Türkiye’de Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri: Sistem, Mekân ve Güvenlik Açısından Yapısal Sorunlar

Yenidoğan yoğun bakım üniteleri (YYBÜ), insan yaşamının en hassas dönemine müdahale edilen, hata payının neredeyse sıfır olması gereken sağlık mekânlarıdır. Ancak Türkiye’de yenidoğanların hastane ortamlarında yaşadığı problemler; yalnızca tıbbi uygulamalarla sınırlı olmayan, sistemsel, yönetsel ve mekânsal eksikliklerle derinleşen çok katmanlı bir soruna işaret etmektedir.
Aileden Kopuk Bakım Yaklaşımı
Türkiye’de birçok yenidoğan yoğun bakım ünitesinde hâlen aileyi süreçten dışlayan bakım modelleri uygulanmaktadır. Anne ve baba, bebeğin bakım sürecine aktif olarak dâhil olamamakta; anne–bebek teması sınırlı zaman dilimlerine indirgenmektedir. Oysa erken temas, emzirme sürekliliği ve annenin bebeğini görebilmesi, yenidoğanın fizyolojik ve psikolojik gelişimi açısından hayati öneme sahiptir.
Mekânsal olarak buna izin vermeyen yoğun bakım düzenleri, anne–bebek bağını zayıflatmakta; bakım sürecini yalnızca teknik bir müdahaleye indirgemektedir.
Fiziksel ve Mekânsal Yetersizlikler
Türkiye genelinde birçok kamu ve özel hastanede yenidoğan yoğun bakım üniteleri;
Aşırı yoğun yatak yerleşimleri,
Yetersiz metrekareler,
Doğal ışık almayan kapalı planlar,
Yüksek gürültü ve yapay aydınlatma baskısı
gibi sorunlar barındırmaktadır. Bu koşullar, yenidoğanın hayati fonksiyonlarını olumsuz etkilerken; sağlık personelinin dikkat ve karar verme süreçlerini de zorlaştırmaktadır.
Yenidoğan ölçeğini gözetmeyen mekânlar, tedavi sürecinin kendisini bir stres kaynağına dönüştürmektedir.
Denetim, Şeffaflık ve Güvenlik Açıkları
Son yıllarda kamuoyuna yansıyan olaylar, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde denetim ve şeffaflık eksikliğini açık biçimde ortaya koymuştur. “Yenidoğan çetesi” olarak anılan vakalar ve Kahramanmaraş’ta kayda geçen görüntüler; bu birimlerde yaşananların çoğu zaman kapalı kapılar ardında kaldığını göstermiştir.
Yenidoğanlar kendilerini ifade edemeyen bireylerdir. Bu nedenle bakım gördükleri mekânların;
Kör noktalar içermemesi,
Sürekli gözetimi mümkün kılması,
Ailenin tamamen dışlanmadığı bir yapıya sahip olması
etik bir zorunluluktur. Denetimin yalnızca idari mekanizmalarla değil, mekânsal şeffaflıkla da desteklenmesi gerekmektedir.
Personel Yükü ve Mekân İlişkisi
Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yaşanan bir diğer temel sorun, personel yükü ile mekânsal yetersizliklerin birleşmesidir. Fiziksel olarak yanlış planlanmış alanlar; personelin hareketini zorlaştırmakta, hata riskini artırmakta ve bakım kalitesini düşürmektedir.
Dar koridorlar, karmaşık sirkülasyonlar ve görsel temasın kısıtlı olduğu düzenler; yoğun bakım gibi yüksek dikkat gerektiren ortamlarda ciddi riskler doğurmaktadır.
Mimari Tasarımın Belirleyici Rolü
Türkiye’de yenidoğanlara ilişkin birçok yapısal sorun, yalnızca sağlık politikalarıyla değil; yanlış veya eksik mimari kararlarla da doğrudan ilişkilidir. Aileyi dışlayan, denetimi zorlaştıran ve yenidoğan ölçeğini dikkate almayan mekânlar; sistemsel sorunları daha da görünmez hâle getirmektedir.
Oysa;
Aile odaklı,
Şeffaf,
Görsel ve fiziksel denetimi destekleyen,
Yenidoğanın duyusal hassasiyetlerini merkeze alan
bir mimari yaklaşım, bakım kalitesini doğrudan artıran bir araçtır.
Sonuç
Türkiye’de yenidoğan bebeklerin hastanelerde yaşadığı problemler; yalnızca bireysel ihmallerin değil, bütüncül bir sistem ve mekân sorununun sonucudur. Yenidoğan yoğun bakım üniteleri; teknik donanım kadar, etik, mimari ve denetim boyutlarıyla da yeniden ele alınmalıdır.
Yenidoğan için mimarlık, estetik bir tercih değil; yaşam hakkının, güvenliğin ve insan onurunun mekânsal karşılığıdır. Bu sorumluluk göz ardı edildiği sürece, yaşanan sorunların kalıcı biçimde çözülmesi mümkün olmayacaktır.