Bu cümleler artık yalnızca adliye haberlerinin soğuk satırları değildir. Anadolu’nun en derin damarlarından birinde biriken sancının dışa vurumudur. Çünkü toprak, bu ülkede sadece ekonomik bir değer değildir. Hatıradır, emektir, baba ocağıdır, mezar yeridir, haysiyettir. Böyle olunca da çözülemeyen her sınır çizgisi, yalnızca tarlayı değil, aileleri de ikiye böler.
Devletin burada görevi, kavga çıktıktan sonra jandarma göndermekle sınırlı kalmamalıdır. Asıl mesele, kavganın çıkmasına fırsat vermeyecek düzeni kurmaktır.
Kadastro meselesi, mirasla parçalanan tarım arazileri, yıllarca süren mahkemeler, hisseli tapular, fiilî kullanım ile resmî kayıt arasındaki farklar artık klasik bürokrasi hızıyla çözülecek konular değildir. Bir köyde herkesin bildiği sınır ile tapuda görünen sınır farklıysa, orada hukuk gecikmiş demektir. Hukukun geciktiği yerde de ne yazık ki öfke kendine yol arar.
Dünyada bu işin iyi örnekleri var. Almanya, arazi toplulaştırmasını yalnızca tarımsal verimlilik meselesi olarak değil, kırsal barış ve altyapı düzeni olarak ele alıyor. Hollanda’da gönüllü arazi değişimi ve yerel katılımla yürüyen modeller, çiftçinin masadan dışlanmadığı bir yöntem sunuyor. Avrupa’nın birçok ülkesinde küçük, dağınık, verimsiz parsellerin bir araya getirilmesi; yol, sulama, üretim ve mülkiyet düzeniyle birlikte planlanıyor.
Bizim de ihtiyacımız olan budur: Tapu, kadastro, tarım, adalet ve yerel yönetimlerin aynı masada çalıştığı güçlü bir kırsal uzlaşma modeli.
Her ilçede “arazi uzlaşma kurulları” kurulmalı. Miras kalan tarım arazilerinde süreç yıllarca aile içi gerilime terk edilmemeli. Devlet, arabuluculuk, değer tespiti, toplulaştırma ve adil ödeme mekanizmalarıyla devreye girmeli. Hisseli tapu sorunları dijital haritalarla, yerinde tespitle ve hızlı karar süreçleriyle çözülmeli. Tarım arazisi yalnızca miras payı olarak değil, üretim gücü olarak korunmalı.
Çünkü bölünen sadece tarla değildir. Bölünen kardeşliktir, komşuluktur, köy huzurudur.
Bugün çözülmeyen her kadastro dosyası, yarının adliye dosyasına dönüşebilir. Bugün ihmal edilen her miras anlaşmazlığı, yarın bir ailenin yıkım haberi olabilir. Bu nedenle meseleye “iki dönüm yer kavgası” küçümsemesiyle bakmak büyük yanılgıdır. Bazen iki dönüm yer, iki kuşağın suskun öfkesini taşır.
Devlet, toprağın kavga sebebi değil, bereket vesilesi olmasını sağlamalıdır. Bunun yolu da güçlü kayıt, hızlı çözüm, adil paylaşım ve üretimi koruyan akıldan geçer.
Toprak bizi doyurmalı; birbirimize düşürmemeli.