Türkiye’de toplam doğurganlık hızının uzun yıllar sonra nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1 seviyesinin altına inmesi, hem demografik yapı hem de sağlık politikaları açısından kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Arş. Gör. İrem Duman, bu düşüşün yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını, çok boyutlu toplumsal değişimlerin yansıması olduğunu belirtiyor.
Paylaşılan değerlendirmelere göre, doğurganlık ve nüfus artış hızı birbirine karıştırılmaması gereken iki farklı kavram. Doğurganlık hızı düşerken nüfusun kısa vadede artmaya devam etmesi mümkün olabiliyor. Uzmanlar, uzun vadede yaşlı nüfus oranının artmasıyla sağlık hizmetleri, bakım ihtiyacı ve sosyal güvenlik sistemlerinin daha ağır bir yükle karşılaşabileceğini ifade ediyor
Uzman görüşlerine göre, doğurganlıktaki düşüşün başlıca nedenleri şunlar:
• ekonomik belirsizlik ve yüksek yaşam maliyeti
• eğitim süresinin uzaması
• kentleşme ve kariyer planlaması
• çocuk bakım hizmetlerine erişim güçlükleri
• konut ve istihdam sorunları
Arş. Gör. İrem Duman, ebeveynliği erteleyen ya da vazgeçen bireyler için destekleyici sosyal politikaların güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Erken çocukluk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, çalışan ebeveyn destek programlarının geliştirilmesi ve güvenli ekonomik ortamın sağlanmasının doğurganlık kararlarını doğrudan etkilediği belirtiliyor.
Uzmanlara göre, Türkiye’de azalan doğurganlık yalnızca nüfusun sayısal küçülmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kuşak dengelerinin değişmesi, genç nüfus oranının azalması ve sağlık sisteminin önümüzdeki yıllarda artan yaşlı nüfus talebine hazırlanması gerektiğini gösteriyor.
Politika yapıcılara çağrı ise net: Çocuk sahibi olmak isteyenlerin önündeki yapısal engeller kaldırılmadıkça demografik eğilimin tersine dönmesi zor görünüyor.