EĞİTİM

Aynı Üniversiteler, Dört Küresel Sıralama, Dört Farklı Hikâye

Dünyanın önde gelen üniversite sıralamaları açıklandığında ortaya çıkan tablo, yalnızca rekabeti değil, metodolojik bir bilmeceyi de gözler önüne seriyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ). Aynı üniversite, farklı sıralamalarda adeta farklı kimliklerle karşımıza çıkıyor.

SBÜ’nün sıralama karnesi

Academic Ranking of World Universities (Shanghai):

  • Genel sıralama: 601–700 bandı

  • Türkiye’de 2. sıra

CWTS Leiden Ranking:

  • Dünya genel sıralaması: 302.

  • Türkiye’de 1. sıra

  • Biyomedikal ve Sağlık alanı: Dünyada 84.

Times Higher Education (THE):

  • Genel sıralama: 1201–1500 bandı

  • Tıp ve Sağlık alanı: 801–1000 bandı

Bu tabloyu ilk kez gören biri için soru kaçınılmaz: Aynı üniversite nasıl olur da bir listede 1200’lerdeyken, diğerinde ilk 300’e, hatta alanında ilk 100’e girebilir?

“Tuhaflık” mı, yöntem farkı mı?

Bu durum bir hata ya da çelişkiden çok, sıralamaların neyi ölçtüğüyle ilgili. Her liste, üniversiteyi farklı bir mercekle inceliyor.

  • Shanghai, Nobel, Fields, yüksek atıflı araştırmacılar ve Nature–Science yayınları gibi elit ve seçici ölçütlere odaklanıyor.

  • Leiden ise yalnızca bilimsel yayın ve atıf performansına, yani ölçülebilir üretime bakıyor; algıyı, marka değerini ve öğrenci memnuniyetini bilinçli olarak dışarıda bırakıyor.

  • THE, öğretim kalitesi anketleri, uluslararası görünürlük, sanayi geliri ve akademik itibar gibi algı ve denge temelli göstergelere büyük ağırlık veriyor.

Sonuçta SBÜ gibi uygulamalı, sağlık ve biyomedikal üretimi çok güçlü, ancak fakülte çeşitliliği ya da anket temelli “itibar” başlıklarında daha sınırlı kalan üniversiteler; Leiden ve Shanghai’da parlıyor, THE’de ise geri sıralara düşebiliyor.

THE ve QS tematik üniversitelere neden haksız?

Bu noktada tabloyu yalnızca “yöntem farkı” diyerek geçmek eksik kalıyor. Çünkü THE ile birlikte QS World University Rankings (QS), tematik üniversiteleri yapısal olarak dezavantajlı kılan bir varsayımla hareket ediyor:

“İyi üniversite, her alanda var olandır.”

Oysa tematik üniversiteler, özellikle tıp ve sağlık alanında, her alanda olmamayı bilinçli olarak seçer. Derinliği yaygınlığa tercih eder.

THE ve QS metodolojilerinde bu tercihi cezalandıran üç temel unsur öne çıkıyor:

Algı anketleri bilimi gölgede bırakıyor.
Akademik itibar ve işveren algısı gibi göstergeler, ölçülebilir bilimsel üretimin önüne geçiyor. Bu durum, genç ya da tematik üniversiteleri baştan geriye düşürüyor; tarihsel marka hafızası güçlü kurumları ödüllendiriyor.

Alan çeşitliliği kalite göstergesi gibi sunuluyor.
Sosyal bilimlerden sanata kadar geniş yelpazeye sahip üniversiteler puan toplarken; yalnızca tıp, sağlık ve biyomedikal alana odaklanan kurumlar “eksik profil” muamelesi görüyor. Bu yaklaşım, niteliği değil kapsamı ödüllendiriyor.

Klinik ve kamu temelli üretim doğru ölçülmüyor.
Hastaneler, klinikler, saha hizmetleri ve kamu sağlığına dayalı üretim; sanayi geliri, patent ya da spin-off metriklerine tam yansımıyor. Oysa tematik sağlık üniversitelerinin asıl etkisi, raporlarda değil toplum sağlığında ortaya çıkıyor.

Sorun üniversitede mi, terazide mi?

Bu tablo yalnızca SBÜ’ye özgü değil. Türkiye’den ve dünyadan pek çok tematik üniversite, araştırma üretiminde üst ligde, ancak algı odaklı sıralamalarda alt bantlarda yer alıyor. Bu da şu soruyu kaçınılmaz kılıyor:

  • Üniversiteleri gerçekten bilimsel katkılarına göre mi,

  • Yoksa marka, algı ve tarihsel prestije göre mi sıralıyoruz?

Leiden verileri, SBÜ’nün biyomedikal ve sağlık alanında dünyanın ilk 100 üniversitesi arasında yer aldığını gösterirken, THE ve QS tabloları bambaşka bir hikâye anlatıyor. Aynı üniversite, aynı akademisyenler, aynı yayınlar… Değişen yalnızca ölçüm cetveli. 📐

Okuyucu için kritik not

Bu nedenle üniversite sıralamalarına bakarken tek bir listeye yaslanmak, bilimsel gerçeğin yalnızca bir yüzünü görmek anlamına geliyor. Özellikle sağlık, tıp ve biyomedikal gibi alanlarda, yayın ve atıf temelli sıralamalar, üniversitelerin gerçek üretim gücünü çok daha net ortaya koyuyor.

SBÜ örneği, aslında daha büyük bir gerçeği fısıldıyor:

Üniversiteler değişmiyor; onlara bakma biçimimiz değişiyor.