Yas, çoğu zaman sevilen bir kişinin ölümüyle ortaya çıkar; ancak yalnızca ölümle sınırlı değildir. Her türlü kayıp yaşantısından sonra görülebilen, duygusal, bilişsel, davranışsal, bedensel ve toplumsal değişimlerle belirlenen karmaşık bir insanlık tecrübesidir. Evrenseldir, kaçınılmazdır ve herkesin hayatında bir şekilde karşısına çıkar.
Bu ağır yaşantıdan kimi insanlar kendilerini, başkalarını ve hayatı daha derinden kavrayarak çıkabilir. Fakat bazıları için süreç böyle işlemez. Yas ya hiç başlayamaz ya da başladığı yerde donup kalır. Böyle durumlarda artık sıradan bir matemden değil, profesyonel müdahale gerektirebilecek bir ruhsal tablodan söz etmek gerekir.
Ne Zaman Müdahale Gerekir?
Yas, insan için zorlu ama doğal bir süreçtir. Bununla birlikte bazı durumlarda bedensel ve ruhsal belirtilerle seyreden bir kriz haline dönüşebilir. Süreç gecikebilir, abartılı hale gelebilir, çarpıtılabilir ya da hiç görünür biçimde yaşanmayabilir. Bu tür tablolar psikiyatri literatüründe “tamamlanmamış”, “çözümlenmemiş”, “komplike” ya da “patolojik” yas olarak tanımlanır.
Modern psikiyatrik yaklaşım, özellikle yas tepkisinin depresyondan ayrılması üzerinde durur ve yas sürecinde yaşananlara karşı görece esnek bir tutum önerir. Ancak bu esneklik, yolunda gitmeyen yas süreçlerini görmezden gelmek anlamına gelmez. Çünkü her ne kadar yas insani, kaçınılmaz ve çoğu zaman normal bir süreç olsa da, bazen yeni ruhsal sorunlara zemin hazırlayan açık bir yara gibi dikkatle izlenmesi gerekir. Süreç komplike hale gelmişse, çoğu zaman müdahale ihtiyacı da doğmuştur.
Komplike Yasın İki Temel Biçimi
Patolojik yas üzerine yapılan çalışmalarda en yaygın sınıflandırma, bu tabloyu iki ana başlık altında toplar: gecikmiş yas tepkisi ve çarpıtılmış yas tepkisi.
Gecikmiş Yas
Kişi bir kayıp yaşamış olmasına rağmen beklenen yas tepkisini veremiyor, tepkiler çok geç başlıyor ya da süreç ağır ve yavaş ilerliyorsa buna gecikmiş yas tepkisi denir. Bu durumda kişi dışarıdan bakıldığında olağan dışı davranışlar sergilemeyebilir; fakat yas, zamanında ve olması gerektiği biçimde işlenememiştir.
Çarpıtılmış Yas
Çarpıtılmış yas tepkisinde ise olağan yas sürecinin yerini beklenmedik ve alışılmadık davranışlar alır. Kişi beklenenden fazla hareketli olabilir; kaybettiği kişinin ölmeden önceki yakınmalarını taklit edebilir; aynı rahatsızlıkları yaşadığını düşünebilir. Psikosomatik belirtiler geliştirebilir, insan ilişkilerinde ciddi bozulmalar yaşayabilir, bazı kişilere karşı yoğun düşmanlık besleyebilir ya da öfkesini bastırmak için duygusal olarak robotlaşmış bir görünüm sergileyebilir. Toplumsal ilişkilerde yetersizlik, ekonomik ve sosyal alanda kendine zarar verici davranışlar da tabloya eklenebilir.
Ağır bir kayıp yaşayan kişide bu tür belirtiler görülüyorsa, yakın çevresinin bunun artık normal yas sınırlarını aşmış olabileceğini fark etmesi önemlidir. Gerekirse profesyonel yardım alınmalıdır.
Yas Depresyona Benzer, Ama Depresyon Değildir
Yas süreci doğası gereği depresyona benzer özellikler taşır. Komplike yas tablosunda bu benzerlik daha da belirgin hale gelir. Oysa depresyon, yalnızca bir ruh hali değil; çağdaş psikiyatrinin iyi tanımladığı, beynin işleyişini de etkileyen bir hastalık tablosudur. Bu nedenle yasın depresif görünümü ile klinik depresyonu birbirinden ayırmak büyük önem taşır.
Ne var ki bu ayrım her zaman kolay değildir. Konunun uzmanları bile bazen hangi tablonun normal yas, hangisinin komplike yas, hangisinin depresyon olduğu konusunda güçlük yaşayabilir. Çünkü her üç durumda da ortak belirtiler vardır: keder, hayattan zevk alamama, sosyal geri çekilme, bedensel yakınmalar, suçluluk duyguları ve ruhsal çöküntü bunların başında gelir.
Hem yas yaşayan kişide hem komplike yasta hem de depresyonda arkadaşlardan uzaklaşma, dini ilgilerin azalması, özgüven kaybı, suçluluk hisleri ve çeşitli bedensel ağrılar görülebilir. Ancak doğru ayrım yapılabildiğinde hangi kişiye nasıl bir yardım sunulması gerektiği de netleşir.
Normal yasta çoğu zaman yakın çevrenin desteği, kişinin süreci sağlıklı biçimde tamamlaması için yeterlidir. Komplike yasta ise süreç doğal seyrinden çıkmış ve profesyonel destek gerektirir hale gelmiştir. Depresyonda ise işin içine doğrudan biyolojik bir bozulma da girdiği için psikiyatrik değerlendirme ve tedavi şart hale gelir.
Yasın Depresyona Dönüştüğünü Düşündüren Belirtiler
Günümüz psikiyatrisi, kültürel farklılıkları da dikkate alarak kayıptan sonraki ilk iki ay içinde kesin tanı koyma konusunda ihtiyatlı davranır. Ancak bu süreden sonra belirtiler hâlâ devam ediyorsa ve özellikle belirli işaretler ortaya çıkmışsa, depresyon ihtimali ciddiyetle değerlendirilmelidir.
Şu belirtiler dikkat çekicidir:
1. Aşırı ve gerçeklikle uyumsuz suçluluk
Kişinin yalnızca ölüm anında yaptığı ya da yapmadığı şeylerle ilgili değil, bunun ötesinde ve abartılı biçimde kendini suçlaması.
2. Ölüm düşüncelerinin yoğunlaşması
“Keşke ben de ölseydim” duygusunun ötesine geçen, belirgin ölüm arzusu ya da kendine yönelik yok olma düşünceleri.
3. Değersizlik düşüncelerine saplanma
Kişinin kendisini tümden değersiz görmesi ve bu düşüncelerle hastalık derecesinde meşgul olması.
4. Belirgin ruhsal ve bedensel yavaşlama
Konuşmanın, düşünmenin, hareketlerin ve genel yaşamsal ritmin gözle görülür biçimde yavaşlaması.
5. İşlevsellikte kalıcı bozulma
Toplumsal ve mesleki hayatın uzun süreli ve belirgin biçimde aksaması.
6. Yasla açıklanamayacak varsanılar
Ölen kişinin sesini kısa süreli duyar gibi olma ya da yüzünü anlık görür gibi olmanın ötesine geçen; olayla ilgisiz işitsel ve görsel halüsinasyonlar yaşama.
Yas tutan kişide aşırı suçluluk, derin değersizlik duygusu, uzun süreli işlev kaybı, belirgin yavaşlama ve intihar düşünceleri varsa, artık sürecin depresyon yönüne kaydığı düşünülmelidir. Böyle bir durumda hem yakın çevrenin hem de değerlendirme yapan uzmanın gecikmeden harekete geçmesi gerekir.
Bitmeyen Yas: Sonsuz Matem
Bazı insanlar kayıp sonrasında depresyona girmeseler bile yas sürecinden çıkamazlar. Matem uzar, derinleşir ve sanki sonsuza kadar sürecekmiş gibi bir hal alır. Bu tabloyu “bitmeyen yas” ya da “sonsuz matem” olarak düşünebiliriz.
Bu kişiler, kaybettikleri insanla olan ilişkilerini zihinlerinde tekrar tekrar gözden geçirir, çözüme ulaşmaya çalışır ama bir türlü sonuca varamazlar. Zihinleri sürekli kayıpla meşgul olduğu için acıları tazeliğini korur. Kaybı kabullenemez, kaderlerine rıza gösteremezler. Komplike olmamış bir yas çoğu zaman bir iki yıl içinde sönümlenmeye başlarken, bitmeyen yasta belirtiler yıllarca sürebilir.
Yasa Gömülmek
Bitmeyen yas yaşayanların hepsi aynı ağırlıkta değildir. Kimileri adeta yasa gömülür. Bu kişiler, kaybettikleri insanla aralarındaki sınırı sağlıklı biçimde kuramaz. Psikiyatrist Prof. Dr. Vamık Volkan’ın dikkat çektiği üzere, bazen kişi kaybettiği kişinin hem sevdiği hem de nefret ettiği yönlerini kendi benliğine taşır. Öfkesini kendine yöneltir, suçlulukla yaşar ve sürekli depresif bir görünüm sergiler.
Bu durum ağır bir ruhsal yük oluşturur. Ancak yine de sık görülen bir tablo değildir. Sürekli yas yaşayanların yalnızca küçük bir kısmı bu kadar derin bir gömülme yaşar.
İç Dünyaya Gizlenen Yas
Bitmeyen yasın bir başka biçimi daha vardır: dışarıdan bakıldığında her şey yolundaymış gibi görünen, fakat iç dünyada hâlâ devam eden yas.
Bu kişiler meslek hayatlarını sürdürebilir, sosyal ilişkilerini koruyabilir, hatta yeniden evlenmiş ve mutlu görünüyor olabilirler. Fakat iç dünyaları dikkatle incelendiğinde enerjilerinin, düşüncelerinin ve duygusal bağlarının bir kısmının hâlâ kaybettikleri kişide asılı kaldığı anlaşılır.
Vamık Volkan, bu tür durumlarda bazı işaretlere dikkat çeker: ölen kişiden söz ederken şimdiki zaman kullanmak, evin bir köşesini ona adanmış bir alana dönüştürmek, ruh çağırma ya da reenkarnasyon gibi konulara yoğun ilgi duymak, dil sürçmeleri yaşamak ya da kaybedilen kişiyle içsel bir konuşmayı sürdürmek bunlardan bazılarıdır. Kişi bilinçdışı düzeyde kaybı geri döndürmek, ölenle yeniden birleşmek ister gibidir.
Normal yas sürecinde de kişi kaybettiği kimseyi rüyasında görebilir, onu yanında hissedebilir. Ancak bu yaşantılar zamanla seyrekleşir ve sönümlenir. Bitmeyen yasta ise bu içsel bağ çözülmeden kalır. Kişi, kaybettiği insanın iç dünyasındaki temsiliyle ayrışamaz.
Sonuç: Yasın Doğallığını Korumak, Tehlikesini Görmek
Yas, insan hayatının en doğal ama en ağır sınavlarından biridir. Her yas acıdır; fakat her acı hastalık değildir. Asıl mesele, yasın doğal akışı ile komplikasyon geliştiren tabloları birbirinden ayırabilmektir.
Yakın çevrenin desteği çoğu zaman iyileştiricidir. Ancak süreç uzuyor, kişi işlevini kaybediyor, derin suçluluk ve değersizlik içine gömülüyor, ölüm düşünceleri belirginleşiyor ya da yas bir türlü sönümlenmiyorsa, artık bu tabloyu sadece “zamanla geçer” diyerek bırakmak doğru değildir.
Yas saygı ister. Ama bazen yalnızca saygı yetmez; dikkat, farkındalık ve zamanında profesyonel yardım da gerekir.