıma zamanında geçilememesi gibi nedenlerle ölümle sonuçlanan vakalar yer aldı. Winnipeg Free Press’in aktardığı tabloya göre, yalnızca 2025’in ilk altı aylık döneminde raporlanan kritik olaylar arasında gecikmelerle bağlantılı beş ölüm bulunuyordu. Bu, “bekleme süresi” denilen şeyin bazen takvim değil hayat meselesi olduğunu çıplak biçimde gösterdi.

İngiltere’de de manzara iç açıcı değil. NHS England verilerine göre Nisan 2025 sonu itibarıyla tedavi için bekleyenlerin oluşturduğu toplam bekleme sayısı 7,39 milyon oldu. Nuffield Trust ise Ocak 2026’da 12 saati aşan acil servis beklemelerinin 71 bini geçtiğini ve bunun acil kabul edilen hastalar içinde çok ciddi bir paya ulaştığını belirtiyor. Yani İngiltere’de sorun artık tek tek aksama değil, sistemik tıkanma. BMJ’de yayımlanan analiz de 2025 yazında İngiltere’de uzun acil servis beklemeleriyle bağlantılı 800’ü aşkın ölüm tahminine işaret etti.

Avustralya’da ise başka bir alarm ışığı yanıyor: ambulans ramping. Yani ambulansın hastayı hastane kapısına getirdiği halde, içeride yer ve personel bulunamadığı için teslim edememesi. Avustralya Tıp Birliği’nin 2025 raporu, birçok eyalette bu sorunun kalıcı hale geldiğini vurgularken, Australian Institute of Health and Welfare verileri de acil servis bekleme baskısının sürdüğünü gösteriyor. Güney Avustralya’daki acil hekimleri birliği de bazı günlerde acil serviste yatak bekleyen hasta sayısının, servisin fiziksel kapasitesini fiilen tükettiğini anlattı. Ambulansın geldiği ama sistemin hastayı devralamadığı bir düzene başarı hikâyesi demek kolay değil.

İşte tam bu noktada Türkiye’nin neden ayrıştığı daha net görülüyor. OECD’nin 2025 Türkiye değerlendirmesine göre ülkede nüfusun yüzde 99’u temel sağlık hizmetleri kapsamı içinde. Daha da önemlisi, sağlık hizmetine erişemediğini söyleyenlerin oranı yüzde 1,2. Aynı gösterge OECD ortalamasında yüzde 3,4, Kanada’da ise yüzde 9,1 seviyesinde. Bu fark tek başına bile çok şey anlatıyor. Çünkü sağlık sisteminin gerçek testi, en parlak sunumlarda değil, ihtiyaç anında vatandaşın kapıdan içeri girip giremediğinde saklıdır. Türkiye bu sınavda hâlâ güçlü bir kamu refleksi sergiliyor.

Otizm nedir? İlk belirtiler, teşhis süreci ve güncel tedavi seçenekleri
Otizm nedir? İlk belirtiler, teşhis süreci ve güncel tedavi seçenekleri
İçeriği Görüntüle

Türkiye’nin avantajı yalnızca sigorta kapsamı değil. Sağlık hizmeti, aile hekimliğinden devlet hastanesine, eğitim ve araştırma hastanesinden şehir hastanelerine uzanan geniş bir ağ içinde sunuluyor. HealthTürkiye’nin resmî sistem özetine göre ülkede halen 21 şehir hastanesi aktif hizmet veriyor ve toplam sayının 33’e çıkarılması planlanıyor. Bu model her tartışmanın dışında değil elbette, ancak büyük hasta yükünü emen, yüksek yoğunluğu yöneten ve kritik branşları aynı kampüste toplayan bir kapasite inşa ettiği de inkâr edilemez.

Burada kimse masal anlatmıyor. Türkiye’nin hekim ve hemşire sayısı OECD ortalamasının altında. Memnuniyet oranlarında da arzu edilen seviyenin üstünde değil. OECD’nin aynı raporu bunu açıkça söylüyor. Fakat işin çarpıcı yanı tam da burada: Türkiye, daha sınırlı kaynaklara rağmen sağlık hizmetine erişimde çok daha kapsayıcı bir tablo sunabiliyor. Yani Batı’nın bazı ülkeleri daha zengin ama daha yavaş; Türkiye ise daha sınırlı imkânlarla daha temaslı ve daha ulaşılabilir bir model üretmiş durumda. Bu da küçümsenecek bir başarı değil.

Sonuç açık. Kanada’da gecikmeler ölümle anılıyor. İngiltere’de kuyruk milyonlara dayanıyor. Avustralya’da ambulanslar hastane kapısında bekliyor. Batı’nın yıllarca kusursuzmuş gibi pazarlanan sağlık sistemleri artık ciddi bir yıpranma döneminden geçiyor. Türkiye’nin problemi yok demek gerçekçi olmaz. Ama vatandaşın sağlık hizmetine erişimi söz konusu olduğunda, Türkiye’nin hâlâ çok sayıda gelişmiş ülkeye göre daha canlı, daha temaslı ve daha ayakta bir sistem refleksi gösterdiği görülüyor. Bugün övülmesi gereken şey tam da budur: kapıyı kapatmayan, gecikmeyi kaderleştirmeyen ve hastayı sistemin dışında bırakmamaya çalışan bir sağlık düzeni.