Uzungöl’de Manzaranın Gölgesinde Büyüyen İhmal

Bir gölün kıyısında yaşanan her ölüm, suyun derinliğini değil; ihmalin sınırlarını gösterir.

Bazı ölümler kader diye anlatılır. Oysa bazı ölümler, uzun zamandır yazılmayı bekleyen bir raporun son cümlesidir. Uzungöl’de göle düşen çantasını almak isterken yaşamını yitiren 23 yaşındaki genç turistin ardından aklıma ilk gelen şey suyun soğukluğu olmadı. Aynı yerde daha önce yaşananlar geldi. Çünkü tekrarlayan bir acı artık tesadüf değildir.

İnsan beyni güzel manzaraların içinde tehlikeyi olduğundan küçük algılar. Psikologlar buna “risk normalleşmesi” der. Ahşap yürüyüş yolları, kartpostallık bir göl, fotoğraf çeken insanlar… Böyle bir atmosferde kimse birkaç adım sonrasında ölüm ihtimalini düşünerek yürümez. Tam da bu yüzden güvenlik, ziyaretçinin dikkatine bırakılamaz. Güvenlik, görünmeyen ama hissedilen bir kamu hizmetidir.

Yıllar önce Avrupa’da bir şehir plancısının şu cümlesini not etmiştim: “İyi tasarlanmış bir kent, insanlardan kahraman olmalarını istemez.” Bu cümle yalnızca şehirler için değil, turizm alanları için de geçerlidir. İnsan hata yapar. Ayağı kayar. Dengesini kaybeder. Panikler. Çantasını almak ister. Bir yakınının peşinden suya atlar. Kamu yönetiminin görevi, insanın hiç hata yapmayacağını varsaymak değil; hata yaptığında bedelinin ölüm olmamasını sağlamaktır.

Hastanelerin acil servislerinde çalışan hekimler bilir. Birçok travmanın ortak cümlesi şudur: “Bir anlık bir şey oldu.” O “bir an”, aslında yıllarca alınmayan önlemlerin biriktiği zamandır. O yüzden olay yerindeki birkaç dakikayı konuşurken, geride kalan yılları görmezden gelemeyiz.

Uzungöl yalnızca Trabzon’un değil, Türkiye’nin vitrinlerinden biri. Milyonlarca insanın ziyaret ettiği bir destinasyonda güçlü korkuluklar, erişilebilir can simitleri, suya düşme riskinin yüksek olduğu noktalarda fiziksel bariyerler, çok dilli uyarılar ve eğitimli güvenlik personeli lüks değildir. Bunlar turizm yatırımı da değildir. Bunlar doğrudan insan hayatına yapılan yatırımdır.

İşin ekonomik tarafı da var. Güven veren destinasyonlar turist çeker; sürekli acı haberlerle anılan destinasyonlar ise insanların zihninde görünmez bir mesafe oluşturur. Bir ülkenin turizm markası yalnızca doğal güzelliklerle değil, ziyaretçisini ne kadar koruyabildiğiyle de ölçülür.

Her acı olaydan sonra aynı cümleleri kuruyoruz. Başsağlığı diliyoruz, soruşturma bekliyoruz, birkaç gün konuşuyoruz. Sonra göl yeniden sessizleşiyor. Sessizleşen yalnızca su oluyor; eksik kalan tedbirler değil.

Belki de mesele Uzungöl değildir.

Mesele, bizde önlemin hâlâ felaketlerden sonra akla gelmesi; hayatın ise hep bir adım geriden korunmaya çalışılmasıdır.

Çünkü bir ülkenin medeniyeti, en güzel manzarasını nasıl pazarladığıyla değil, o manzaradan herkesin sağ salim evine dönebilmesini nasıl sağladığıyla ölçülür.