Ürolojide Yapay Zekâ: Değişen Teknoloji, Değişmeyen Hekimlik

“Yapay zekâ” sözünü son dönemlerde siz de çok sık duyar oldunuz değil mi? Halbuki bu söz daha birkaç yıl öncesine kadar kulağımıza biraz uzak, hatta biraz da ürkütücü geliyordu. Daha çok filmlerde ya da teknoloji sayfalarında karşımıza çıkıyordu. Bugün ise farkında olsak da olmasak da bu kavram yavaş yavaş hastanelerin koridorlarına, poliklinik odalarına ve hatta ameliyathanelere girmiş durumda.
Üroloji gibi hem tanı koymanın hem de karar vermenin incelik gerektirdiği bir tıp alanda yapay zekanın ne iş yapar? Aslında mesele oldukça basit: Yapay zekâ burada karar veren değil, karar verirken hekimin omzuna dokunan bir yardımcı rolünde. Son sözü söyleyen değil ama doğru yerde, doğru anda hekimin karar vermesini destekleyen bir yardımcıdır.
Yapay zekayı, çok sayıda bilgiyi kısa sürede tarayıp anlamlandırabilen hızlı bir sistem olarak düşünebiliriz. Günlük hayatımızda yolumuzu bulan navigasyon uygulamaları ya da telefonumuzu yüzümüzle açmamızı sağlayan sistemler bunun en tanıdık örnekleri. Tıpta ise bu teknoloji, hekimin yerine geçmez; tam tersine, hekimin daha sağlıklı düşünmesine alan açar. Zaman kazandırır, dikkati doğru noktaya yönlendirir.
Ürolojide bu katkıyı en çok görüntüleme yöntemlerinde görüyoruz. Bir tomografi ya da MR incelemesi, bazen yüzlerce hatta binlerce kesitten oluşur. İnsan gözü elbette çok hassas ve değerlidir ama doğal olarak yorulabilir. Yapay zekâ destekli yazılımlar, bu görüntülerdeki küçük ama önemli ayrıntıları hızlıca işaretleyerek hekimin dikkatini doğru noktaya çeker. Bazen bir kez daha görüntülere bakmasına neden olur; bazen de “burayı atlama” diye sessizce uyarır. Özellikle böbrek taşları, prostat hastalıkları ya da tümör değerlendirmelerinde bu destek ciddi bir avantaj sağlar.
Bir diğer önemli alan ne yapılacağına karar verme sürecidir. Örneğin prostat kanseri şüphesi olan bir hastada biyopsi kararı her zaman siyah-beyaz değildir. Klinik bulgular, görüntüler ve laboratuvar sonuçları birlikte değerlendirilir. Yapay zekâ, dünyadaki benzer binlerce vakayı karşılaştırarak hekime bir risk profili sunabilir. Son kararı yine hekim verir; ancak bu karar artık daha sağlam bir zemine sahiptir. Bu da hastalar açısından daha az gereksiz işlem, daha fazla güven anlamına gelir.
Tedavi sürecinde de benzer bir destek söz konusudur. Her hastanın hikâyesi farklıdır; aynı hastalık bile herkeste aynı seyri göstermez. Yapay zekâ, benzer özelliklere sahip hastaların geçmiş sonuçlarını analiz ederek, o hasta için en uygun yolun çizilmesine yardımcı olabilir. Ancak burada anahtar kelime yine aynıdır: “yardımcı”. Çünkü tedavi dediğimiz şey yalnızca verilerin yorumlanmasından ibaret değildir; insanın yaşamı, beklentisi ve kaygıları bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır.
Hastalar bu noktada doğal olarak şunu sorabilir: “Doktorların yerini makineler mi alacak?” Kısa cevap: Hayır. Hatta tam tersi. Yapay zekâ, hekimin teknik yükünü hafiflettiği için hastasına daha fazla zaman ayırmasına, daha sakin ve daha bütüncül değerlendirme yapmasına olanak tanıyor. Ekrana değil, hastanın yüzüne bakabilmek bazen en değerli kazanım oluyor.
Elbette bu teknolojinin de sınırları var. Yapay zekâ, kendisine sunulan veriler kadar iyi çalışır. Etik kurallar, veri güvenliği ve hasta mahremiyeti bu alanda vazgeçilmez başlıklardır. Bu nedenle yapay zekanın tıpta yeri, her zaman hekim kontrolü ve sorumluluğu altında olmalıdır.
Sonuçta şunu unutmamak gerekir: Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, hastayı bir bütün olarak gören, onun kaygısını anlayan, sorularına sabırla yanıt veren ve nihai kararı alan kişi her zaman hekimdir. Yapay zeka ise bu yolculukta, sessiz ama güçlü bir yardımcı olmaya devam edecektir.