Yönetici Körlüğü Davranışı

Bazı körlükler gözle ilgili değildir; makamla, alışkanlıkla, konforla ilgilidir. Yönetici körlüğü dediğimiz şey de tam burada başlar.

Uzun yıllar aynı koltukta oturan, yetki alanı genişledikçe insanlara olan mesafesi fark etmeden açılan yöneticinin, bir süre sonra kendi ekibini seçemez hale gelmesi… Kimin geliştiğini, kimin yerinde saydığını ayırt edememesi… Doğru insanı doğru yerde konumlandırma sorumluluğu bulanıklaşınca, yönetimin en temel damarı da yavaş yavaş tıkanır. Bu tıkanma bir anda olmaz; sessiz ilerler, çoğu zaman fark edilmez.

Başlangıçta her şey yolunda görünür. İşler aksıyor gibi değildir, kararlar alınır, süreçler devam eder. Fakat zaman ilerledikçe, yöneticinin bakışı daralmaya başlar. Artık çalışanların bireysel çabaları seçilemez olur. Kendini geliştiren ile yerinde sayan arasındaki fark silikleşir. Hatta bazen en çok çabalayanlar, görünmezliğin içinde kaybolur. Yönetici, gelişimi değil durağanlığı normal kabul etmeye başlar. Bu kabul hali, fark edilmeden kurumsal bir alışkanlığa dönüşür.

İşletmeler dediğimiz yapılar, yerel, ulusal ve küresel düzeyde toplumla sürekli temas halinde olan sosyal varlıklardır. İçlerinde yer alan bireylerin düşünce biçimi, kurumun dış dünyaya bakışını belirler. Bu bakış canlı kaldığı sürece, işletme çevresindeki değişimleri okuyabilir. Fırsatları yakalayabilir, riskleri önceden sezebilir. Ancak bakış daraldığında, dış dünya ile kurulan bağ zayıflar. İşletme, içinde bulunduğu çevreyi değerlendirme yetisini kaybetmeye başlar. Zamanla bir tür içe kapanma hali oluşur.

Bu noktada ortaya çıkan durum, çoğu zaman “işletme körlüğü” ya da “yönetim miyopluğu” olarak adlandırılır. Uzağı görememek gibi anlatılır ama mesele yalnızca uzak değildir; bazen en yakındaki aksaklık bile fark edilmez. Günlük iş akışında küçük bozulmalar başlar. Rutin süreçler içinde ortaya çıkan düzensizlikler sıradanlaşır. Kimse bu aksaklıkları sorgulamaz, çünkü işler görünürde devam ediyordur. Oysa bu görünürdeki düzen, içeride biriken sorunları gizleyen bir örtüye dönüşür.

İşletme körlüğü tam da burada kendini hissettirir. İş akışını farkında olmadan bozan, sistemi yavaşlatan, verimliliği düşüren bir durumdur bu. Negatif bir etkisi vardır ama çoğu zaman adı konulmaz. Yönetim, bulunduğu durumu yeterli görmeye başlar. Değişim ihtiyacı hissedilmez. Çevredeki dönüşümler ya geç fark edilir ya da hiç algılanmaz. Bu kayıtsızlık hali, zamanla kurumun reflekslerini köreltir.

Yöneticinin etrafında oluşan onay çemberi bu süreci hızlandırır. Her kararın doğru kabul edildiği, her uygulamanın sorgusuz benimsendiği bir ortamda, gerçek geri bildirim ortadan kalkar. Farklı sesler sustukça, tek bir bakış açısı hâkim olur. Bu tek sesli yapı, yöneticinin hatalarını görmesini zorlaştırır. Zamanla yönetici, kendi doğrularının dışına çıkamaz hale gelir. Bu da körlüğü derinleştirir.

Bir süre sonra sorun sadece stratejik hatalarla sınırlı kalmaz. En basit gündelik problemler bile çözülemez hale gelir. Oysa dışarıdan bakan biri için bu sorunlar son derece açıktır. Hatalı uygulamalar, eksik süreçler, aksayan mekanizmalar ilk bakışta fark edilebilir. Ancak işletme içindeki kişiler için aynı şey geçerli değildir. İş yoğunluğu, alışkanlıklar ve tekrar eden süreçler, bir tür perde oluşturur. Bu perde aralanmadıkça, gerçeklik net bir şekilde görülemez.

İlginç olan, bu körlüğün sadece kâr amacı güden işletmelerle sınırlı kalmamasıdır. Aynı durum, kâr amacı gütmeyen örgütlerde de kendini gösterebilir. Çünkü mesele yapının türü değil, bakışın niteliğidir. İnsan unsuru nerede varsa, bu körlük ihtimali de oradadır. Kurumun amacı ne olursa olsun, iç dinamikler zamanla aynı tuzağa düşebilir.

Farklı çalışmalarda bu durum farklı isimlerle anılır. Kimi “kör nokta” der, kimi “dar vizyon” diye tarif eder. Bazıları ise daha doğrudan ifade eder; işletme körlüğü. İsimler değişse de tablo aynıdır. Görülmesi gerekenin görülmemesi, fark edilmesi gerekenin fark edilmemesi… Ve bunun zamanla normalleşmesi.

En tehlikeli olan da budur zaten. Körlüğün fark edilmemesi. Çünkü fark edilmeyen bir sorun, çözülmez. Aksine, kök salar. Kurumun her alanına yayılır. Karar alma süreçlerinden insan yönetimine kadar her şeyi etkiler. Ve bir noktadan sonra, işletme kendi gerçekliğini kaybeder.

Oysa çoğu zaman sorun çok karmaşık değildir. Her şey gözün önündedir. Eksikler, hatalar, aksayan yönler… Hepsi oradadır. Fakat bakış körelmiştir. Görmek için sadece bakmak yetmez; fark etmek gerekir. Yönetici körlüğü tam da bu farkın kaybolduğu yerde başlar ve sessizce büyür.