Sigara, Sağlıksız beslenme… Ama Kalp Krizi Neden Bu Kadar Düşüktü?

1960’lı yılların başında ABD genelinde bir kalp krizi salgını baş gösterirken, Pensilvanya eyaletindeki Roseto kasabasında tıp dünyasını şoka uğratan bir tablo açığa çıktı: 65 yaş altı erkeklerde kalp krizi oranı neredeyse sıfıra yakındı. Dahası, genel ölüm oranları komşu kasabalara kıyasla %30-35 daha düşüktü.

Tıp dünyası ayağa kalkmıştı. Bilim insanları Roseto’yu büyüteç altına aldılar. Herkes tıbbi bir mucize bekliyordu; belki genetik bir üstünlük, belki de bölgeye özgü şifalı bir su kaynağı…

Ancak araştırmalar derinleştikçe bilim insanları hayret verici bir gerçekle karşılaştı. Çünkü Roseto halkının yaşam tarzı, dönemin sağlık reçetelerine tamamen zıttı:
• Yemeklerde bolca domuz yağı kullanıyorlardı.
• Yoğun şekilde sigara tüketiyorlardı.
• Sofralarından hamur işi ve karbonhidrat eksik olmuyordu.

Bilimsel açıdan bakıldığında bu insanların sağlık tablosunun bir felaket olması gerekiyordu. Peki, ama nasıl hayatta kalıyor, hatta sağlıklı kalabiliyorlardı?

Biyokimyasal Mucize: Oksitosin

Araştırmacı Stewart Wolf, aylarca kasabayı gözlemledikten sonra tıbbın o güne kadar ihmal ettiği o gizli cevabı buldu: Sosyal doku. Roseto sakini neden kalp krizi geçirmiyordu? Çünkü biyokimyasal bir kalkanları vardı: Oksitosin.

Bu insanlar birlikte vakit geçirdiklerinde, birbirlerine içtenlikle güvenip sarıldıklarında vücut yoğun bir oksitosin (sevgi hormonu) salgılıyordu. Oksitosin damarları genişletiyor, stresin ana kaynağı olan kortizolün damarları büzmesini ve vücutta iltihap (inflamasyon) yaratmasını engelliyordu. Yani tükettikleri doymuş yağlar damarları tıkamaya çalışırken, sosyal bağların yarattığı bu hormonal zırh kalbi koruyordu.

Hasetten Arınmış Bir Toplum

Roseto’da üç kuşak aynı çatı altında yaşıyor, kilise çıkışlarında bitmek bilmeyen sohbetler ediliyordu. Kasabanın yazılı olmayan bir kuralı vardı: Kimse zenginliğiyle övünmüyordu. Varlıklı olanlar bile, komşularıyla aynı sadelik içinde yaşıyordu. Bu durum, modern insanın en büyük stres kaynağı olan "statü rekabeti" ve "haset" duygusunu sıfıra indiriyordu. Yaşlılar toplum için bir yük değil, bir bilgelik kaynağıydı. Stres, sosyal desteğin çelikten duvarlarına çarpıp etkisiz kalıyordu.

Rakamlar ve Ruhun Çelişkisi

Modern tıp bize her zaman şunu söyler: “Ne yersen osun.” Elbette fiziksel sağlık beslenmeyle doğrudan ilişkilidir. Ancak Roseto Etkisi bize başka bir şeyi fısıldıyor: “Kiminle yersen osun.” Bugün spor salonlarından çıkmıyor, en organik besinleri tüketiyor, vitamin haplarına servet döküyoruz. Ama tarihin en yalnız dönemini yaşıyoruz. Akciğerimiz tertemiz, kolesterolümüz ideal olabilir; peki ya ruhumuzdaki o derin izolasyon?

Kalbin Gerçek İlacı

Roseto’nun hikayesi 1970’lerde kasabanın "modernleşmesi" ve geleneksel yapının bozulmasıyla hüzünlü bir sona yaklaştı. Sosyal bağlar koptuğunda, yağlı yemeklerin ve sigaranın yıllarca başaramadığını yalnızlık başardı: Kalp krizi oranları hızla yükseldi.

Belki de reçeteleri güncellemeliyiz. Sağlıklı beslenmek ve hareket etmek elbette şart. Ancak bazen bir akşam yemeğinde dostlarla edilen samimi bir sohbet, en pahalı vitamin hapından daha koruyucudur. Çünkü kalp, sadece kan pompalayan bir kas değil; ait olduğu topluluktan güç alan, yaşayan bir organizmadır.

Sonuç olarak, Roseto bize tıbbın bazen gözden kaçırdığı hayati bir gerçeği hatırlatıyor: İnsan sadece biyolojik bir makine değil, sosyal bir varlıktır. Kalp sağlığımızı korumak için sadece tabağımızdaki gıdalara değil, çevremizdeki insanların samimiyetine de odaklanmalıyız. Çünkü bazen en etkili ilaç bir eczane rafında değil, paylaşılan bir sofranın sıcaklığında gizlidir.